[ Prof.Dr. Osman Şahin ] Hizmet kredisi şahsi menfaatler adına kullanılır mı?

samanyoluhaber yazarı Prof. Dr. Osman Şahin bu haftaki makalesinde 'Güven İnşası' yazı dizisine devam etti

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN - SAMANYOLUHABER.COM 

Güven İnşası 4

Allah Rasûlü (SAV) kıyamet günü ilk hesaba çekilecek ve ateşe girecek üç kişiden birisinin Allah yolunda savaşmış, birisinin malla sadaka vermiş ve diğerinin de Allah’ın kitabını çokça okumuş birisi olduğunu, Allah’ın (CC) onlara: “Siz yalan söylüyorsunuz. Siz, ‘Falan iyi savaşçıdır, falan çok cömerttir, falan da âlimdir.’ desinler diye yapıyordunuz.” Dediğini haber vermektedir. 

Yapılan hizmetler, tahsil edilen ilim, hayırlar ve sevaplar karşısında bir takım dünyevi beklentilere girilmesi ve bunların burada onlara verilmesi bütün yaptıklarını boşa çıkarmakta ve o insanların ilk cehenneme girecekler arasında yer almalarını netice vermektedir.

Muhasibi Hazretleri bunların hallerini “Er-Riaye” adlı eserinde şöyle ele almaktadırlar: “Bir diğer riyâ duygusu ise bir şey isteme, selam verince saygıyla selamının alınması, bir şey alınca ucuza sayılması gibi durumlarda ortaya çıkar. Adam buna meyleder, kendisine bu şekilde davranılması hoşuna gider ve onlardan bunu bekler. Böyle davranmayanı küçük görür. Böyle davrananın kendisine ikram edeceğini bildiğinden alışveriş ve benzeri konularda bilerek ona gider ve bu işten hoşlanır. Yaptığı ibadet, iyilik ve güzel hallerinden ötürü ihtiyaçlarını karşılamayanları ahmak sayar. Ve bu düşünce tarzının amellerini yok edip götürdüğünü bilmez veya inanmaz.

Oysa Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah kıyamet günü çok Kur’an okuyup çok ibadet eden bazı insanlara “Size eşyanın fiyatı düşürülmedi mi? Önce size selam verilmedi mi? İhtiyaçlarınız karşılanmadı mı?” buyurur. Başka bir hadiste “Size herhangi bir sevap yoktur, siz karşılığını yeterince aldınız.” denilmiştir.”

Yazının devamında dünyevi nimetleri dine hizmet etme gibi duygularla terk eden insanların dindarlıklarından dolayı halktan saygı beklemeleri, ihtiyaçlarının karşılanmasını gözetlemeleri ve bir şey satın aldıklarında fiyatının düşürülmesini arzulamaları durumunda diğer insanlardan daha büyük bir tehlike altında oldukları vurgulanmaktadır.
Yapılan hizmetler ve hayırlar karşısında birtakım imtiyazlar elde etme, saygı ve ihtiyaçlarının karşılanması beklentisi içerisinde olma ve bu karşılığı almaları, alışverişlerinde bundan dolayı indirim yapılması, ticari birtakım avantajlara kavuşulması gibi haller bütün manevi kazançlarını yok etmekte ve onları bir müflis durumuna düşürmektedir. Fethullah Gülen Hocaefendi bunların durumunu “İnsan, hizmetlerini “Ben bu hizmet içinde bulunayım, -mesela- şöyle bir merkûba sahip olayım!” mülahazasına bağlarsa, fani bir surette sa’yinin mükâfatını dünyada almış, ahirette de avucunu yalamış olur.” sözleriyle ifade etmektedirler.

Hizmet insanlarını böyle hallere düşmelerinin yol açacağı tehlikeler çok daha büyük olacaktır. Beklentisiz olamayan bu insanlar bir taraftan ahiretlerini berbat ederlerken yani kazanma kuşağında kaybederlerken, diğer taraftan Hizmet-i imaniyeye ve Kur’âniye’ye çok büyük zararlar vermektedirler. 

Son günlerde gündeme gelen Atlanta olayında yaşananlar, Hizmet eden insanların Hizmet’ten kaynaklanan kredibilitelerinin veya nüfuzlarının şahsi fayda temini adına kullanılmasının ne kadar büyük tahribatlara yol açabileceğine çok iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Bu tehlikelerine binaen Hocaefendi sürekli olarak Hizmet’te görev alanların ticaretten uzak olmaları (esnaf olmayanların) ve şahsi menfaat elde edilebilecek töhmet mevziilerinden uzak durmaları gerektiği hususunda tahşidât yapmışlardır. Üstad Hazretleri de İkinci Mektup’ta aynı telkinleri yapmaktadırlar. Her ikisi de gidilen yol peygamberler yolu olduğuna göre onlara ittiba edilmesi, Kur’ân-I Hakîm’de, “Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir.” (10/72) ve “Sizden bir ücret istemeyen, sizden hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun.” (Yâsîn sûresi, 36/21) ayetlerinde ifade edilen hakikatlere uygun olarak hareket edilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadırlar. 

Hocaefendi bu ayetlerden böyle hareket etmeyenlere uyulamayacağı, ittiba edilemeyeceği ve bunlara uyanların ancak ahmaklar olacağı manalarını çıkararak elimize önemli bir kriter vermektedirler (Yürekler Acısı Dünya ve Diriltici Ruh-Bamteli).

Hizmet çevresindekiler ile münasebetler nasıl olmalıdır…

Hocaeefendi “Toplumsal Cinnet” başlıklı Bamteli’nde tebliğ vazifesini deruhte edenlerin Hizmet’ten kaynaklanan çevreleriyle olan münasebetlerinin nasıl olması gerektiğini Allah Rasûlü’nden (SAV) bir örnek ile açıklamaktadırlar: “Allah Rasûlü (SAV) bir yahûdîden veresiye yiyecek satın almış ve borcuna mukabil demirden mâmul zırhını rehin bırakmıştı. Hâlbuki Nebîler Sultanı’nın uğrunda ruhlarını dahi feda etmeye âmâde bulunan Ashab-ı Kiram efendilerimiz küçük bir işaret görselerdi, bütün varlıklarını çok rahatlıkla verebilirlerdi. Fakat İstiğnâ İnsanı (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) Sahabe-i güzine borçlansaydı, onlar, verdiklerini kat’iyen borç olarak görmez ve onu asla geri almazlardı. Hele Hazreti Sâdık u Masdûk’un zırhını borcun teminatı olarak ellerinde tutmaya hiç yanaşmazlardı. İşte, İnsanlığın Medâr-ı Fahrı, böyle bir minnet altında kalmaya kesinlikle razı olamayacağından dolayı, Ashâb-ı Kiram’dan değil de bir yahûdîden borç istemiş ve karşılığında kalkanını rehin bırakmıştı.

Daha da önemlisi, Nezâhetin Hülâsâsı (aleyhissalâtü vesselam) ashabından borç almayı istiğna anlayışına muvafık bulmamış; onlardan hiçbir dünya malı istememeyi, risâlet vazifesine karşılık ücret beklememe esasının icabı saymıştı. Din-i Mübîni tebliğ ve temsil etmesine, insanlara saadet-i dareyn vesilelerini bildirmesine ve hususiyle Sahabe’ye Cennet yolunu göstermesine mukabil en küçük bir menfaat talep etmediğini bu vakıayla bir kere daha ortaya koymuş ve dava-yı nübüvvetin vârislerine yine hüsn-ü misal olmuştu.”

Sıfırlanan İtibar ve Sarpa Saran Yollar…   

Hocaefendi “İrşat Yolcuları İçin En Büyük Kredi: Beklentisizlik” başlıklı Kırık Testi’de kendilerini hak ve hakikati anlatmaya bağlamış adanmışlar için olmazsa olmaz prensipleri şu şekilde açıklamaktadırlar: “Esasında güven telkin etmenin ve muhatabı inandırmanın biricik yolu da budur. Çünkü yaptıkları hizmetler karşılığında bir kısım beklentilere giren ve menfaatler gözeten insanlar, kendilerine yönelen teveccühleri kırmış ve muhatapları nazarında itibar kaybına uğramış olurlar. Bu açıdan eğer siz, “Vira bismillâh!” deyip bir hizmet yoluna girmişseniz, peygamber yolundan ayrılmamalısınız. Size bakanlar, çok rahat, “Bunlar işin içine girdikleri zaman yüz liraları vardı. Ayrıldıklarında baktık, doksan liraları kalmış. Demek ki, sahip oldukları parayı bile koruyamamış ve bu yolda harcamışlar.” diyebilmeliler. Müstağni olma ve beklentiye girmeme prensibi, köy muhtarından devlet başkanına kadar bütün idareciler için gerekli bir vasıf olduğu gibi, kendilerini hak ve hakikati anlatmaya bağlamış adanmışlar için de geçerlidir. Zira onların en büyük dinamiği, beklentisizlik ve adanmışlıktır…

Bu açıdan hiç olmazsa kendilerini iman ve Kur’ân hizmetine adamış olan bir mübarek daire içinde bulunan insanlar, yaptıkları hizmetleri kendi hesaplarına değerlendirmeyi asla düşünmemelidirler. Onlar, hatır ve itibarlarını kullanarak hakları olmayan ne bir ihale almalı ne de başka bir menfaatin peşine düşmelidirler. Onlar, kendileri için en büyük birer dinamik olan adanmışlık ve beklentisizliklerini dünyaya ait böyle bayağı şeyler karşısında feda etmemelidirler. Zaten meşru dairede dünya için uğraşan insanlar var. Cenâb-ı Hak, onlara ticarî hayatlarında büyük kazançlar lütfetmiş, lütfediyor ve onlar da kazançlarını, servetlerini Allah yolunda kullanıyorlar. Rehber konumunda bulunan adanmışlara gelince onların en büyük zenginliği ise hasbîlikleri ve beklentisizlikleridir.”

İnşaAllah, bir sonraki yazıda, bu problemlerin etkin bir şekilde çözülememesinin nedenleri ve meydana gelmemeleri için yapılması gerekenler ile devam edelim.

21 Ağustos 2020 13:41
DİĞER HABERLER