Allah’ın Emaneti Hayat

İnsan, zayıf, etten kemikten bir varlıktır. Hayatı veren, ölümü yaratan Allah’tır. Dolayısıyla Allah izin verdiği müddetçe hayat devam eder. Nerede, ne zaman Allah emanetini alacak belli değildir. İnsan o kadar aciz bir varlıktır ki, bazen bir mikrop, bir sinek onu mağlup eder.
İnsanın bir diğer yönü vardır ki, Allah insanı maddi manevi çok değerli latifeler ve uzuvlarla donatmıştır. Böylesine mükemmel yaratılan insanın en büyük hedefi, Allah’ı tanıyıp sevmesi ve O’nun emri doğrultusunda hayatını tanzim ederek, dünya ve ahiret saadetini elde etmesidir.

Buna rağmen insan, kendini yaratıp hayat veren Allah’ı tanımaz, isyan eder, emirleri doğrultusunda hareket etmez, gücü kendinde görerek başkaldırır ve nefis ve şeytana esir olursa; muvakkaten Allah ona mehil verip imkan tanısa da, neticede ihmal etmeyip öyle bir yakalar ki, necat vermez, iflahını söker.

Cenab-ı Hak İnfitar suresi 6,7,8. Ayetlerde; “Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan?”
“O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,”
“Ve seni dilediği bir surette terkib eden?” buyurmaktadır.
 
Allah, kainatta olan, hususiyle yeryüzündeki nâmütanahi nimetleri insan için yaratmıştır. İnsanın emrine verilen dünya nimetlerinden, meşru dairede istifade etmek insanın hakkıdır. İnanmış mü’min, başkalarının hukukuna tacavüz etmeme şartıyla, meşru dairede ticaret yapabilir, mal-mülk sahibi olabilir. Önemli olan dünyanın fani olduğunun şuurunda hareket edip, ölümle sona erecek dünyanın bu geçici nimetlerini kalbine koymadan emr-i İlahi istikametinde kullanmasıdır.

Yüce Rabbimiz bu gerçeklere Tevbe suresi 24.ayette şöyle işaret buyurmaktadır: “(Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden konaklar, size Allah’tan ve Resulü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise, o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.” 

“Ey Resulüm de ki: “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah ğafurdur, rahimdir (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir).”  (Al-i İmran suresi, 31)

Nisa suresi 44.ayette de; “Baksanıza kendilerine kitaptan nasip verilenlerin yaptıklarına! Kendilerinin hidâyeti bırakıp sapıklığı satın almaları yetmiyormuş gibi, sizin de yolunuzu şaşırmanızı istiyorlar.” 

Maide suresi 11.ayette de, “Ey iman edenler! Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk(Müşrikler ve münafıklar) size el uzatmaya, sizi öldürüp yok etmeye teşebbüs etmişti de; O, bunların ellerini size zarar vermekten men etmişti. Allah’ın hukukuna haksızlık etmekten sakının! Mü’minler yalnız Allah’a dayansınlar, (güvensinler)”  Buyrulmaktadır.

İnsanın sahip  olduğu maddi-manevi herşey Allah’ın emanetidir. Hayat, evlat, mal, en önemlisi din; bütün bunlar hayat devam ettiği müddetçe geçici olarak insana emanet edilmiştir. İnsana emanet edilen şeylerin nerede ve nasıl kullanılacağı da açıkca belirtilmiştir.

İnsan bu emanetlerin sahibini tanıdığı, Allah’ın emirlerine inkiyat ettiği ölçüde değer kazanacak, mutlu ve huzurlu olma hakkını elde edecektir. 

 Al-i İmran suresi 101,102,103.ayetlerde Cenab-ı Hak; “Sizler nasıl küfre dönebilirsiniz ki, önünüzde Allah’ın âyetleri okunuyor, aranızda Allah’ın Resulü bulunuyor? Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o, doğru yola konulmuştur.” 
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekirse öylece sakının. Ona lâyık olduğu tazimi gösterin ve ancak O’na teslim olan müslümanlar olarak can verin.”
“Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın.  Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de, Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve O’nun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz.” Buyurmaktadır.

Cahiliye döneminde insan hayatının hiç değeri kalmamıştı. En ufak bir sebeple insanlar birbirlerini öldürüyorlardı. Kabîle savaşlarının, kan dâvalarının sonu gelmiyordu. Meselâ, Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri arasında, 120 yıl devam eden (Buâs Savaşları), İslâm sayesinde sona erdi ve birbirlerinin kardeşi oldular.  

İtaat; sevmenin, kâmil manada inanmanın ve Allah’tan korkmanın neticesidir. Sevenler ve korkanlar, Allah’a itaat ederler. Emir ve yasaklarına karşı saygıda kusur etmezler. Rabbül-alemin olan Rabbimiz Bakara suresi 132.ayette; “Allah’a ve Resulüne itaat edin ki, merhamete nail olasınız.”  

Yine Bakara suresi 207.ayette; “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah da kullarına pek merhametlidir.” 

Maide suresi 108.ayette de, “.... Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın hükmünü dinleyip itaat edin. Allah, din yolundan çıkan fasıklar gürûhunu hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.”

En’am suresi 3.ayette de, “Oysa ki göklerde de, yerde de gerçek İlah ancak O’dur. O sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. O, hayır ve şer olarak ne kazanacağınızı da bilir.”  Buyurmaktadır.

Hayatlarını doğruluk, istikamet, adalet ve hakkaniyet üzere tanzim edenlerin imanları, inançları,  Allah’a ve Resulüne olan itaatleri, kıyamet günü kendilerine fayda verir. Cenneti elde etme, Cehennemden kurtulma gibi nimetlere mazhar olurlar. Cenab-ı Hakk, muhtelif ayetlerde inanan ve itaat eden muhlis kullarına, cennette değişik nimetler vadetmektedir. 

Şüphesiz bütün cennet nimetlerinin en başında Allah’ın hoşnutluğu ve rızası gelmektedir. Beyyine suresi 7. Ve 8.ayetlerde; “Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise, bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır. Bunların Rab’leri nezdindeki ödülleri, içinden ırmaklar akan, hem de devamlı kalmak üzere girecekleri Adn cennetleridir. Allah onlardan, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu rıza makamı da Rabbine saygı duyanlarındır.”

Maide suresi 82, 83, 84 ve 85.ayetlerde de; “Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile müşrikler olduğunu; Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise, ‘Biz Nasârayız (Hıristiyanız)’ diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terketmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.”
(Onlar) “Peygambere indirilen Kur’ân’ı dinledikleri vakit, onda âşinaları olan hakikate kavuşmaları sebebiyle gözlerinin yaşla dolup taştığını görür ve şöyle dediklerini işitirsin:
“İman ettik ya Rabbena! Bizi de hakka şahitlik edenlerle beraber yaz! Bütün isteğimiz ve umudumuz, Rabbimizin bizi hayırlı insanlar arasına dahil etmesi iken, ne diye Allah’a ve bize gelen bu hakikate iman etmeyelim ki?” 
“Böyle demelerine mukabil, Allah onları, içinden ırmaklar akan ve ebedî kalacakları cennetlerle ödüllendirdi. İşte iyi hareket edenlerin mükâfatı böyle olur!” ifade buyrulmaktadır.
Hz.Adem’den (as) Hz.Muhammed’e (sav) kadar olan din tektir. Hepsi aynı kaynaktan gelmektedir. Maksat, mülkün hakiki sahibi ve maliki olan Allah’ı tanımak ve tanıtmaktır, sevmek ve sevdirmektir. Bu şerefli ama, zor hizmeti Cenab-ı Hak peygamberlere vermiştir. Onların vazifesi hakkı tebliğ ve temsildir. 

Bakara suresi 256.ayette ifade edildiği gibi, ‘Dinde zorlama yoktur’. Yoktur ama, insan aczini itiraf etmez, Allah’a baş kaldırıp isyan ederse; gurur ve kibir onu firavunlaştırır. Herkesi küçük görür, herkesin kendine itaat etmesini ister. İtaat etmeyen, Hakk’ta sebat edenlere zulmeder, işkenceye tabi tutar. Asar keser, yakar yıkar ve ortalığı fesada verir.

İnsanı Allah’a eş-ortak koşmaktan, zulmetmekten, ortalığı fesada verip yakıp yıkmaktan alıkoyan en büyük engel; gizli açık herşeyi gören, bilen ve Kiramen katibin tarafından herşeyi kayıt altına aldıran Allah’a olan iman ve ahirette, zerre kadar hayır ve şerrin hesabının sorulacağı  Büyük Mahkeme’de sorgulanacağı inancıdır.

Kalplere imanı sadece Allah kor! Peygamberlere bile o yetki verilmemiştir. İnsan akıl ve iradesi ile sorumludur. Bu sorumluluk şuuruyla insan, hayatını Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda tanzim ederek, kendisine emanet edilen herşeye sahip çıkmalıdır.

Mehmet Ali Şengül

18 Ağustos 2017 19:43
DİĞER HABERLER