'Adanmışın yol haritası kandan irinden deryalar'

''Neydi bu imtihanlar dizisi ey Miracın süvarisi? Ey levlakenin sertâcı? Neydi bütün bunlar? Meğer yolun kaderi buymuş adâp ve erkanı böyleymiş.. Sana kardeş yolcusunun da kaderi böyle olacakmış..''
Bahattin Karataş / samanyoluhaber.com
Sen de mi bu imtihanlardan geçecektin Efendim!..

Senin de mübarek yüzün yarılır mıydı? Hangi kılıç sana vurabilir, hangi el keserdi? Nasıl kıyarlardı gül yanaklarına? Yanağın yarılmış, şehit düşmüştü mübarek dişlerin.. Bir damla kanın yere düşmesine kıyametler kopardı halbuki. Böyle bir cüret sana da reva görülür müydü?

Namus iftirasını nasıl atarlardı? Karlardan pâk, nurlardan kutsal damenine nasıl çamur atarlardı münafıklar? Sen de mi iftiraya maruz kalacaktın efendim?

Sen daha doğmadan hayatın, çile dantelalarıyla örülür gibi örülecekti, babasız kalmakla başladı örgün. Babanı görmedin. Seni kucaklayacak baban olmadı, yetimdin. Dedem dedin tam, kader onu da aldı Senden..
Ebu Talib’in yetimi dediler daha sonra, amcana kalmıştın..

Süt annenden annene dönmüştün ki, anneni de kaybettin.. Beni kime bırakıyorsun anneciğim? Ölme! N'olur beni yalnız bırakma demiş ve ağlamıştın..
Yetimdin yetmedi, öksüz de kaldın..

Açlık der miydin sen de ya Resulallah? Hendekte açlıktan taş bağlamıştın karnına. Bir gün Ebu Hureyre'ye günlerdir ağzıma götürecek bir şey bulamadım. Açlık takatımı kesti. Ayakta duracak dermanım kalmadı buyurmuştun.. Bir gün de sevgilerinle Ebu Bekir ve Ömer'inle gecenin geç bir vaktinde uyumamıştınız.. Dışarı çıkmış çaresiz dolaşırken Ebu Heysem'in evinde bir şeyler olur diye kapısını çalmıştınız...

Mekke'de iken çok çekmiştin, arkadaşlarına da çok çektirdiler.. Çekilmez boykotlar uyguladılar. Açlıktan bebekler ölüyordu.. Çekilmez işkenceler, kızgın demirlerle dağlamalar.. Hele Yasir ailesine yapılanlar..

Ebu Leheb hiç çekilmedi yolundan..Ümmü Cemile hep odun taşıdı..Yoluna barikatlar kurdular.. Diriltici soluğunun bir yerlere kavuşsun istemediler..Hep engellediler, hep engellediler..

Medine'ye, güven beldesine gelmiştin.. Bu defa da suikastler, komplolar, zehirlemeler, sihirler ve büyüler yoluna çıktı... İhanetlerse, hiç bitmedi. Günlerdir uyku uyuyamamıştın. Kapıda biri nöbet tutsaydı da biraz uyusaydım demiştin. Bir gece karanlığında Sa’d bin Ebi Vakkas kılıcını kuşanmış gelmişti. Sesler gelince kim o demiştin? Benim Ya Resulallah! Seni beklemeye geldim. Anam babam sana kurban olsun! Uyuyabilirsiniz artık. Ben bekliyorum demişti de öyle uyumuştun.

Neydi bu imtihanlar dizisi ey Miracın süvarisi? Ey levlakenin sertâcı? Neydi bütün bunlar? Meğer yolun kaderi buymuş adâp ve erkanı böyleymiş.. Sana kardeş yolcusunun da kaderi böyle olacakmış..

Sen değil miydin efendim avuçlarında taşların zikrettikleri Zât?
Sen değil miydin efendim ağaçların yerlerinden sökülerek gelip nübüvvetini tasdik ettikleri nebi?
Sen değil miydin efendim parmağının işaretiyle ayın ikiye bölündüğü, bakışıyla güneşin dönüşünün durduğu Resul?
Sen değil miydin Efendim”şahet il vücuh” deyip attığın bir avuç toprağın cephaneye döndüğü ve düşman ordusunu bozguna uğrattığı Allah'ın Resulü?
Sen değil miydin Efendim? Ordu susadığında mübarek parmakların cennetten kevser olup aktığı... Yiyecek bir şey kalmayınca da aynı mübarek el, bereket hazinesine dönmüştü. Doldursun herkes kabını demiş, askerini doyurmuştun... Sen değil miydin binlerce mucizeyle müeyyed O Zat?

Sen de mi zehirlenecektin?
Sana da mı iftira atılacaktı?
Sen de mi firavunların sihir ve büyülerine maruz kalacaktın?
Seni de mi yerinden yurdundan edilecektin? Mekke fethinde herkes evine giderken sen ortada kalakalmış, yerin evin yoktu, gidecek yer bulamamıştın..

Her şeyden kutsal davanı anlatmaktan dönmüştün Taif'ten.. Deport olmuştun. Kendi öz yurduna alınmamıştın.. Mekke'ye sokmamışlardı. Baba!.Babacığım! diye ağlayan yetimlerine kavuşamamıştın? Dayanamamıştı artık müşrikin biri yeter artık demiş himayesine almıştı. 
En büyük desteğin Hadice-i Kübrayı da almıştı kader!
Çocuklar annelerini daha yeni kaybetmişlerdi. Onlar da başına kalakalmıştı...

Hani birinde kumlara yatmış, kumlar teninde iz yapmıştı. Ömer’in izleri görünce ağlamıştı. Kimler ne kuş tüyü yataklarda yatarlarken sense ya Resulallah!.. Sense niçin ağlıyorsun ya Ömer? istemez misin dünya onların, ahiret bizim olsun demiştin onu teselli bile etmiştin..

Seni dünyaya, dünyayı da sana küstürmüştü Yaradan!..

Bu yol zor.. bu yol çetin.. bu yol yokuşlu.. bu yol kandan irinden deryaları, bu yol, yar serden geçme, bu yol anadan babadan çoluk çocuktan olma yoluydu.. bu yolda işkence vardı. Bu yolda zindanlar, gaybubetler vardı.. bu yolda yavruların yetim öksüz kalması vardı. Meriç'lerden, Ege'den geçerken Yasir ailesi gibi ailecek, hepten boğulmak da varmış efendim.

Ondan dolayı mı kardeşlerime selam demiştin? ''İnsanlardan en çok Peygamberler a.s. sonra Allah dostları, sonra bunlar gibiler bela ve musibetlere maruz kalır..'' buyurmuştun..
Ondan dolayı mı efendim Aişe-i Sıddıka’ya bir gün “kavminden çok çektim ya Aişe” buyurmuştun..
Demek o yol buydu. Yolun yolcusu, yolun usul ve erkanı da böyle olacaktı.. bize yolu böyle öğrettin efendim.
Demek tipiler, boralar, fırtınalar önce zirvelere, daha sonra yamaçlara ve sonra da yerlere inermiş..

Ya Rab belâyı aşk ile kıl aşina beni,
Bir dem belâyı aşktan etme cüda beni!

Kardeşlerin emrin baş üstüne dediler efendim!..Adını duyurmaya dünyanın dört bir tarafına çoktan seferber olup yollara düştüler..
Sen yeter ki teveccühünü kesme bizden efendim.! dediler.

Bu kadar bela bu kadar musibete nasıl tahammül ettin?İmtihanın ne zormuş efendim... Dert ve ızdıraplar sarmalı adeta. Asrın dertlisi seni mi dillendirmişti yoksa bize..Seksen yedi sene dünya hayatımda dünya zevki namına bir şey tatmadım. Çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı..demişti.

O kadar dertten ızdıraptan sonra Rabb'in gel ey habibim demiş miracına davet etmişti..sense ümmetim!.demiş sana bu kadar çile ve ızdırap çektirenlere geri dönmeyi tercih ettin.. ebedi cehennemden kurtulmalarına adeta kendini feda ettin. Bu nasıl bir rahmetti, nasıl bir merhametti bu?
Hak Teala ”İnanmıyorlar diye neredeyse kendini helak ettin” Ya Habibim diyordu.(Şuara, ayet 3)
Bütün bunlara rağmen her türlü günahı işledim.Yetmedi Hamza’yı şehid ettim ciğerini yedim diyen Hz. Vahşi'yi affettin.
Yine bütün nefesimi kötülükte sarf ettim, köşe bucak sana, dine düşmanlık ettim. Bana da af olur mu demişti İkrime? Affettin..
Mekke Fethinde kadınların arasına saklanarak”Hind de gelse iman etse affeder misin ya Resulallah? diyen Hindi de affetmiştin efendim!
Nasıl bir semahatti?Nasıl engin, derin ve aşkın bir merhametti?
Gözünde çektiğin çileler yoktu. Sadece acaba biri iman edip de ebedi hayatını kurtarır mı diye tek derdin vardı.
Ahir zamanda kardeşlerine de her türlü cevr-ü cefayı çektiren Süfyan ve nifak şebekesini de mi afv safhı, affetmeyi mi salık veriyordun efendim?
Bu da mı bu yolun erkanındandı?

Medine müdafii Fahreddin Paşa’nın; ''Şimdiye kadar biz nöbetini tutuyorduk.. Şimdi ise düşman içerden.. İçten ihanete uğradık.. Bahtına düştük bizi münafıklara bırakma sana sığındık!'' diyordu, Ey Allah'ın Resulü biz de şimdi o noktadayız efendim..

Ne olur koma bizi sensiz al bizi de o engin merhametine!
Tut elimizden kerem kıl biçarelere ki dermanımız kalmadı...

09 Ocak 2019 00:31
DİĞER HABERLER