'Adaleti temsili edenler güçlünün değil, haklının yanında olmalıdır'

Manisa Barosu Başkanı Ali Arslan, adaleti temsil edenlerin güçlünün değil, haklının, adaletin yanında olması gerektiğini söyledi. Arslan, adalete güven her geçen gün azaldığını kaydetti.

Yıllar süren ve bütün süreçte "darbe" olarak adlandırılan Balyoz ve Ergenekon davalarında iddiaların ve delillerin sahte olduğunun bilirkişi raporuyla açıklandığını, bütün sanıkların beraat ettiğini hatırlatan Arslan, "Bakanların adının karıştığı büyük bir yolsuzluk yargıya götürülmedi. Sanıklar beraat etti, soruşturmayı yapanlar sanık oldu. Almanya'da yüzyılın yolsuzluğu olarak nitelendirilen Deniz Feneri eV. soruşturmasının Türkiye ayağında mahkeme, sanıkların tamamının beraatine karar verdi, dava düştü. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun taraflı kararlar verdiği her gün tartışılır oldu. Kadın ve çocuk tecavüzlerinde ve cinayetlerde kararlar hep suçlular lehine çıktı, bu hukuksuzluk ve suçlulara 'iyi hal indirimleri' uygulandı, uygulanmaya devam ediyor. Sulh ceza hakimlikleri kuruldu, doğal hakim ilkesi çiğnendi. Yeni yasal düzenlemelerle avukatların birçok hakları elinden alındı. Avukatlar, savunmasını yapacağı sanığın dosyasını inceleyemez hale geldi. Kamuoyu nezdinde, 'adamını bulan istediği kararı çıkartır' imajı oluştu. Kamuoyuna mal olan davalarda hakim ve savcıların sık değiştirilmesi, yargıya olan güvenin azalmasında temel rol oynadı." dedi.

Yaşanan olaylardan dolayı yargıya güvenin azaldığının altını çizen Baro Başkanı Arslan, bu şekilde devam ederse bugünleri mumla arayacaklarını söyledi. Türkiye'de demokrasinin elden gittiğini savunan Arslan, "Hukukun üstünlüğü elden giderek, üstünler hukuku kuruluyor. Demokrasi tehlikede ise, parlamenter sistem tehlikede ise hukukçular, Anayasa'nın ilk dört maddesinden alacakları yetkiyle Anayasa'yı korumak için, demokrasiyi korumak için her şeyi yapabilir. Ev yanıyor, evi korumalıyız. Evin içindeki bibloyu korumaya çalışmak beyhudedir. Düğünlerde nikah kıyarken sorarlar, 'Söyleyecek sözü olan varsa söylesin, yoksa ömrü süresince sussun.' Bu, sözün bittiği yerdir fakat Türkiye'de sözün bittiği yerde değil, sözün başladığı yerdeyiz. Türkiye için söylemesi gereken sözü olanlar bugün söylemelidir, yarın çok geç olabilir. Demokrasinin olmadığı yerde adalet yoktur, hukuk yoktur." şeklinde konuştu.

Terörle, kararlılıkla ancak devlet olmanın sorumluluğu ve hukuk sınırları içinde kalınarak mücadele edilmesi, bu mücadeleden taviz verilmemesi gerektiğine değinen Arslan, "Emperyalizmin dayattığı terör ve bölünmeye karşı, tarihi gerçeklerden ders çıkararak etkin bir tavır sergilenmelidir. Yurttaşlar arasında etnik, mezhepsel, bölgesel hiçbir ayrım gözetilmeksizin, herkes için daha fazla demokrasi ve özgürlük talep edilmelidir. Yaşanarak görülmektedir ki hukuk güvenliği herkes için bir gerekliliktir. Hiçbir gücün yargıya egemen olmasına izin verilmemelidir. Ülkeyi yönetenlerin Anayasa'ya, hukuka, yargı denetimine, ülkenin bölünmez bütünlüğüne bağlı olarak hareket etmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle hızla hukuk devletinin temeli olan kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına ve hukukun üstünlüğüne geri dönülmelidir. Bununla birlikte avukatların yargının kurucu unsuru ve hak arama özgürlüğünün güvencesi olduğu gözardı edilmemelidir. Üniter devletten, Misak–ı Millî ile belirlenen sınırlardan, Anayasa'nın değiştirilemez ilk dört maddesiyle beliren anayasal sistem ve ilkelerden, hukuk devleti ve demokratik rejimden, ülkenin bir karış toprağından hiçbir şekilde vazgeçilmemeli ve taviz verilmemelidir." dedi. CİHAN
02 Eylül 2015 15:41
DİĞER HABERLER