Babacan'ı en iyi anlatan yazı

Babacan'ı en iyi anlatan yazı
AKP Hükümetinin 10 yılı aşkın bir süre Ekonomi Bakanlığı'nı yapan Ali Babacan Avrupa'dan nasıl görünüyordu?

Zaman Gazetesi Brüksel Temsilcisi Selçuk Gültaşlı Ali Babacan'ı anlattı. Babacan'ın iyi yönlerine atıf yapan Gültaşlı 17 Aralık sonrası tutumunu da ilginç sözlerle özetledi. İşte o yazı...

***
Babacan'ın hazin hikâyesi

“17 Aralık'tan sonra AKP savrulacak, pislik içinde bulamaç olacak, zulümde darbe dönemlerini aratacak” denseydi, inanmazdık.

“17 Aralık'tan sonra nice adam bildiğimiz, dindar sandığımız kametler tek bir kişinin peşine takılacak, memleketi de, dini de, kutsal bildiğimiz ne kadar değer varsa hepsini iktidar uğruna pazarlarken arkasında saf tutacaklar” dense, söyleyeni ‘münafık, fitneci' ilan ederdik.

İktidarda şaşan olur ama partinin Arınç'ı, Gül'ü, Babacan'ı var. Biri elbette çıkıp, pusulasını şaşıran lideri hizaya getirir diye düşünüyorduk.

 ‘Haksızlık karşısında susmaz, lal kesilmez, pisliğe bulaşmaz, aşiretimden diye üstünü örtmez' listesinde benim favorim Ali Babacan'dı.

Doğruysa ODTÜ'yü birincilikle bitirmiş; sadece birinci olmamış, 4 üzerinden 4 ortalamayla yani girdiği her dersten en yüksek notu alarak mezun olmuştu. ABD'deki muteber Kellogg İşletme Okulu'na kabul edilen ilk Türk'tü. Hocaları o kadar memnun kalmıştı ki ondan, sonra Türkiye'ye ayrılan kotayı artırmışlardı. Bunların ne kadarı doğruydu bilmiyorum ama Babacan'da sırıtmıyordu, yakışıyordu. Özal için Adnan Kahveci neyse, Babacan da Erdoğan için oydu.

Dışişleri bakanı olup, Brüksel'e gelmeye başladığında ismini ‘Babakan' olarak telaffuz ediyordu Avrupalılar. İlk birkaç ziyaretinde muhataplarını pek etkileyemedi. Avrupa Birliği işinin hâlâ ciddi olduğu demlerde sorulan siyasi soruları bir şekilde ekonomiye getirip, ‘bildiği yerlerden' cevap vermeyi tercih ediyordu. O dönemde değerlendirme yazısı için görüştüğüm bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, “Biz Kürt meselesini, azınlıkları soruyoruz. O ekonomiden bahsediyor.” demişti.

Brüksel'de bir bakanla ilgili kanaatin bu kadar hızlı değiştiğine sadece Babacan'da şahit oldum. Çok kısa sürede dosyasına hakim oldu ve Brüksel'de ciddiyetiyle nam saldı. Avrupalı muhataplarından “dosyasına bu kadar çalışan Türk bakan görmedik” cümleleri duymaya başladık.

Dışişleri bakanlığıyla birlikte başmüzakereciliği de üstlenmesi tamamen teknik bir süreç olan müzakerelere ciddi bir bakanın vaziyet edecek olması Brüksel'i sevindirmişti. Erdoğan, kendisine danışmadan Egemen Bağış'ı başmüzakereciliğe atadığında Brüksel, Babacan'ın değerini daha iyi anladı. Babacan ne kadar mütevazı, ciddi ve teferruata hakimse, Bağış tam tersiydi. Bağış ‘şovbiz' yapıyordu, Babacan ise işini.

Kendisiyle hem televizyon için hem gazete için mülakatlar yaptım. İddialı değildi, sadece işini iyi yapmanın telaşını taşıyan, aldığı paranın, işgal ettiği makamın hakkını vermeye çalışan ciddi ve ağırbaşlı bir adamdı. Koltuğa yapışacak gibi durmuyordu.

17 Aralık, Babacan'ı ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığında yakaladı. Erdoğan ve medyası, ikinci gün ‘paralel'i keşfetmenin mutluluğunu yaşarken, Babacan bir süre ağzına paraleli almadı. Rivayet doğruysa, Erdoğan 17 Aralık'ın ardından çıktığı Uzakdoğu yolculuğu öncesi Babacan'a “dönüşümde Bank Asya'nın anahtarını masamın üstünde istiyorum” talimatı vermiş, Babacan direnmişti.

30 Mart seçimlerine doğru yolsuzluklardan midesinin bulandığı, yaşananları artık içine sindiremediği ve her an istifa edebileceği söylentileri Brüksel'e kadar ulaştı.

Sonra yavaştan yavaştan Erdoğan şehvetiyle olmasa da paraleli mırıldanmaya başladı. İstifa etmemesine sebep olarak Erdoğan ve avanelerinin ‘gidersen ve ekonomik kriz olursa seni sorumlu tutar, havuzu üzerine salarız' tehdidine maruz kalması gösterildi.

Süreç ilerledikçe, ‘büyük iktisatçı' Yiğit Bulut'un fikirleri saray nezdinde kabul gördükçe daha da rahatsız olduğu, sıklıkla istifanın eşiğine geldiği ama her seferinde ya Gül ya da Arınç tarafından ikna edildiği söylendi. Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'yı ve dolaylı olarak kendisini vatan haini ilan ettiğinde, sanki pek dertlenmedi.  

Bank Asya'ya çöküldüğünde, Babacan kıyıda köşede kendi sesinden korkarak kısık sesle hukuk devletinin faziletlerini dillendirdi.

Döviz patlarken, demokrasi tecavüze uğrarken, Akın İpek'lere, Memduh Boydak'lara saldırılırken sustu. Sanki ülkenin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı değilmiş gibi Hizmet'e yakın olduğu iddiası ile on binlerce esnafa, işadamına maliye müfettişleri musallat olmuşken, Babacan bu tasallatun devamından yana tavır aldı. Ağzını açmadı.

En son dolaşıma sokulan iddia ise 3 dönem kuralı çerçevesinde zaten aday olmayacağı, askerdeki gibi gün saydığı ve dönmemek üzere siyasete veda edeceğiydi.

İtibarını büyük oranda kaybetmişti Babacan ama kendi eliyle kendisini itibarsızlaştırmamıştı. Bizi ikna etmese de öyle ya da böyle mecbur kalmıştı, gücü yetmemişti, aslında susarak ve perde arkasında mücadele ederek daha büyük tahribatlara engel olmuştu, diyenler oluyordu.

Davutoğlu'nun telefonundan sonra koşar adım milletvekilliğini kabul eden Babacan, kendisini mazur göstermeye çalışan bütün bu iddiaları boşa çıkardı. 17 Aralık'tan bu yana büyüyen pisliğe ortak olduğu, bütün operasyonlara zımni ya da sarih destek verdiği tescillenmiş oldu.

Abdullah Gül abisi gibi yaptığını düşünüyor insan. Memduh Boydak'la ilgili ne demişti Gül: Titiz davranmak lazım yoksa kenetleniyorlar. Babacan da 17 Aralık'tan sonra titiz davrandı, zamana yaydı, Hizmet'e ve Türk demokrasisine kıyan her türlü icraatı susarak da olsa destekledi.

ZAMAN

28 Eylül 2015 11:43
DİĞER HABERLER