Patlama sonrası olay yerine ilk giden muhabir o oldu

Patlama sonrası olay yerine ilk giden muhabir o oldu
Patlama esnasında Ankara'da olay yerinde bulunan Samanyolu Haber TV muhabiri yaşadıklarını olayın sıcaklığıyla anlattı.

Ankara'da 10.10.2015'te meydana gelen patlamanın yaraları sarılmaya çalışılırken olay yerinde olan Samanyolu Haber TV muhabiri Ahmet Doğan yaşadıklarını kaleme aldı.


Doğan '
Her yeri ağır bir kan kokusu sardı. 
Akşam eve gittiğimde eşim, kıyafetimin mezbahadan gelmiş gibi koktuğunu söyleyince bir kez daha “Aman Allahım” dedim…' 
diyerek o an yaşadığı korkunç tabloyu gözler önüne serdi.

İşte Ahmet Doğan'ın 'Patlama Yerindeki acı izlenimlerim' başlıklı o yazısı:

"Birçok sıcak terör çatışmasının ortasında kaldım.

Havada mermiler uçuşurken, yanımda insanlar vurulurken gazetecilik yapmaya çalıştım.

Ölümlü trafik kazalarında, patlamalarda, insan cesetlerinin kapladığı yerlerde canlı yayınlar yaptım.

Ama böylesini ilk kez gördüm.

Ankara Tren Garı önündeki hain terör saldırısı, bende çok derin bir iz bıraktı.

Olay yerine ilk giden muhabir bendim.

Kameramanım Mustafa Şimşek’le koşarak bölgeye ulaştık.

Gara dönen kavşağa geldiğimizde ilk olarak, ambulans sirenleriyle insan çığlıklarının birbirini bastırma mücadelesi karşıladı bizi. 

Kulakları sağır edercesine bir feryat sesi kaplamıştı her yanı.

Koşmaya devam ettik. 

Birkaç metre sonra gördüklerim, kırmızı ve siyahın birbirine karışımıydı. 

Etrafa saçılan kan ve organların kırmızısı ile barut ve asfaltın siyahı birbirine bulaşmıştı.

Alan tamamen ceset kaplıydı.

Kanla kayganlaşan yolda yürümek neredeyse imkansızdı.

Önce, sağa sola kaçışan kalabalığın ayaklarına, sonra da kendi ayaklarıma baktım…

Benim de ayakkabılarım ne yazık ki bir-iki adım sonra kıp kırımızı oldu.

Kendimden midem bulandı. 

Sonra, yerde cansız bedeniyle yatan yaşlı bir amcanın soluk gözü takıldı gözlerime. 

Diğer gözü son nefesinde kapanmıştı.

Açık kalan gözü ise çaresiz bir edayla bana bakıyordu. 

Durmadım, ilerledim…

Gar meydanındaki insanların 3’te ikisi yerde yatıyor, geriye kalanlar ise ayakta onları kurtarmaya çalışıyordu.

Ambulanslar yetişemeyince taksiler gelip yaralıları hastaneye götürdü.

Üzerlerinde “Artık kan akmasını istemiyoruz” yazan pankartlarla yaralılar ve cenazeler taşındı.

Canlı bomba olduğu düşünülen cesetlerden geriye ise paramparça olmuş bacakları kalmıştı.

STK üyesi bir doktor, yerde yatan kadın bir yaralıya kalp masajı ve suni teneffüs yapıyordu. 

Yaralı kadın nefes alıp hayata dönmeye çalışırken, ortalık polisin sıktığı biber gazıyla bir anda sis-duman oldu.

Kendimi toparladım ve röportajlara başladım. 

Ama bir tuhaflık vardı.

Mikrofon uzattığım insanlar beni duymuyordu. 

Üst üste tekrarlamama rağmen sorduğum sorulara alakasız ve anlamsız cevaplar veriyorlardı.

Sonradan anladım ki, bombaların basıncı yüzünden birçoğunun kulağı duymuyordu.

Tam da bu sırada üçüncü bomba alarmı yapıldı ve ölümün soğuk yüzü tüylerimi diken diken etti.
Hemen eşim ve ikiz kızlarım aklıma geldi. 

Ama gerçek gazeteci olay yerini terk etmezdi…

Biraz daha yürüyünce etrafa saçılmış yemekleri gördüm.

Bazı eylemciler bir köşede sabah kahvaltısını yaparken yakalanmıştı saldırıya. 

Lokmaları, sandviçleri yarıda kalmış; çayları devrilip dökülmüştü.

Terör son lokmalarını bile yemelerine fırsat vermeden acımasızca vurmuştu onları.

Dakikalar hızla birbirini kovaladı… 

Saatime baktım, patlamanın üzerinden yarım saat geçmesine rağmen olay yerine çevik kuvvetten başka tek bir polis yoktu.

Ne bomba imha uzmanı, ne de olay yeri inceleme ekibi…

Var olan polisler ise kendilerine tepki gösteren acılı insanlara biber gazı sıkmakla, onları coplamakla meşguldü.

Bir tek polis bile eğilip, bir yaralıyı kucaklayıp kaldırmaya tevessül etmedi.

Bir süre sonra güneş daha da bastırdı ve yerdeki kan ve cenazeler artan sıcakla daha da kokmaya başladı.

Her yeri ağır bir kan kokusu sardı.

Akşam eve gittiğimde eşim, kıyafetimin mezbahadan gelmiş gibi koktuğunu söyleyince bir kez daha “Aman Allahım” dedim…

Özetle; o can pazarında bilinçli/bilinçsiz gezinirken şunu anladım:

Yok arkadaş! Bu ülkede can güvenliğimiz kalmamış. 

Barış isteyenlerin bile bombalarla parçalara ayrıldığı, başkentinin göbeğinde bile kolayca terör saldırısı düzenlenebilen bu memlekette ölmek artık an meselesi…"

**************************

Görgü tanığı Ankara'daki korku dolu o anları anlattı

12 Ekim 2015 13:11
DİĞER HABERLER