'Allah'tan korkmuyorlar mı?'

''O sırada sığınacak bir yer aradım. Kim kapısını bana açardı? Herkes korkuyordu. Eski ev sahibemize konuyu iletince, düşünmeden evinin anahtarını gönderdi. Kendisi yayladaki evindeydi. “ Hiç çekinmeden istediği kadar kalsın.” demişti. ''
Ali Emir Pakkan / samanyoluhaber.com
Allah’tan korkmuyorlar mı?

Onu çocukluğumdan beri tanıyordum. Ev sahibemizdi. Yıllarca komşuluk ettik. Başka bir şehre taşınınca da münasebetimiz devam etti. Her vesile ile ziyaretine gittik. Kapılarda karşılar ve aynı şekilde uğurlardı.

Eşini kaybetmişti. Yaşlanmıştı.
Kalbine pil takıldı. 
Şekeri vardı.

Son görüşmemiz 15 Temmuz “darbe oyunundan” 1 ay kadar sonraydı. Daha sonra arkadaşlara anlattığımda, “böyle insanlar kaldı mı?” diyeceklerdi.

Türkiye, demokrasiden hızla uzaklaşıyordu. Kapılara önceden işaretler konmuş ve cadı avı başlatılmıştı.

Kara propaganda ile kitleler zehirlendi. Kardeş kardeşe düşman edildi. İhbar furyası başlatıldı. Hayatlar karartılıyordu.

Yurt dışı bir çıkıştı. Ancak her gecenin bir sabahı vardır deyip bir süre sabırla gelişmeleri bekleyenler de vardı. Ben onlardan biriydim.

Doğrusu demokrasiden dönüş olmadığına inanıyor ve yalan üzerine kurulan yeni düzenin uzun sürmeyeceğini düşünüyordum.

İşte o sırada sığınacak bir yer aradım. Kim kapısını bana açardı? Herkes korkuyordu. Eski ev sahibemize konuyu iletince, düşünmeden evinin anahtarını gönderdi. Kendisi yayladaki evindeydi. “Hiç çekinmeden istediği kadar kalsın.” demişti. Bir gün, oğluna köy yumurtası göndermiş, “bunu da ona verin’ demiş, beni ayırt etmemişti.

Kalp pili değişecekti. Şehre geldi. Kahvaltıda buluştuk. Olup bitenleri televizyondan izlemişti. Acaba kafa karışıklığı var mıdır? O da radyoaktif serpintiye maruz kalmış mıdır? diye endişeliydim.

Kapıdan girer girmez gözyaşlarına hakim olamadı. “Oğlum sizden ne istiyorlar? Allah’tan korkmuyorlar mı? Çok üzülüyorum yaptıklarına. Seni tanıyorum. Arkadaşlarını biliyorum. Sizden bu ülkeye hayırdan başka bir şey gelmez. “ dedi.

Onun ağlamasına üzülmüş ama bu sözlerine çok sevinmiştim. 

Demek ki herkesi yalanlarına inandıramıyorlardı. 

Bir gün sağduyu galip gelecekti.

O kahvaltıda tekrar çocukluk günlerimize döndük. Annemi ve babamı hayırla yad etti. 

Ayrılırken, ülkeyi yangın yerine çeviren zalimlere beddualar etti. 

Gözlerinden yine yaşlar akıyordu.

Bir ay sonra veda zamanı gelmişti. Ayrılacağımı öğrenince çok üzülmüş bir şeye ihtiyacı var mı, diye ısrarla sormuştu.

Yok, sadece dua dedim...

2 yıl geçti. Arada haberini alıyordum. Sağlığı kötüye gidiyordu. Hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda hayatını kaybetti. 

Ülkeyi kötülük esir alsa da ev sahibemiz gibi sağduyulu insanların varlığına inanıyorum.

Allah, ev sahibimize rahmet eylesin. Ötelerde rahmeti ile muamele etsin. Amin...

19 Şubat 2019 12:02
DİĞER HABERLER