'Bir bakmışlar ki bu TC no Sami Abiye ait değil'

“Hiç çay veren insan kötü olur mu?” yazarlar duvarlara. Ben de diyorum ki, “Hiç 12 saat çay demlenen koğuştan terörist çıkar mı?”

Ali TURNA / Samanyoluhaber.com
*Tiyatro Gibi Evlere Şenlik Mahkemeler

Mahkemeler bir komedi tiyatrosu gibi evlere şenlik.
Birkaç örnek vereyim:
Arkadaşın biri, ismi lazım değil, baş harfi Ömer. 2 yıldan fazla oldu daha iddianamesi gelmedi, mahkemeler bile kabul etmezken bir gün sabah apar topar mahkemeye götürdüler. Ömer, “Daha iddianamem gelmedi ne mahkemesi?” dese de alıp götürdüler. Akşam geldi sorduk, “Hayırdır ne oldu?” diye. Mahkemeye çıkartmışlar ve 6 ay önce telefonuyla dolandırıcılık yapılmış, bu dosyayla ilgiliymiş mahkemesi. Ömer demiş ki, “Hâkim bey 2 yıldır cezaevindeyim ve tutuklandığım gün telefonumu emniyet aldı. Bu durumda emniyetteki arkadaşlar dolandırıcılık yapmış.” ve takipsizlik ile dosya kapanmış.

Diğer bir örnek daha vahim. 14 aydır tutuklu olan Sami Bey’in iddianamesi geldi 4. ayında bir bakıyor ki TC kimlik numarası ona ait değil. Bylock yüklenmiş telefon numarası da ona ait değil. Başladı hâkime dilekçe yazmaya. Tabii ki de okuyan yokmuş ki 14 ay sonra ilk mahkemesine çıkarttılar. Hâkim bakmış TC no Sami Bey’e ait değil. Telefon da ona ait değil. Salondaki başka tutuklu bu numara benim diyor. Ne işin var o zaman senin burada demiş hâkim. Sami abi de, “Ben de aylardır size dilekçe yazıyorum bu ben değilim diye hâkim bey.” demiş. Mahkeme sonucunu mu soracaksınız? 
Karar yaz kâtip: Sami Bey’in sosyal mecrasının incelenmesine tutukluluğunun devamına…
Şaka değil, uydurma hiç değil, gerçek oğlu gerçek bu yazılanlar…

Yine bir arkadaşı mahkemesi olmadığı halde apar topar götürdüler. Hâkim sormuş bu arkadaşa, “Neden bu 3 kişiyi öldürdün?” diye. Arkadaş şaşkınlıkla, “Ne öldürmesi hâkim bey? Ben F...’den yatıyorum.” demiş. Hâkim kâtibe kızarak, “Arkadaşlar dikkatli çalışın gene yanlış adamı getirmişsiniz.” demiş. Meğer TC no yanlış yazılmış.

15 Temmuz olayına hiç girmeyeceğim. O konu çok yazılıp çizilecek, çok tartışılacaktır. Ki bu olay beni aşar. Gazeteci değilim ve hiçbir bilgim yok, sadece bu konuda tek diyebileceğim şey içeride gördüğüm kadarıyla yatanların hiçbirinin bu katliam günüyle bir alakası yok ve hatta haberlerinin dahi olmadığını söyleyebilirim.

Malum hapishaneden yazıyorum bu yüzden Google’ım yok rakamlar ve istatistikleri ortalama yazacağım. Silivri’de her hayat bir kitaptır aslında. Türkiye’nin her şehrindeki hapishanelerinden biri olan 9 kısımlık Silivri kapalı hapishanenin bilmem ne kısmının 100’lerce koğuşundan sadece biri olan benim koğuşumdaki izlenimlerim ve yaşadıklarımızdır bu okuduğunuz.

40 kişilik koğuşumuz normalde 7 kişi için yapılmış. İlk girdiğimde 38 kişi idik, bu sayı kaldığım süre boyunca hep değişti. 46 kişiye kadar çıktığımız oldu. Koğuşumuzda daha önce Ergenekoncular kalmış gardiyan anlattı. Kapıları açıkmış diğer koğuşları gezebiliyorlarmış ve koğuşta 7 kişi kalmışlar. 

Aynı zihniyette, aynı düşüncede daha önce ayakta alkışlayan hatta bu grup adına para basan milyonların bu grubu nasıl yok etmeye çalıştığını, hatta çocuklarını bile hapse attıklarını göreceksiniz. Çocuklarını sana emanet eden, çocuğumu sen okut,
rehberlik yap derken, yaptığın işleri ayakta alkışlayıp sayfalar dolusu methiyeler düzerken, yazarlarla beraber foto çektirmek için sıraya girerken bir günde seni terörist yapan zihniyeti göreceksiniz.

“Hiç çay veren insan kötü olur mu?” yazarlar duvarlara. Ben de diyorum ki, “Hiç 12 saat çay demlenen koğuştan terörist çıkar mı?” Abdest alırken suyu fazla açtım diye bir arkadaş uyarıyor beni devlet malını israf etme diye veya fazla ekmek alındı yenmez çöpe gider diye iade etmeye çalışan günün nöbetçisi, yenmeyen reçelleri helvayı hak geçer, israf olur diye gelen gardiyana geri vermeye çalışan Sami abi gibi bir sürü örnekler. Soruyorum size bu gruptan terörist çıkar mı?

Salata yaparken bile bıçağı kullanmasını bilmeyip elini kesen birinden nasıl bir silahlı terörist çıkarıyorlar anlayamıyorum. Savaşta bile taraflar hastanelere, doktorlara, hemşirelere, kadınlara ve çocuklara dokunmazlarken doktorları, öğretmenleri kadınları ve
çocukları hapishanelere tıkmak neyin kin ve nefretidir?

-Suçum ne?
-Suçun yok ama delillerin var.
-Bırak başka ülkeye gideyim.
-Olmaz.
-Bırak normal yaşayayım vatana millete faydam olsun.
-Mümkün değil.

Delirmemek elde değil. Avukat geliyor, “Suçun yok ama bu suç olmasa da yapmadım de.”
İyi de bu suçtur dedikleri şeyler ne dünya hukukunda ne de Türkiye hukukunda ne de örf, anane, törede suç.
Öyle değil mi? Hayır. O zaman neden buradayım, neden inkâr? Avukat, “Olsun hâkim bunu suç olarak kabul ediyor, yapmadım de.” gibi saçma uyduruk komedi bir durum. Devletin izni ile açılmış ve devlet garantisindeki bankanın kredi kartını kullanmak suçmuş. İyi de milyonlarca insan kullanmış, sadece bana mı suç oluyor?
Maalesef evet, peki neyi savunacağım? Bu bankayı devlet kurumları kullanmış, siyasetçiler kullanmış bu bankayı, şimdiki başkanımız açmış ya onlar?

-Onlar aldatılmış…
-Ben?
-Sen teröristsin.
-Neden?
-Olmadığını sen ispatla.
Gibi alakasız bir sürü ithamlar.

YARIN: PİMAPENCİ ERKAN, PİMAPENCİ AYHAN OLMADIĞINI İKİ YILDIR İSPATLAMAYA ÇALIŞIYOR

*Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.


12 Kasım 2019 13:01
DİĞER HABERLER