Skandal operasyonda görülmemiş hukuksuzluk

Skandal operasyonda görülmemiş hukuksuzluk
14 Aralık’ta medyayı susturma operasyonuyla gözaltına alınan isimlerden 16’sının ifade işlemleri silahların gölgesi altında İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü binasında tamamlandı.

Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Medya Grubu Başkanı Hidayet Karaca, iki köşe yazısı, bir haber ve bir televizyon dizisinin senaryosunda yayınlananlar nedeniyle 5 gün boyunca zulüm gibi adli süreç yaşadı. Savcı sorgu işlemini adliyede değil emniyette yaptı, 6 saatlik sorgunun ardından gözaltındaki isimler 7 saat boyunca adeta psikolojik baskıya maruz bırakıldı. İşte darbe dönemi hukuku ile keyfi sorgulamadaki skandal ihlaller:

SORUŞTURMA YOK DENDİ, BİR GÜN  SONRA OPERASYON BAŞLATILDI
1- 12 Aralık 2014’te gazeteciler, avuka-tlarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na haklarında bir soruşturma olup olmadığını sordu. Aynı gün 16.30 itibarıyla ‘Herhangi bir soruşturma yoktur’ cevabı yazılı olarak verildi.

MAKUL ŞÜPHE YASASI ÇIKTI, PROJE MAHKEMELER HAREKETE GEÇTİ
2- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 12 Aralık Cuma günü akşam 17.30 sularında onayladığı ‘makul şüphe’ yasası olarak adlandırılan yargı paketi onaylandı. Erdoğan’ın proje mahkemeler diye tanımladığı sulh ceza hakimlikleri eliyle yakalama, arama ve gözaltı kararları çıkarıldı. Terör örgütü soruşturması başlatıldı

HUKUK İŞLETİLMEDİ, MEDYAYA BASKIN YAPILDI
3- 13 Aralık 2014 tarihli soruşturma dosyası ile bir gün sonra, yani pazar sabahı Zaman’ın binasına baskın yapıldı. 30’un üzerinde isme gözaltı kararları çıkarıldı. Türkiye’nin 1 milyon ile en yüksek tiraja sahip gazetesi Zaman’ın Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı çağrılıp ifade alımı gibi hukuki usullere başvurulmak yerine arama ve gözaltı kararı çıkartıldı. Medyaya darbe yapıldı.

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE İFADE ALIMI YAPILDI
4- Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine İstanbul Emniyeti’nde silahların gölgesi altında ifade alımı yapıldı. Sorgu için Emniyet binasının seçilmesi tam bir darbe dönemi uygulaması olarak hayata geçti. Neden emniyette sorgu yapıldığı açıklanmadı.

80 SAAT SORU SORULMADI, HÜRRİYETLERİ KISITLANDI
5- Bir haber ile iki yorum dışında hiçbir somut delil olmamasına karşın operasyon yapılan isimler, haksız şekilde 4 gün gözaltında tutuldu. Hürriyeti tahdit suçu, nefret suçu işlendi. Yaklaşık 80 saat sonra ifade alımına başlandı.

DOSYA İÇERİĞİ SAVUNMA AVUKATLARINA KAPATILDI

6- Dosyaya kısıtlama getirildi. Avukatlar, müvekkillerinin neyle suçlandığını hâlâ öğrenemedi. Dosyayı inceleme talepleri bizzat hakim ve savcılar eliyle reddedildi.

MEDYATİK LİNÇ İLE İTİBAR SUİKASTI YAPILDI
7- Dosya, avukatlara verilmezken yandaş ve havuz medyasına sızdırıldı, soruşturma içeriği deşifre edilip medyatik linç gerçekleştirildi.

25 AVUKAT 10 METREKARE ODAYA MAHKÛM
8- Avukatlar için emniyette bir oda hazırlandı ancak 10 metrekarelik bu odada fotokopi makinesi, bilgisayar, masa, sandalye, kâğıt, su bile verilmeyerek adeta baskı altına alındı. Avukatlar dilekçe hakkını bile kullanamadı.

SİLAHLI POLİSLERİN KUŞATMASINDA SAVUNMA

9- Avukatlar her giriş çıkışlarında hem Emniyet girişi hem de mahkeme sorgu alanı haline getirilen TEM Şube binasında silahlı memurların çevrelediği bir ortamda çalışmak zorunda bırakıldı. Avukatların her giriş çıkışında kimlik tespiti niteliğinde uygulamalar yapıldı.

SORGU BİTİMİNDEN 7 SAAT SONRA BİLGİ VERİLMEDİ
10- Sorgular 23.30 itibarıyla tamamlanmasına karşın savcı avukatlara müvekkilleri hakkında 6-7 saat bilgi vermedi. Sabah 04.00 sularında savcıların Emniyet binasından ayrıldıkları öğrenildi. Sabah 06.15 itibarıyla gözaltındaki isimler sağlık kontrolü için sevk edildi.

AVUKATLARA, ÇAĞLAYAN ADLİYESİ DUVAR OLDU
11- Skandal uygulamalar kısmen Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na da yansıdı. Müvekkillerine ulaşmak isteyen avukatlara, nerede oldukları, adliyeye gelip gelmedikleri bilgisi bile verilmedi.

BARO HUKUKSUZLUK TESPİTİ YAPTI, AÇIKLAMA OLMADI
12- İstanbul Barosu Avukat Hakları İzleme Merkezi’nde avukatların gece yarısı avukatların yaşadığı hukuksuzlukları ve yoksunlukları tespit ettiği öğrenildi. Ancak avukatlara sahip çıkan açıklamalar yapılmadı.

SAVCILARLA GÖRÜŞMELER KISITLANDI
13- Ekrem Dumanlı’nın sorgusu-na Savcı İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğdu’nun katıldığı öğrenildi. Hidayet Karaca’nın sorgusunu ise Savcı Hasan Yılmaz’ın yaptığı ifade edildi. Savcılar ile avukatların görüşmeleri kısıtlandı. Avukatların tespitine göre savcılar, talimatla hareket etti.

DİZİ SEYREDER MİSİN, RAHLE, TAHŞİYE NEDİR?

14- Savcıların şüphelilere sorduğu sorular “komedi sorgulama” olarak kayda geçti. ‘Rahle, tahşiye nedir, Fethullah Gülen’in sohbetlerini izler misiniz? Tek Türkiye ve Şefkat Tepe  dizilerini  izler misiniz?’ soruları yöneltildi.

Basına darbeye tepkiler
Türkiye’de hukuk yok, bunları uygulayanlar hukukçu değil
Muammer Aydın (Eski İstanbul Baro Başkanı): AKP’nin iktidar olması daha sonra da gücü eline geçirmesiyle hukukun üstüne çullanıp bunları yaptığını görüyoruz. İddiaları şüpheli ya da sanık bilemezse onun savunma yapması ya da onun vekilinin savunma yapması mümkün olmaz. Adil yargılanma ilkesi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Suyu bulandırsan da bulandırmasan da seni istediğim şekilde yiyeceğim diyorlar. Ergenekon, Balyoz, Oda TV soruşturmalarında böyle yapıldı. Makul şüpheyi getirmeleri, el koymayı getirmeleri, avukatların dosyayı inceleme yetkilerinin kısıtlanması ve getirdikleri diğer hükümlerle bu 14 Aralık’ın izleri önceden oluşturulmuştu. Nitekim 17 ve 25 Aralık’ı örtmek için de 14 Aralık’ı yapmak zorundaydılar. Ortada delil yok. Aslında Türkiye’de hukuk yok. Bunları uygulayanların da hukukçu olduğuna inanmıyorum.”

Hukuk siyasete alet ediliyor

Prof. Dr. İştar Gözaydın (İdare hukukçusu): Hukukun en önemli haklarından bir tanesi savunma hakkıdır. Avukatların, son derece açık bir şekilde bilgilendirmesi gerekir ki gerektiği şekilde vazifelerini yapabilsinler. Bunun engellenmesi başlı başına açık bir hukuksuzluktur. Bu süreç hukuki değil hukukun siyasete alet edilmesidir. Makul şüphe son derece muğlak, içi her şekilde doldurulabilecek bir şeydir. Oysa hukuktaki temel prensip aksi ispatlanana, suçluluğu ispatlanan kadar herkesin masum karinesi altında olmasıdır. Her birimiz şu anda herhangi bir şekilde bu suçlama altına girebiliriz.

Sorular başka, suçlama başka

Ahmet Nazlı (Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı): Eğer Tahşiye ile ilgili yazar yazdığı yazıdan dolayı serbest bırakılmışsa aynı suçtan dolayı genel yayın müdürü tutuklu bulunuyorsa burada hukuksuzluk vardır. Gazetenin yaptığı bir haberin sorgulamada soru olarak yöneltilmesi hukuki değil. Siyaseten bir yargılama yapıldığı anlaşılıyor. Görüldüğü kadarıyla sorulan sorular ile isnat edilen suç arasında doğrudan bir bağ da görünmüyor. Ayrıca 17 Aralık darbesi olarak bahsedilen konu ile bu sorgulamanın bağlantısını göremiyorum. Suçlamalar ne ile ilgili bilmiyoruz. Sorulan sorular ile darbe iddiasının alakası yok.

Bu soruşturma değil, görevi kötüye kullanma
Ümit Kardaş (Emekli Askeri Hakim): Egemenliğin paylaşımına yönelik silahlı terör örgütü kurmak gibi bir şeyden bahsediyorsunuz bu çok ağır bir şey. Yapılan zaten gazetecilik faaliyeti, tabi bunları söyleyecek, yapacak, yazacak. Bu medya özgürlüğünün, basın özgürlüğünün özüne bir müdahale, merkezine bir müdahaledir. Bunun  zaten hiçbir şekilde sorgusu da yapılamaz, sorulamaz da. O açıdan ben bunu meşru hukuka uymayan bir uygulama olarak görüyorum. “Siz bu şekilde niye haber yaptınız?” ya da “Sizin bu diziden niye sizin iki yazarınız yazı yazdı?” diye bir sorunun soruşturma kapsamında sorulması hukuka aykırıdır, anti-demokratiktir. Bu şekilde soruşturma yönetmek aynı zamanda görevin kötüye kullanılması olur. Yarın öbür gün sorumlu olurlar.ZAMAN

19 Aralık 2014 08:38
DİĞER HABERLER