ABD seçimleri hukuk mücadelesine döner mi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın, posta yoluyla oy kullanılmasında usulsüzlük endişesini gerekçe göstererek, 3 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin ertelenmesi olasılığını gündeme getirmesine hem Kongre üyeleri hem de hukukçular tepki gösterdi.


Trump, Perşembe günkü basın toplantısında, “Oy pusulalarının kaybolduğu ya da sonuçları haftalar hatta yıllar sonra öğrendiğimiz hileli bir seçim görmek istemiyorum” dedi. Hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar, seçim tarihinin Amerikan Anayasası’nca belirlendiğine ve değiştirilmesi yetkisinin yalnızca Kongre’de olduğuna dikkat çekti.

Corona virüsü salgını yüzünden posta yoluyla oy kullanılacak olması sebebiyle, seçim günü bazı eyaletlerden sonuçların gelmesi gecikebilir mi? Reuters haber ajansı olasılıkları derledi.

Sonuçlar gecikebilir mi?

ABD Anayasası uyarınca seçim tarihinin değiştirilmesi yetkisi yalnızca Kongre’de. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğun Demokratlar’da olması sebebiyle böyle bir şey mümkün görünmüyor.

Ancak pandemi sebebiyle posta yoluyla oy kullanma uygulamasının yaygınlaşmasının, sayımda ciddi gecikmelere yol açması muhtemel. Pek çok eyaletten sonuçlar seçim gününden sonra gelebilir. Çünkü yetkililer oy pusulalarını elle açarak imzaları doğrulamak zorunda. Bu yıl içinde yapılan bazı önseçimlerde büyük ölçüde posta yoluyla oy kullanılmış; seçim günü üzerinden haftalar geçmesine rağmen bazı önseçim sonuçları kesinleşememişti.

Demokratlar 3 Kasım’daki seçim sonuçlarında yaşanabilecek böyle bir gecikmenin usulsüzlük iddialarını daha fazla gündeme getirmesinden endişe ediyor.

Cumhuriyetçi Trump’ın Demokrat Parti’den rakibi olan Joe Biden’ın seçim kampanyası ekibinin bilgilendirdiği bir kaynağa göre, Biden’ın ekibi Trump’ın 3 Kasım günü iki parti arasındaki mücadelenin sert geçeceği eyaletlerde, sandık başı oyların sayımında önde olmasına dayanarak, zafer ilan edeceği bir senaryoya hazırlanıyor. Reuters haber ajansına konuşan bu kaynağa göre, Biden’ın kampanya ekibi böyle bir olasılığı “kabus senaryosu” olarak nitelendiriyor.

Aynı olasılığa göre, yoğun nüfuslu kentsel bölgelerden posta yoluyla kullanılan oyların seçimden sonraki günlerde gelmesi ve sonuçların Demokrat Parti lehine dönmeye başlamasıyla, Trump üstünlüğü kaybetme sürecine girebilir ve seçimin kendisinden çalınmaya çalışıldığını iddia edebilir.

Tartışma mahkemeye taşınabilir mi?

ABD’de her eyaletin posta yoluyla oy kullanılmasına ilişkin farklı yasaları var. İmzaların eşleşmesi, son başvuru tarihleri ve posta damgası gibi koşullar, hangi oy pusulalarının düzgün bir şekilde sayılması gerektiği konusu, Demokratlar veya Cumhuriyetçiler tarafından mahkemeye taşınmasına yol açabilir.

Bu yıl içinde başkan adaylarının belirlendiği önseçimler, oy pusulalarının posta yoluyla zamanında gönderilmesi konusunda ciddi sorunların yaşandığını ortaya koymuştu. Hem seçim görevlileri hem de postaneler yoğunluk yaşamıştı. Kendilerinden kaynaklanmayan sebeplerle oy pusulalarını zamanında alamayan seçmenler haklarını kaybedebilirler. Bu da yarışın sonucunun çok az farklarla belirlendiği eyaletlerde davaların açılmasını tetikleyebilir.

Farklı eyaletlerde açılan davalar tıpkı 2000 yılındaki başkanlık seçimlerinde olduğu gibi ABD Anayasa Mahkemesi’ne taşınabilir.

2000 yılındaki seçimlerde, muhafazakar eğilimli Anayasa Mahkemesi oyların yeniden sayılması işlemini durdurmuş; Cumhuriyetçi George W. Bush, Demokrat Partili rakibi Al Gore’u Florida eyaletinde 537 oy farkla yenmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin şu anki dengesine bakıldığında, muhafazakar çoğunluğun oy kullanma kısıtlamalarından yana bir tavır sergilediği söylenebilir. Ancak hukuk uzmanları bu durumun, seçim sonuçlarında bir anlaşmazlığın yaşanması halinde, mahkemenin Trump’tan yana tavır alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

Seçiciler Kurulu

Bazı uzmanlar, seçim sonuçlarının mahkemelere taşınmasından öte Seçiciler Kurulu konusunda yaşanabilecek bir anlaşmazlığın daha endişe verici olduğunu söylüyor.

ABD’deki seçim sistemine göre, halk oylarının çoğunluğunu alan aday başkan seçilmiyor. Anayasa uyarınca, Seçiciler Kurulu olarak bilinen 538 delegenin oyu kazananı belirliyor. Uygulamada, bir eyalette halktan daha fazla oy alan aday genellikle, sayıları eyalet nüfusuna göre belirlenen delegelerin oyunu da topluyor. Her eyaletin valisi, seçicilerin oylarını tasdik ediyor ve daha sonra da onay için Kongre’ye gönderiyor. Bu seçim döneminde bu işlemin 14 Aralık’ta yapılması öngörülüyor.

Amherst College’dan hukuk profesörü Lawrence Douglas, “Gidecek mi?” adını taşıyan yeni kitabında, kararsız eyaletler olarak nitelenen Michigan, Wisconsin ve Pennsylvania’da sonuçların her iki tarafın da zafer ilan edebileceği kadar yakın çıktığı bir senaryodan söz ediyor.

Lawrence Douglas’ın kitabında yer verdiği bu senaryoya göre, Cumhuriyetçiler’in kontrolundaki bir eyalet meclisi, delege oylarının Trump’a gittiğini gösteren belgeleri iletebilir; aynı eyaletin Demokrat valisi ise delege oylarını Biden’ın kazandığını gösteren belgeleri gönderebilir.

ABD tarihinde daha önce de eyaletlerin, delege oylarını farklı gösteren belgeler gönderdiği durumlar yaşanmıştı. Seçim sonuçlarının aylarca sürüncemede kaldığı 1876 seçimleri bu durumun bir örneği.

O dönem yaşanan ihtilaf, parti yetkililerinin Cumhuriyetçi Rutherford B. Hayes’e başkanlığın verildiği; karşılığında da İç Savaş’tan kalan ABD askerlerinin Güney eyaletlerinden çekildiği bir anlaşmayı sağlamasıyla aşılabilmişti. Anlaşma bu eyaletlerde ırksal ayrımcılık yasalarının çıkarılmasının önünü açmıştı.

Anayasa Mahkemesi yakın zamanda, bir eyaleti kazanan adaydan başka adaya oy veren “sadakatsiz delegelerin” söz konusu eyaletçe cezalandırılabileceğine hükmetti. Ancak çok sayıda eyalette sadakatsiz delegelere karşı bir düzenleme bulunmuyor.

Federal Seçmen Sayım Yasası uyarınca, Seçici Kurul anlaşmazlıklarının çözülmesinden Anayasa Mahkemesi değil Kongre sorumlu. Ancak Douglas’a göre yasa son derece muğlak ve görüş ayrılığına düşen bir Kongre’nin çözüm üzerinde anlaşması kolay olmayabilir.

Douglas, “Anayasa hukuku sistemimizin bir seçim kriziyle baş edebilecek şekilde düzenlenip düzenlenmediğini soracak olursanız, cevabım hayır olur” diyor.

Başkan asker eşliğinde Beyaz Saray’dan çıkarılabilir mi?

Bazı uzmanlar, Biden’ın seçimin kazananı ilan edilmesine rağmen Trump’ın yenilgiyi kabul etmemesi halinde, ülkedeki demokratik normların kalıcı şekilde hasar göreceğinden endişeli.

Profesör Lawrence Douglas, görev devrinin barışçı bir şekilde yapılmasının ABD demokrasisinin en önemli özelliği olduğuna dikkat çekiyor. Douglas 2000 yılındaki seçimin, Anayasa Mahkemesi’nin Bush ve Al Gore konusundaki kararıyla değil; Gore’un kabul etmesiyle sona erdiği görüşünde.

Joe Biden, Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılmayı reddetmesi halinde, ordunun eşliğinde çıkmak zorunda kalabileceğini gündeme getirmişti. 20 Ocak’ta yemin ederek başkan olarak göreve başlayacak olan kişi, hem silahlı kuvvetleri hem de Gizli Servis gibi yürütmeye bağlı güvenlik dairelerini komuta edecek.

Reuters’a göre Trump’ın söyleminin, milyonlarca destekçisini seçimlerin hileli olduğuna ikna etmesi ve hatta aylardır devam eden ırkçılık karşıtı protestoların ardından yeni olaylara yol açması da olası.

Loyola Marymount Üniversitesi’nden anayasa hukuku profesörü Justin Levitt, Başkan Trump’ın seçimin ertelenmesini gündeme getirdiği Twitter paylaşımını “Başkan’ın seçim sürecini yasadışı kılma çabasının bir başka örneği” olarak niteledi.

Michigan eyaletinde Demokrat gönüllülerin eğitimine destek veren ve seçim davalarına bakan avukat Mark Brewer, uzun sürecek bir hukuk mücadelesinin başlamasını önleyecek en iyi yolun Biden’ın seçimi büyük bir farkla kazanması olduğunu belirtiyor.
01 Ağustos 2020 16:17
DİĞER HABERLER