AB'de Ortadoğu çatlağı: Borrell'den uyarı

Ortadoğu politikalarında ortak bir tutum sergilemeyen AB, "Ne düşmanları ne dostları ciddiye alıyor" eleştirisine hedef oldu. AB’nin Dış İlişkiler Yüksel Temsilcisi Borrell de "güvenilirlik" uyarısında bulundu.
DW Türkçe'de yer alan habere göre Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'i hedef alan terör saldırısı sonrasında Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, Avrupa Birliği'nde (AB) adeta kaosa yol açtı.

Üye ülkelerin bölgede tırmanan gerilime yönelik olarak ortak bir tutum ve söylem belirlemekte zorlanmaları, birliği temsil eden siyasi aktörlerin kritik anlarda farklı, kimi zaman çelişen açıklamalar yapmaları, AB'yi eleştiri oklarının hedefi haline getirdi.

"Ne düşmanları ne de dostları ciddiye alıyor"

Avrupa Politika Analiz Merkezi'nin (CEPA) kıdemli uzmanı Edward Lucas, "Ne düşmanları ne de dostları Avrupa dış politikasını ciddiye alıyor" sözleriyle AB'yi eleştirdi.

Lucas, CEPA tarafından yayımlanan analizinde AB'nin Ukrayna'ya güçlü destek gösterdiğini anımsattı, buna karşın Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda sergilediği tutumunun ise "hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı yaratan bir tezat oluşturduğunu" vurguladı.

"Avrupa bölünmüş durumda"

Bazı ülkelerin İsrail'in kendini savunma hakkının sadık destekçisi olduklarına, diğerlerinin ise zor durumdaki Filistinlilerle içgüdüsel bir dayanışma hissettiklerine işaret eden Lucas, Avrupa'nın Ukrayna'dan farklı olarak Ortadoğu konusunda bölünmüş durumda olduğunu kaydetti.

Oysa Lucas'a göre Avrupa'nın Ortadoğu'da çok önemli çıkarları bulunuyor. İstikrarsızlık ve ihtilafların bölgede yoksulluğu ve göçü tetiklediğini anımsatan Edward Lucas, "Ayrıca AB kaldıraç gücünden de yoksun değil, nüfus itibariyle Hindistan ve Çin'den sonra üçüncü sırada yer alıyor, ayrıca ABD'den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumunda. Büyük kültürel, finansal ve ticari nüfuza sahip. Kendisini gururla 'Filistin halkı için en önemli donör' olarak tanımlıyor ve Batı Şeria'yı yöneten Filistin Yönetimi ile Gazze'de faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler'in yardım ajansına para aktarıyor. Bunun karşılığında ise çok az şey alıyor" değerlendirmesine yer verdi.

"ABD'nin AB'ye güvenlik desteği azalabilir" uyarısı

ABD'den farklı olarak AB'nin Ortadoğu'daki tüm ülkelerle diplomatik ilişkileri bulunduğuna dikkat çeken Lucas, buna karşın Avrupa'nın bölgede çok etkisiz kaldığını, Tahran ile Riyad yakınlaşmasını AB'nin değil  Çin'in sağladığını hatırlatarak ifade etti, "Ortadoğu, Avrupa'nın ulusal hükümetleri için kazançlı ve dikkat dağıtıcı olacak kadar yakın, ancak zihinlerin ortak, etkili bir stratejide odaklamasını sağlayamayacak kadar da çok uzak görünüyor" eleştirisini yöneltti.

Kararlı ve tutarlı bir Avrupa politikasının Avrupalıların küresel sahnede ciddi aktörler olarak algılanmasını sağlayabileceğini belirten Lucas, "Bu da düşmanların caydırılmasına yardımcı olur. Ama daha da önemlisi, dostları etkiler. Önümüzdeki yılların en büyük sorusu, ABD'nin büyük meydan okuması olan Çin'le başa çıkmada Avrupa'nın yardımına ne kadar güvenebileceği ve karşılığında ne kadar transatlantik güvenlik yardımı sunacağıdır. Son günlerde yaşananlar dikkate alındığında yanıtın 'çok değil' olacağı açık. Sonuç olarak özgür dünyadaki herkes daha kötü durumda olacaktır" ifadelerini kaydetti.

İnsani ateşkes ve insani koridor tartışmaları

AB ülkelerinin dışişleri bakanları pazartesi günü Lüksemburg'da bir araya gelerek, Gazze'deki Filistinlilere insani yardımların nasıl ulaştırılabileceğini masaya yatırdılar, görüş ayrılıklarını aşmaya çalıştılar. Üye ülkeler, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in "insani ateşkes" önerisinin yanı sıra yardımlar için bir "insani koridorun" açılıp açılamayacağını tartıştılar.

Almanya ve Avusturya gibi üyeler İsrail'in kendini savunma hakkının bulunduğunu, Hamas'ın İsrail'e roket fırlatmaya devam ettiği bir süreçte İsrail'den kendisini savunmasına son vermesinin istenemeyeceğine dikkat çekerken, İrlanda, İspanya ve Hollanda gibi diğer bazı ülkeler "insani ateşkes" sağlanması gerektiği, "Gazze'deki masum sivillerin ve özellikle çocukların acısının ulaştığı boyutun kabul edilemez" olduğunu savunuyor.

"AB fırsatı kaçırdı"

AB'de hararetli tartışmalar sürerken, dikkat çekici bir açıklama da Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jeans Asselborn'dan geldi.

Asselborn, AB'nin Ortadoğu'daki ihtilafta tansiyonun düşürülmesinde bir rol oynamasına ihtimal vermediğini, birliğin son yıllarda bu ihtilafın çözümüne somut katkı sağlayacak öneriler geliştiremediğine, fırsatı kaçırdığına, artık bölgede belirleyici bir aktör olmadığına dikkat çekerek, şunları kaydetti:

"AB, çözüm önerileri konusunda net bir tutum sergilemekte başarısız oldu. Buna, 1967 sınırlarına tabi bağımsız bir Filistin devleti inşası ve Kudüs'ün İsrail ve Filistin'in başkenti olması dahil. Son yıllarda artık bunu bir kağıda dökebilecek bir durumda bile olamadık. Bizim AB'de buna ilişkin bir pozisyonumuz artık yok."

İki haftadır AB'yi temsil eden siyasi aktörlerin yaptıkları açıklamalardaki farklılıklar da eleştirilere yol açıyor.

Örneğin Hamas'ın İsrail'e saldırısının hemen ardından bir AB komiserinin "Filistinlilere kalkınma yardımları durdurulacak" açıklaması tepkiye yol açmış, Brüksel açıklamayı "yardımlar durdurulmayacak" diye düzeltmek zorunda kalmıştı.

Aynı şekilde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'ın İsrail'e destek ziyareti ve burada İsrail'e güçlü destek açıklarken Gazze'deki duruma değinmemesi de tartışmalara yol açtı, bazı üye ülkeler Von der Leyen'ın birliğin dış politikasından sorumlu olmadığına dikkat çekerek sözlerinin AB'nin ortak görüşünü yansıtmadığını duyurdu. Hatta uluslararası basında Von der Leyen'ın tek başına hareket ettiği, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile şahsi bir rekabetinin bulunduğu yönünde haberler yer aldı.

Borrell'den "güvenilirlik" uyarısı

AB'nin Ortadoğu konusunda ortak bir tutum belirleyememesinin uluslararası alandaki yankıları sürerken AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in bugün yayımlanan blog yazısında verdiği mesajlar dikkat çekti.

"İsrail-Filistin: AB neyi temsil ediyor?" başlıklı yazısında Borrell, "İsrail ve Filistin'deki dramatik gelişmeleri ele alma şeklimiz, AB'nin önümüzdeki yıllardaki güvenilirliğini ve küresel rolünü belirleyecektir" ifadelerine yer verdi.

Hamas'ın İsrail'e saldırdığı 7 Ekim sabahı, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırdığı 24 Şubat 2022 tarihindekine benzer duygular yaşadığını aktaran Borrell, bu hissiyatını "Tarihte, büyük insani acılara yol açacak ve AB'nin gelecek yıllardaki küresel rolünü belirleyecek bir başka belirleyici anla karşı karşıya kalacaktık" sözleriyle aktardı.

"İsrail'in kendini savunma hakkının sınırları var"

Yazısında, "Hamas bir tür cihatçı kıyım ile mümkün olduğunca çok Yahudi öldürmek istedi. Hamas'ın bir terör örgütü olduğuna dair bir teyide ihtiyaç duyuluyorsa, son eylemleri bunu sağladı" tespitini aktaran Borrell, İsrail'in de elbette kendisini savunma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Bununla birlikte Borrell, "Ancak, tüm haklarda olduğu gibi, bu hakkın da sınırları vardır ve bunlar uluslararası hukuk ve özellikle de uluslararası insancıl hukuk tarafından belirlenen sınırlardır. Su ve elektrik kaynaklarının kesilmesi ve sivillere evlerini terk etmeleri için baskı yapılması uluslararası hukuka  aykırıdır" görüşünü kaydetti.

"Hamas Filistin halkıyla karıştırılmamalıdır ve Gazze'deki sivil halk Hamas'ın suç teşkil eden eylemlerinden kolektif olarak sorumlu tutulamaz. Bu konuda Amerikalı müttefiklerimizle aynı görüşteyiz: Başkan Biden da İsrail hükümetine, İsrail'in savaş hukukuna riayet etmesinin kritik bir gereklilik olduğunu vurguladı" ifadelerine yer veren Borrell, Hamas'ın terör saldırılarını en sert şekilde kınadıklarını, rehinelerin önkoşulsuz serbest bırakılması çağrısı yaptıklarını anımsatarak, şu ifadelere yer verdi:

"Ama Filistinlilerin trajik can kayıpları da yürek parçalayıcı. Unutmayalım ki insanları insan olarak görmemek her zaman en kötü şiddetin başlangıcıdır. Barış içinde yaşamak isteyen Filistinli sivillerin insanlığını da görmezden gelemeyiz. Büyük bir kısmı çocuk olmak üzere binlerce insan hayatını kaybetti. Korkunç koşullarda hayatlarını kaybeden İsraillilerin yasını tutuyoruz. Bu çatışmanın masum kurbanları olan Filistinli çocukların da yasını tutuyoruz."

Siyasi tutarlılığa vurgu

Filistin halkına yardımların Hamas tarafından kullanıldığı iddiası için "Bu gerçek değil" diyen Borrell, ayrıca AB açısından "siyasi tutarlılığın" büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, "Değerlere ve normlara bağlılığımız 'çifte standart' eleştirisine yer bırakmamalıdır. Ve buna sözlerimiz ve eylemlerimizle karşı koymalıyız" uyarısında bulundu.

Özeleştirisini, "Çok uzun zamandır Filistin meselesini sanki artık yokmuş ya da kendiliğinden çözülecekmiş gibi geçiştirmeye çalıştık" sözleriyle sürdüren Josep Borrell, 100 yıllık İsrail-Filistin ihtilafında yeni bir evreye girildiğini belirtirken, "Bu küresel barış için çok büyük tehlike arz edebilir ve uluslararası toplum bunu önlemek için harekete geçmeli" ifadelerini yer verdi.

"Uçurumun uçundayız"

Barışın kendiliğinden gelmeyeceğini, inşa edilmek zorunda kalınacağına işaret eden Borrell, bu yöndeki çabalarını iki devletli çözüme odaklanarak güçlendireceklerine işaret ederek şunları kaydetti:

"En zor kararlar her zaman uçurumun kenarında alınır. Ve biz şu anda uçurumun kenarındayız. Her ne kadar uzak ve zor görünse de, iki devletli çözüm bildiğimiz tek uygulanabilir çözüm olmaya devam ediyor. Ve eğer elimizde tek bir çözüm varsa, tüm siyasi enerjimizi bu çözüme ulaşmak için harcamalıyız."
23 Ekim 2023 20:53
DİĞER HABERLER