ABD'de kritik pazarlık sürüyor... Halkbank ve İran masada

ABD Türkiye arasında Halkbank'a verilecek ceza konusunda sıkı bir pazarlık halindeler... Zira bu ceza iki ülke ilişkilerini de doğrudan etkileyecek...
Ahvalnewe internet sitesi ABD Türkiye ilişkileri ile ilgili bir Haber Analiz yayınladı... 

Uzmanlar ve gözlemciler Ahval’e verdikleri demeçte, İran nükleer anlaşmasından çekilen ve daha fazla İran karşıtı devlet politikası benimseyen Trump yönetimindeki yeni politika değişimi kapsamında, İran’ın kontrol altına alınmasında Türkiye’nin ABD için olası bir ortak olmayacağını söylüyor. 

Yakın geçmişte, Türk yetkililer ve işadamları İran ile yaptırımlara aykırı işler yapmıştı.  Ancak, bu aralar Türkiye, Cenevre'deki Batı destekli barış görüşmelerini baltalayan Astana'daki barış görüşmeleri için İran ve Rusya ile işbirliği yaptığından İran'a çok daha yakın. 

Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 21 Mayıs'ta yeni İran stratejisini açıklayarak “Dünya çapında faaliyet gösteren İranlı ajanları ve onların Hizbullah gibi yandaşlarını takip edeceğiz ve onları ezeceğiz. İran, bir daha asla Ortadoğu'da egemen olmak için hareket serbestisine sahip olmayacak” dedi. 

Trump yönetimi, son dönemlerdeki en İran karşıtı şahin yönetimlerden birisi olarak biliniyor. Bu yönetime, Türkiye ile ilişkilere yaklaşımı hâlâ tahmin edilemeyen, ancak bölgedeki İran yandaşlarını daha şimdiden tehdit eden Mike Pompeo da katıldı.

Pompeo, Erdoğan’ın 2016’daki darbe girişimini başarısızlığa uğrattığının netleştiği 16 Temmuz’un ilk saatlerinde attığı bir twitte Erdoğan'ı “Türkiye’yi İslamcı bir diktatörlüğe dönüştürmekle” suçlamıştı.  

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasilerin Savunulması Vakfı’nda (Foundation for Defense of Democracies) araştırma başkanı yardımcısı olan Jonathan Schanzer, “Pompeo'nun Erdoğan hakkında herhangi bir yanılgısı olduğunu sanmıyorum.

Yeni dışişleri bakanının Türkiye’ye ve Türk dış politikasına yönelik bir açıklamasını henüz görmedim. Beklentim, daha sert bir tavır alması ve Ankara'nın NATO cephesine dönmesi için talepte bulunması. Bu doğrultuda açık bir mesaj olmadan, Türkiye'nin Washington'dan ve Batı'nın geri kalanından daha çok uzaklaşacağının görülmesi kemen hemen kesin” diyor.

Üstelik ABD Hazine Bakanlığı Perşembe günü, yeni ABD yönetiminin İran’a yönelik daha sert politikalarının bir parçası olarak, terör listesinde bulunan örgütlerle bağlantılı ve ABD yaptırımlarına maruz olan İran şirketlerine destek verdikleri için bir Türk vatandaşına ve dört Türk şirketine yaptırım kararı aldı.

ABD Hazine Bakanlığının eski bir terör finansı analisti olan Schanzer “Türkiye'deki tedarik ağlarına yönelik yeni yaptırımlar, Zarrab döneminden kalan yasadışı sorunların Türkiye'de hâlen devam ettiğine bir işaret. Geçmişte Hazine Bakanlığı, ittifakın olumlu bir yolda kalmasına yardımcı olmak için bunu daha sessizce halletmeye çalışmış olabilir. Bence, bu yaptırımların ilan edilmesi, ABD’nin artan hayal kırıklığının bir işareti” diyor.

İran asıllı Türk altın tüccarı Reza Zarrab, Kasım ayında New York'ta hâkim karşısına çıktı ve ABD hükümetinin tanığı oldu. Kendisi yaptırımlara aykırı olarak petrol karşılığında İran'a altın göndermekle suçlandı ve Halkbank yöneticisi olan Mehmet Hakan Atilla Zarrab’ın şemasının bankada sorunsuz bir şekilde çalışmasını sağladığı gerekçesiyle 5 ayrı suçtan hüküm giydi.

Geçtiğimiz hafta, Atilla 32 ay hapis cezasına çarptırıldı. Türk yetkililerin İran'la yapılan yaptırımlara aykırı işlerin bir parçası olmasından dolayı, bu durum Türk-ABD ilişkilerinde daha fazla gerilime yol açıyor.

Zarrab ve Atilla davasının sarsıntıları henüz geçmedi. Uzmanlar ve gözlemciler benzer bir şekilde, çoğunlukla 2011-2015 yılları arasında İran yaptırımlarının ihlal edilmesindeki rolünden dolayı Halkbank’a ABD makamları tarafından ağır bir ceza verilmesini bekliyor.

Schanzer “Halkbank ve ABD yetkililerinin şu anda müzakerede bulunduğunu” söylüyor ve ekliyor:

“Halkbank'ın yaptırım ihlallerinden dolayı kesilecek cezaya ilişkin uzlaşma arayışı, iki tarafın anlaşmaya vardığına dair herhangi bir işaret olmaksızın devam ediyor. Erdoğan'ın, seçimlerin sonrasına kadar herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini zannetmiyorum. Aslında bu, onların harekete geçme kararında bir rol oynamış olabilir.’’

Dış İlişkiler Konseyi’nde (Council on Foreign Relations) Türkiye ve Ortadoğu uzmanı olan Steven Cook “Türkler makul büyüklükte bir cezayı kabul edeceklerini söylüyorlar, ancak bunun ne anlama geldiğini açıklamıyorlar. Ayrıca, çok büyük bir cezanın “siyasi ceza” olarak kabul edileceğini de ileri sürüyorlar. Sonuç olarak, bu şartlar altında ilişkilerin daha da gerilmesi muhtemel gözüküyor” diye belirtiyor.

ABD Temsilciler Meclisi geçtiğimiz Perşembe günü, Rus S-400 hava savunma sistemini satın alma kararından ötürü Türkiye'yi cezalandıracak bir tasarıyı kabul etti. Bu tasarı Türkiye'nin F-35 uçaklarını satın almasını engelleyecek ve daha da öte ekonomik kargaşa ve yaklaşan 24 Haziran seçimleri sırasında Türkiye’yi yaptırımlara maruz bırakacak.

İran, Ankara ve Washington arasında daha da büyük bir sorun hâline geliyor. Mayıs ayı başlarında Erdoğan, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilme kararına rağmen, İran’la yapılan bu çok taraflı anlaşmayı desteklediğini ifade etmişti. 

İki Partili Politika Merkezi'nde (Bipartisan Policy Center) kıdemli politika analisti olan Nicholas Danforth, “Suriye’de, YPG’den ziyade Amerikan güçlerinin kullanılarak sahadaki İran’ın kontrol altına alınmasına odaklanan bir Amerikan stratejisi, Ankara’dan gerçek bir destek alabilirdi” iddiasında bulunuyor. 

Hükümet yanlısı Daily Sabah gazetesi Şubat ayındaki bir başyazısında, İran’ın kontrol altına alınması için Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyulacağını ileri sürdü ve Washington'a YPG'ye desteği kesmesi çağrısında bulundu.

İran destekli militanlar, Türkiye'nin Afrin'e saldırdığı ve orayı ağır bir şekilde bombaladığı Şubat ayında Kürtlere kısa süreliğine yardım etmişti.

Fakat, aynı zamanda YPG bağlantılı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile İran destekli militanlar arasında Deyr ez-Zor bölgesinde çatışmalar ve rekabet vardı.

Washington, hâlihazırda SDG’yi IŞİD'e karşı mücadelesinde destekliyor ve uzmanlar “İran etkisinin kırılması için SDG’nin sürekli ABD desteği alması gerektiğini” savunuyor.

ABD Savunma Bakanlığı, “Amerikan ordusunun Doğu Suriye'deki istikrarı sağlama çabalarına katılımının, aksi durumda ortaya çıkabilecek bir güvenlik boşluğunu İran’ın ve yandaşlarının doldurmasını engellemek için gerekli olduğu” kanaatinde.

ABD başkanı Trump, daha önce Suriye'den çekilmek istediğini söylemişti, ancak şu anda fikrini değiştirmiş görünüyor. 

Washington'daki Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi'nde (Center for a New American Security) araştırmacı olan Nicholas Heras “Özünde, ABD'nin İran'ın etkisini kırmak için Türkiye'ye muhtaç olduğu düşüncesi, Türkiye’nin ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın rehberliğinde, Ortadoğu’dan daha geniş bir alanda gücünü yeniden tesis etmek isteyen yeni bir Osmanlı devleti” olarak okunmasına bağlı” diyor.

Heras'a göre bazıları, özellikle Türkiye'nin ve İran'ın kendileri hakkında rekabet edebileceği Ortadoğu'nun Arap ülkelerindekiler, Türk devletini İran nüfuzu yönelik doğal bir rakip ve engel olarak görüyor. 

Heras sözlerine şöyle devam ediyor: “Suriye’deki kanı şu şekilde: ABD Türkiye’yle yeniden yakınlaşmayı başarırsa, iki ülke birlikte, Esad ve İran’ın sıkıştırılacağı ve Kuzey Suriye boyunca uzanan geniş bir NATO bölgesini kontrol edebilir.” 

Ancak, Tel Aviv Üniversitesi'nin Moshe Dayan Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (Centre for Middle Eastern Studies) araştırmacı olan Ceng Sagnic'e göre, mevcut durumda bu gerçekçi değil.:

“Türkiye'nin ABD ile anlaşmazlıkları, İran'a karşı Ankara’nın Washington'la ikili olmasına izin vermeyecek kadar derin” diyor ve ekliyor “Özellikle hükümet tarafından körüklenen ve gittikçe artan Batı karşıtlığı, Ankara'nın İran'a karşı böyle bir tavır almasının önündeki en büyük engellerden birisi. Bu, Türkiye'nin Astana sürecindeki Rusya ve İran ile olan ortaklığıyla birleştirilebilir.”

Bu nedenle, iktidardaki AKP’nin seçim manifestosu “ABD'yle ilgili sorunların üstesinden gelineceğini” belirtse de, Ankara için durum iç açıcı görünmüyor. İran'a uygulanan yeni yaptırımlar Türkiye'yi kesinlikle etkileyecek.

Bu konuyla ilgili olarak Danfort “Bununla birlikte, esasen yaptırımlara odaklanan bir strateji, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimin artmasına yol açabilir. Ankara, İran'ın bölgede artan jeopolitik rolüne karşı koyarken bile İran ile kârlı ikili ticaret ilişkilerini sürdürmeye istekli” diyor. 

Cook “ABD ile geleneksel Avrupalı ve NATO müttefikleri arasında fikir aykırılıkları olduğu açık. Şüphesiz, Türkler nükleer anlaşmanın İran'ın nükleer programının ilerlemesini engellemenin en iyi yolu olduğuna inanıyor. Ayrıca, İran'la ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik Türkiye'nin uzun süreli, AKP öncesine dayanan çabaları da var” diyor. 

Ayrıca, Cook “Bir Türk şirketinin İran'da iş yapması durumunda, sonraki Amerikan yaptırımlarının hedefi olacak. Bu durum, Türk ekonomisinin zayıflığının gerçekte yapısal olduğundan ve şu anda hükümetin üstlenmek istemeyeceği acı verici değişiklikler gerektirdiğinden, bir sorun teşkil ediyor” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Nükleer anlaşmanın geleceğine dair belirsizliğin ve ABD ile İran arasındaki çatışma potansiyelinin artmasının bir sonucu olarak enerji fiyatlarının yükselmesi durumunda, Türkiye'nin mevcut cari açığı daha da artacak. Bu da bir problem.”

Sagnic'e göre, Türk hükümeti geçtiğimiz on yıl içinde yaptığı hataları tekrarlamaktan kaçındığı sürece, yaptırımların ne Türkiye’ye ne de dünya çapındaki Türk varlıklarına doğrudan bir etkisi olmayacak.

Bununla birlikte,

“Yaptırımların yenilenmesi hâlinde Tahran'ın büyük olasılıkla likidite sorunlarını aşmak için Türkiye ile olan ekonomik ilişkilerini (özellikle altın ticareti) geliştirmeye çalışacağı” tahmininde bulunuyor ve ekliyor “Bir başka deyişle İran hükümeti, bir zamanlar Türkiye'nin, bazı Türk bankalarının ve Türk işadamlarının uluslararası yaptırımları baypas etmek için kullandığı ve hükümetin kendisi tarafından desteklendiği iddia edilen eski kanalları yeniden devreye sokma girişiminde bulunabilir.”

Bu konuda, Sagnic “Türk hükümeti, yaptırımların yenilenmesi ile birlikte İran'la ekonomik ilişkileri daha detaylı inceleneceğinden daha temkinli olmalı” ikazında bulunuyor. 

Suriye, Gülen dosyası ve ABD’nin Kürt gruplara desteği konularında Türkiye ile ABD arasında süren anlaşmazlıklardan dolayı Türkiye’nin İran’ın kontrol altına alınmasına yardımcı olması da pek olası değil. Sagnic:

“Türkiye’nin İran’ın kontrol altına alınması için ABD hükümetiyle ortaklık yapması beklenemez, ne de Türkiye’nin böyle niyetinin olacağı” iddiasında bulunuyor ve sözlerini şöyle bitiriyor “Bu yüzden, İran’ın yalıtılmış durumundan faydalanarak tehlikeli bir oyun oynamaktansa, İran'la ticari işlemlerden uzak durulması ve ABD-İran anlaşmazlığında tarafsız kalınması Türkiye için daha akıllıca olacaktır.”
29 Mayıs 2018 11:25
DİĞER HABERLER