Ahmet Altan haklı, darbe dediğin Balyoz gibi olur

''Bütün Türkiye, 10 Ocak 2010 tarihinde Taraf gazetesinin manşetinden Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın 2003’te bir darbe planı yaptığını, günlerce üzerinde çalıştığını, bunun da ‘plan semineri’ adı altında saatlerce kaydının tutulduğunu öğrendi''
“Birlikler tamam. İstanbul üzerine çöküyoruz. Yönetime el koyuyoruz. Belediye başkanları, kamu kurumunda çalışanlar değiştirilecek. Tutuklanacaklar. Sert müdahale olacak. Acıma bilmem ne yapmak yok, tepeleme var. İsrail örneğinde olduğu gibi sert müdahale olacak. Rejim aleyhtarı dernek, gazeteler, yurtlar, kuruluşların listesi dosyada ve perdede.” 

Bunlar Balyoz darbe plan seminerinde konuşan bir generalin sözleri.

Bütün Türkiye, 10 Ocak 2010 tarihinde Taraf gazetesinin manşetinden Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın 2003’te bir darbe planı yaptığını, günlerce üzerinde çalıştığını, bunun da ‘plan semineri’ adı altında saatlerce kaydının tutulduğunu öğrendi. Dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül, başbakanı Tayyip Erdoğan ve ekibi derin bir nefes almıştı belki de. Yazılanlar satır satır gerçekti. AKP iktidara gelir gelmez bu planlara başlanmıştı Doğan Paşa. 28 Şubat’tan kalma vesayetçi kanat iş başındaydı asker içinde.

Yargının ve gazetecilerin özellikle Ahmet Altan ve Mehmet Baransu’nun cesareti, Ergenekon davalarıyla başlayan askeri vesayetle hesaplaşma dönemine yeni bir kapı açtı. Balyoz darbesi delil ve belgelerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talep etti. Gazeteciler de hukuka güvenip teslim etti. Yargılamalar yapıldı, yeni belge, bilgi deliller ortaya çıktı.

YOLSUZLUKLARDAN SONRA KIYILAN VESAYET NİKAHI

Aradan 3 sene geçti. Aynı cesur savcılar bu kez AKP’li 4 bakanın da yer aldığı tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk skandalını ortaya çıkaran soruşturmanın kapağını kaldırmışlardı. Türkiye şoktaydı. İş Erdoğan’a ve oğlu Bilal’e kadar uzanıyordu. Hesap verip aklanmak yerine savaşmayı tercih etti Erdoğan. Hırsızlık ve yolsuzluk meselesinin üstünü örtmek için ülkeyi demokrasiden hukuktan koparmaya, hatta terör ve darbeler bataklığında yakmaya götürecek her türlü adımı atmaya karar verdi. Attı da. Başbakan savaşmaya karar verince, kanlı bıçaklı düşman gözüktükleri de arkasına geçti hemen. Çetin Doğan’lar, Ergenekon sanıkları, tüm vesayetçiler…

MİLLİ ORDUYA KUMPAS DİYEN 28 ŞUBATÇILAR

O önemli gelişmelerin yaşandığı günlerde, 28 Şubat’ın Batı Çalışma Grubu’ndaki aklının tecrübesiyle donatılmış Erdoğan’a yakın bir isim Yalçın Akdoğan bir başka kritik hamle yaptı.  Star’daki köşe yazısında cemaati suçlayıp ‘Milli Ordu’ya kumpas kurdu’ diye yazdı. 17 Aralık yolsuzluklarının ortaya çıkmasından 6 gün sonra yazılan yazı tesadüf değildi. Bir kırılma anıydı. Yolsuzluklardan kaçmak için dün düşman dedikleriyle aynı safta aynı masada buluşuyordu AKP. Akdoğan, sadece Erdoğan’ın vesayetçilerle nikahını ilan ediyordu.

YA ASKERİ ŞURALARDA, MGK’LARDA GÜL’E ERDOĞAN’A SÖYLENENLER…

Oysa Balyoz planları AKP’ye, Erdoğan’a karşı yapılmış gözüküyordu. Nihai hedefte mütedeyyinler vardı. Görevden alınacak belediye başkanları valiler, Marmara ve bölgesindeki mütedeyyin kesimler lokantasına varıncaya kadar fişlenmişti. Hatta iktidarın ilk Yüksek Askeri Şurası’nda,  MGK’larda ve resepsiyonlarda dönemin başbakanı Abdullah Gül’e Çetin Doğan’ın tehditler savrulduğuna kadar ayrıntılar konuşuluyordu. AKP ve yönetimi Balyoz’u da Çetin Doğan’ı da iyi biliyordu. Paşa röportajlarında bunları teyit de etti üstelik. Ne olmuştu da işler terse dönmüş, Balyoz  darbesine soruşturma açmak ‘kumpas’ olmuştu?

AHMET ALTAN’IN HAKİKATPERESTLİĞİ VE BALYOZ DARBESİ

Önceki hafta tarihi savunmasıyla gazeteci yazar Ahmet Altan bu gerçekleri tüm çıplaklığıyla tekrar ortaya koydu. 17 kişinin yargılandığı ‘sübliminal mesajla 15 Temmuz darbe girişimine iştirak’ davasındaki 113 sayfalık savunmasında yüz binlerce insana yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları lime lime etti. ‘Gelelim ciddi konulara’ dediğinde ilk açtığı başlık Balyoz darbe davasıydı. Yapılanın gazetecilik olduğunu anlattı,  askerlerin yaptığının dün de bugün de suç olduğunu hatırlattı ve şunları söyledi cesurca:

“(…) Şimdi gelelim biraz daha ciddi konulara.

Önce şu Balyoz meselesinden başlayalım.

Bakalım bu Balyoz neymiş, öyle herkesin ağzını doldura doldura söylediği gibi “kumpas” mıymış?

(…) Ben daha net, daha açık, daha kesin biçimde, Balyoz haberine “kumpas” diyen bu savcı da dahil herkesle bir hesaplaşacağım.

Önce “Balyoz” denilen olay neydi, ne zaman, ne şartlar altında yapılmıştı ona bakalım.

Balyoz 2003 yılında yani dönemin MİT Başkanı Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a “Birinci Ordu darbeye hazır” dediği, dönemin genelkurmay başkanının Birinci Ordu komutanına “Sen darbeye mi hazırlanıyorsun” diye sorduğu dönemde yapılan bir “sıkıyönetim hazırlığı” semineri.

Genelkurmay, Birinci Ordunun hazırlıklarının farkında olduğu için “asla sıkıyönetim hazırlıklarını görüşmeyeceksin, asla iç sorunlarla ilgili hazırlık yapmayacaksın” diye kesin emir veriyor.

Bir emir yetmiyor, aynı konuda ikinci bir emir daha gönderiyor.

Birinci Ordu’nun generalleri ne yapıyor?

(…) Bütün siyasî parti liderlerini gözaltına almak, isim isim saydıkları belediye başkanlarını değiştirmek, tutuklayacakları 200 bin kişiyi yerleştirecekleri stadyumları belirlemek, “halkı yanlarına çekmek” amacıyla Yunanistan’la bir çatışma çıkarmak için hazırlıklarını ve planlarını görüşüyorlar.

Hazırlıklarını yaptıkları daha epey konu var ama bence bu kadarını saymak bile yeterli.

Bu hazırlıkları belirleyen konuşmaları da komutanlarının emriyle kaydedip kasete alıyorlar.

Benim generallerin bu hazırlıkları yaptıklarına dair kanıtım, gerçekliği tartışmalı olan CD’ler değil. Bizzat kendileri tarafından kayda alınan konuşmalar.

O konuşmaları dinleyen herkes bu hazırlıkları dehşetle görür.

(…) Şimdi Balyoz haberine “kumpas” diyen herkesin cevap vermesi gereken bir soru var.

Basit bir soru.

(…) Bugün Birinci Ordu’nun generallerinin toplanıp, Genelkurmay’ın “asla iç meselelerle ilgili hazırlık yapmayacaksın” emrine açıkça karşı gelerek, “bütün siyasî partilerin liderlerini” gözaltına alma hazırlıkları yapmaları yasal ve doğal mıdır?

(…) Buna gür bir sesle ve açıkça cevap vereceksiniz.

(…) Eğer bugün generallerin böyle hazırlıklar yapmalarının suç olduğunu kabul ediyorsanız, bunun 2003 yılında yapılmış olmasının suç olduğunu da kabul etmek zorundasınız.

Ve bir suçun belgelerini bulan gazetecinin o belgeleri yayınlaması hem hakkı hem görevidir.”

ERDOĞAN’LARIN İKTİDARINA ESİR EDİLEN GAZETECİLER ONLAR

Altan, düpedüz darbe planı konuşuldu dediği Balyoz ile ilgili kör gözlere aynı hatırlatmayı ve ifşaatı yapıyordu. Bu bir darbe planıydı. 200 bin kişiyi hapsetmekten, iktidarı indirmekten, gerekirse Yunanistan ile savaş çıkartmaktan bahsediyordu askerler. Balyoz yargılamasındaki bazı CD’lerdeki tarih uyuşmazlığını gerekçe gösterip, bütün diğer delilleri yok sayanlara sadece ‘ses kayıtlarını tekrar dinleyin bir kere’ diyor. Evet bu suç belgelerini yayınlamak bir gazetecinin hem hakkı hem göreviydi. Bu görevi yerine getiren Altan da Baransu da şimdi tutuklu. Erdoğan ve AKP’nin yeni müttefiki Çetin Doğan’ların  iktidarına esir edilen gazeteciler onlar.

Mehmet Baransu’nun 2 Mart 2015 tarihinde savcılık ifadesi bile alınmadan dosya üzerinde tutuklanmasına karşı Ahmet Altan yine meydan okumuştu. Cumhuriyet gazetesine gönderdiği mektubunda  “O haberi basmaya karar veren benim. Buradayım. Çoluk çocuğu bırakın, ne konuşacaksanız benimle konuşun.” demişti. Yine sorular sormuştu: “Bizim Mehmet Baransu’nun evini basmışlar, on saat aramışlar, gözaltına almışlar, sonra da mahkemeye sevk edip tutuklamışlar.

Niye yapmışlar bütün bunları, neymiş suçu?

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etmek, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek, devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak.”

Örgüt kurmuş ama şimdilik “örgütün diğer üyelerini” saptayamamışlar.

Bir bavul dolusu belgeyi savcılığa teslim ettiği halde “devletin güvenliğine ilişkin belgeleri” yok ettiğini söylüyorlar, ne kadar belge vardı ki Baransu yok etti?

En çok da Balyoz darbe planından “devletin güvenliğine ilişkin bilgi” ve “devletin gizli kalması gereken bilgileri” diye söz etmelerine bayıldım.

Ne zamandan beri darbe planları “devletin güvenliğine ilişkin belge” ve “devletin gizli kalması gereken bilgileri” olarak niteleniyor?

Ne zamandan beri olacak, hırsızlarla darbeciler hukuktan kurtulmak için kol kola girdiğinden beri…

Hırsızlık yaparken yakalanan bir iktidar, paçasını kurtarabilmek için hırsızlıktan da büyük suçlar işlemeye başlayınca, gidip darbecilere sığınmaya karar verdi.

Ellerinde planlarıyla ortaya çıkan darbeciler de, dizleri korkudan titreye titreye, hırsız olduklarını açıkça bildikleri adamların arkasına utanmadan saklandılar…

Birlikte onların suçlarını ortaya çıkaranları suçlu ilan etmeye çalışıyorlar.”

ÇETİN DOĞAN: BATI ÇALIŞMA GRUBU OLARAK YAPTIKLARIMIZ DOĞRUYDU!

Olay buydu. Altan’ın bu yazısından 5 gün sonra Çetin Doğan da Habertürk’e röportaj verdi. Balyoz’un kumpas olduğunu anlatıyordu, tıpkı bugün savcıların Altan ve Baransu’yu suçladığı gibi. İddianame dili Doğan’ın diliydi. Doğan, 28 Şubat ve Batı Çalışma Grubu’na dair ’28 Şubat’ın arkasında mısınız?’ sorusuna yaptıklarının arkasında durduğunu söyleyip şu cevabı vermişti: “Batı Çalışma Grubu olarak yaptıklarımız doğru ve meşruydu.”

Tıpkı bütün darbeci ve vesayetçilerin yaptığı gibi. Erdoğan, ‘Balyoz’dan çıkanlar bir teşekkür bile etmedi’ sitemini ettiğinde yine Çetin Doğan Paşa yapıştırmıştı cevabı, ‘Bizi AYM çıkarttı’ diye. Doğan, Doğu Perinçek kadar düşüncesiz olmadığından olsa gerek, ‘ittifakı deşifre etmeyelim’ derdindeydi. En büyük dertleri ise görünürde AKP olsa da dindar kesimlerdi; özel de ise kendilerine dava açma cesareti gösteren savcı hakimlerdi.

BALYOZ’U TEYİT EDEN İLKER BAŞBUĞ VE AYTAÇ YALMAN

Yazının başında sadece bir pasajını alıntıladığımız Balyoz darbe planı seminer konuşmalarının tamamı dinlendiğinde bu çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Sadece ses kayıtları bile delil olarak yeterliydi. Unutanlara hatırlatalım. Balyoz darbe seminerlerinin askeri teamül ve ajandalarının dışında olduğunu ilk teyit eden bilgi Genelkurmay’dan gelen belgelerdi. 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın 2003’deki semineri yönetirken yasal çerçevenin dışına çıktığına dair belgenin altında dönemin Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un imzası vardı. Bir teyit de eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’dan geldi yıllar sonra. Yalman, kitabında, “Çetin Doğan ve emri altındaki isimlere o seminerde EMASYA planlarının uygulanmayacağı emri verilmişti.” yazdı. Bu EMASYA bahanesiyle Doğan ve ekibinin darbe toplantısı yaptığı anlamına geliyordu.

KEŞİF YAPTIRDIM DİYEN KOMUTANLAR

Balyoz darbe davası soruşturmasında aynı plan ve belgelerin güncellenmiş halleri önce Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nda çıktı. Sonra Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutuklama gerekçeleri arasında yeni ilave belgeler, Balyoz’u teyit eden deliller çıktı. Sahte olduğu iddia edilen Sakal ve Çarşaf Eylem Planlarının keşif raporları, duruşmalarda İhsan Balabanlı’ya soruldu ve Balanlı bunu teyit etti. Ses kaydında da keşif yaptırdığını açıkça belirtiyordu.

CD’LERİ TEYİT EDEN MEMURLAR

Balyoz CD’leri ve sahte delil tezine sarılan Doğan ve ekibi (damadı Dani Rodrik büyük pay sahibi) bunu hiç bırakmadı. ‘CD’lerde, 2003 yılında olmayan, 2007 yılında piyasaya çıkan fontla yazımlar yapılmış. “Calibri, Cambria yazı tipi ilk kez 2005’te demo olarak piyasaya çıktı. 2007 yılında satışı sunuldu. 2003’te böyle bir fontla belge hazırlamak imkânsız. Deliller sahte.” diyorlardı. Oysa o CD’leri bizzat kaydeden sivil memurlar (Melek Üçtepe ve Sevilay Erkani Bulut) hem askeri savcılık hem sivil savcılık ifadelerinde teyit etmişti. Bulut, “Or.K’na yazılı CD’yi net olarak hatırladım. Bu CD’de yine komutana özel olarak verilmek üzere hazırlanmıştı. K.Özel yazılı CD’yi hatırladım. Bu CD de yine komutana özel olarak verilmek üzere hazırlanmıştı.” demişti.

GÜNCELLENMEYE DEVAM EDEN PLANLAR

Tarih ve font çakışmaları elbette önemli ayrıntıydı. Darbe gibi bir suçlamada hata yapılmamalıydı kimseye karşı. Gazeteci Baransu, tutuklanmadan önce bu konuda yazdığı son analizlerinde çelişkili durumu şöyle izah etmişti. 2003’te 180 olan Birinci Ordu Komutanlığı’ndaki bu  CD’lerin sayısı 30’a düşmüştü. CD’ler güncelleniyordu, Ankara ve İstanbul’a ilgililerine gönderiliyordu. Belki de Çetin Paşa’nın BÇG’si çalışmaya devam ediyordu.

15 TEMMUZ’DA GENİŞLETİLMİŞ BALYOZ PLANI VE ALTAN’IN SORULARI

Balyoz darbe davasını kumpas diye satanların Ahmet Altan’a ve yukarıda bir kısmını sıraladığımız gerçeklere verecek cevabı var mıdır bilmiyorum. Bildiğim bir şey, bugün Erdoğan iktidarı eliyle ve 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle yaşatılanların Doğan ve şürekasının yapmak istediğiyle aynı olduğudur. Bakın tutuklananların isimlerinin bir çırpıda nereden nasıl çıktığına? Bir gecede 3 bin hakimin, mütedeyyin memurların nasıl tutuklandığına. Fişleme düpedüz. Balyoz Marmara bölgesini içine alıyordu bu manada. Şimdi yüz binlere ulaşan zulüm tüm Türkiye’yi kapsıyor. Üstelik muhafazakar, dindar olduğunu söyleyen bir iktidar eliyle Balyoz’un bin kat beteri hayata geçiriliyor. 15 Temmuz’dan iki gün önce 13 Temmuz’da EMASYA’yı (yani askerin polis bölgelerinde ve şehirlerde olaylara müdahale, istihbarat yapma yetkisini) tekrar kanunlaştıranlar; ardından da darbeden bir hafta sonra tahliye olmuş Balyoz komutanlarını birliklere tekrar komutan olarak atayanlar bu yeni son ve genişletilmiş Balyoz’un neresindedirler acaba?

SES KAYITLARI HERŞEYİ ANLATIYOR, BUYRUN DİNLEYELİM

15 Temmuz gerçek savcı ve hakimler eliyle soruşturulduğunda, SADAT’ların Akar ve Fidan’ların planlarının gizli yanlarının ortaya çıkması gibi bu da ortaya çıkacak. O zamana kadar beklemeye tahammülü olmayanlar aşağıdaki Balyoz Darbe Semineri ses kayıtlarını dinleyebilirler. Orada her şey anlatılıyor! Dağılma yok, toparlama, tepeleme var diyor. Stadyumları kullanacağız, memurları esnafı işadamını fişledik tutuklayacağız diyor. Daha ne desin!

Erman Yalaz / Tr724

Ses kayıtları arşivi:

01 Temmuz 2017 10:15
DİĞER HABERLER