Bir bedel de Hüseyin'e düştü

15 Temmuz sonrası on binlerce öğretmen ihraç edildi, o öğretmenlerin eşleri ve yüz binlerce çocuk da mağdur oldu. Mağduriyetler.com o öğretmenlerden birinin hayatına mercek tuttu.
“Bir bedel de Hüseyin’e düştü”

Sınıfa sol elindeki sargıyla gelen Hüseyin’in durumu arkadaşlarını meraklandırmıştı.

“Birşeyim yok önemli değil.” deyip meseleyi geçiştirse de sakladığı bir şeylerin olduğu her halinden belliydi.

Zil çalınca sınıfa çıkılmış, ardından da öğretmenleri Hasan Bey sınıfa girmişti.

Son zamanlarda Hüseyin’deki durgunluk ve değişiklik Hasan Öğretmenin dikkatinden kaçmıyordu.

Bu sabah da öyle olmuştu.

– Hüseyin! Oğlum, evladım. Ne oldu eline? Neden sarılı? Nasıl oldu?  Arka arkaya sorularını sıralamış ve utancından yüzü kıpkırmızı olan öğrencisinin yanına gelivermişti.

Öğretmenini çok seven Hüseyin ondan birşey gizlemezdi. Hele bir de bu yaz mezun olduğunda ondan ayrılacağı aklına geldikçe, bir an bile üzülmesini istemiyordu.

-Öğretmenim! Kolum değdi de , ondan döküldü. Hem fazla değil. Mikrop kapmasın diye yanık merhemi sürdü doktor amcalar. Kısa zamanda geçermiş. Siz üzülmeyin. Hem acımıyor da. Bana da mani değil.

Dese de , o sargı Hasan Öğretmenin yüreğini yakmıştı bile.

– Peki evladım, nasıl oldu? Neden oldu? Diyen şefkat dolu sesle.

– Hafta sonu, pazar günü, evde kardeşime patates kızartıyordum. Yağ çok kızarmış farketmedim. Patatesler de az suluydu yağa atınca , elime sıçradı. Biraz yaktı. Canım çok acıdı. Ama kardeşim üzülmezin diye ona belli etmeden yan komşuyla hastaneye gittik. Tedavi ettiler. Biraz  izi kalırmış ama olsun. Bir erkek adamız, bunlara aldırmamamız gerekirmiş. Doktor amca öyle söyledi.

Diyen cümleler Hasan Öğretmeni bir kez daha burkuyordu.

– Peki annen, baban, kimin kimsen yok muydu evladım evde? Neden onlar yapmadı mutfak işlerini de sen yaptın? Yanında değiller miydi? Yoksa ev işlerini sana mı yaptırıyorlar? Nasıl olur bu? Diye sıralanan soruları;

– Çabuk geçer öğretmenim. Her şey bu ufak yara gibi olsa. Diyen “Koca adam sözleriyle ” cevaplaması dikkate değerdi.

Anlamaya çalışan Hasan Öğretmen sorularına  devam etti;

– Hafta sonu “Veli Toplantısı” vardı. Neden ailenden kimse gelmedi Hüseyin?

Bu soruyu da;

– İşleri vardı efendim, işleri vardı. Deyip boynunu bükerek cevapladı, Hüseyin, gözyaşlarını gizleyerek.

Hasan Öğretmen iyiden iyiye meraklansa da, onca öğrencinin içinde daha fazla sormak ve incitmek istemedi, sınıf birincisi Hüseyin’i.

Oysa son zamanlarda performansındaki düşüş Hüseyin’in notlarını etkiliyordu. Hatta yarıyıl tatili öncesi, en sevdiği matematik dersinin sınavından öğrencilik hayatındaki ilk zayıfını alması olacak gibi değildi.

Bir hafta önce de, sıra arkadaşı Alican’la kavga etmiş dudağını kanatmıştı. Neyse ki okul müdürünün ve Alican’ın ailesinin hoşgörüsü sayesinde olay büyümeden atlatılmıştı.Ne oluyordu bu çocuğa? Nasıl böyle değişmişti?

Hasan Öğretmen kararlıydı. Araştıracaktı, öğrencisini onurunu kırmadan. Okul çıkışı pastaneden biraz kuru pasta yaptırıp Hüseyin’in evine gittiğinde kapıyı Hüseyin açınca şaşırdı.

-Merhaba evladım. Nasılsın? Evde kimse yok mu? Deyince;

Sevinçten vereceği cevabı şaşıran küçük delikanlı;

– Kız kardeşimle biz varız. Annem var ama o akşam geliyor eve. Ben de bulaşıkları makinaya koymuş, makarna pişirmiştim. Size de ikram etmek isterim. Buyrun öğretmenim içeri girin. Gerçi annem ” Büyükler evde yokken, kimseyi içeri almayın.” dedi ama olsun siz başkasınız. Siz aileden sayılırsınız. Buyrun, buyrun. Demişti.

Hasan Öğretmen afallamıştı.

– Yok, yok. Teşekkür ederim. Ben sonra tekrar gelirim. Diyerek ayrıldı oradan, aklında onlarca soruyla.

Akşamı sabırsızlıkla bekledi. Hava kararıp akşam olduğunda yemekten bir iki lokma alıp alelacele çıktı evden. Seyhan Nehri’ nin huzurlu kenarlarında buldu kendini. Dolaştı, gezindi.

Adımladı, adımladı, adımladı.

Bindiği taksiden inmeyi neredeyse unutacaktı. Dalgınlaşsa da  yine aynı adresteydi. Bu kez kapıyı açan evin hanımıydı. Avludan geçerken kasa kasa yeşillikleri farkettiğinde burada farklı bir şeylerin olduğunu görmüştü.

-Buyrun, hocam! Gündüz gelmişsiniz. Diyen sıcak karşılama, eli yüzü ıslak, elbisesinin etekleri çamurlu bu kadıncağızın halini görmezden gelmesini sağlamıyordu.

Çukurova’ nın bu güzel ve koccaman ilinde, kenar semtindeki limon ve turunç ağaçlı, beton damlı, sarmaşık kaplı iki odalı bu küçük evin geniş sekisinde oturmak Hasan Öğretmen’e bildiklerini unutturuyordu.

Dertleştikçe döküldü olaylar.Söyleştikçe bilindi olup bitenler

Hasan Öğretmen anlamıştı; Hüseyin’in neden elinin yandığını,

Hasan Öğretmen kavramıştı, Hüseyin’in yok yere kavga nedenlerini,

Hasan Öğretmen idrak etmişti, Hüseyin’in neden makarna pişirdiğini,

Hasan Öğretmen öğrenmişti, Velİ Toplantısına neden kimsenin gelemediğini,

Hasan Öğretmen farketmişti, Hüseyin’in sınavdan düşük not alış nedenini.

Hasan Öğretmen bildi. Hüseyin Bedel Ödüyordu.

Hasan Öğretmen gördü. Aile bedel ödüyordu

Hasan Öğretmen utandı. Eğitim-öğretim bedel ödüyordu.

Hasan Öğretmen sıkıldı. Ahlak, anlayış, davranış bedel ödüyordu.

Hasan Öğretmen daraldı. Toplum topyekün bedel ödüyordu.

Hasan Öğretmen, ağladı, ağladı, ağladı…

Neden mi?

Zira Hüseyin’in babasının  da meslektaşı olduğunu dinlemişti. Yirmi yılı aşkın öğretmenlik hayatı boyunca bir tek soruşturması olmamış. Defalarca ödüllendirilmiş. Görev yaptığı bazı yerlerde tehditler edilmiş.

– Canını seviyorsan buralardan çek git. Bu insanlara tek bir kelime öğretmeyeceksin. Biz bunları dağa çıkaracağız. Aileni , çoluk çocuğunu , canını seviyorssn sana süre veriyoruz pılını pırtını topla, bizi daha fazla zorlama çek git.

Denmiş kendisine defalarca. Hatta bu yüzden evine molotof bile atılmış. Ama aldırmamış Abdullah Öğretmen.

– Bir canımız var, o da vatan uğruna feda olmuş çok mu? Diyerek direnmiş yıllar boyu her türlü tehdide, yıldırmaya karşı.

Ne vakit Temmuz ayının ortasındaki “hain darbe giri

şimi” olmuş he rşey ters yüz olmuş. Haytının her anında teröre ve teröriste direnen, canını hiçe sayan eğitim emekçisi Abdullah Öğretmen, bu kez kendisi terör örtü üyesi diye açığa alınıp sonra da tutuklanmış, hukuksuzca.

Sebep ise içler acısı. Okulunda irtibat bürosu dahi bulunan, kanunlarla kurulmuş, dayanışma ve sendikal hakların kullanılması adına üye olduğu eğitim sendikası. Gerekçe bir hiç yani. Beş aydır demir parmaklıklar arkasında zulmün pençesinde.

Anneye gelince, evin hanımına gelince;

Bu süreçte elinde avucunda ne varsa tüketmiş. Kalan bir miktarla da seyyar arabanın üzerine yaptırdığı  pazar tezgahında, semt pazarlarının girişinde

marul, kıvırcık, yeşil soğan, maydanoz, turp, limon gibi salata malzemesi yeşillik satmaya, evine helal lokma getirmeye çalışıyordu.

Bir yandan Ankara’da üniversitede okuyan kızının da masraflarına yetişebilmek için hafta sonları kafelere gece 22-24 arası temizliğe gidiyor, işi bazen gece yarısını buluyordu. Zira her şeye rağmen hayat devam ediyordu.

Bu sıcacık yuvaya yaptığı gecikmiş  ziyareti tamamlayan Hasan Öğretmene evin hanımı;

– Hocam,  gitmeden birkaç şey söylemek isterim. Bu aziz millete ve onun ikbaline kasdedenlerin Allah bin türlü belasını versin. Canımızı yakanların Allah canlarını yaksın . Ülkemizin ve ailemizin düzenini bozanın düzenini  bozsun . Rabbim tez zamanda bu vatana ihanet eden şer şebekelerinin planlarını başlarına geçirsin. Ben aciz bir ev kadınıyım. Ama anayım. Sizlerin kardeşi sayılırım. Evlatlarımız da bizden çok sizlerin emeği var. Bundan gayrı Hüseyinime ve bütün Hüseyinlereiyi bakın. Bugünler de geçecek. Rabbim kimseyi darda bırakmaz. Demişti.

Ardından da; elindekileri uzatarak;

– Eşiniz hanımefendiye de selamımı iletiniz. Ailecek yemeğe de buyrun bekleriz. Bunlar da ” çam sakızı, çoban armağanı” lütfen kabul edin. Kusura bakmayın, geleceğinizi bilsem hazırlık yapardım.

Hasan öğretmenin hiç huyu değildi, öğrenci ailelerinden hediye kabul etmek ama nasılsa içinden gelen bir sesle bu hediyelere engel olmamıştı.

Gözyaşlarını saklaya saklaya vedalaştı.

Eve geldiğinde , eşinin;

– Hasan Bey! Ne taze bu yeşillikler. Kesene bereket. Dedikten sonra;

– Bu iğne oyalı mendille yazmayı nerden aldın?  Ne muhteşem şeyler. Deyişini duyamıyordu bile.

Mendil , bir gecede mezun olduğu “Hicran Üniversitesinin” sembolü olarak Hasan Ö

ğretmen’in en yakın arkadaşıydı artık.

Kulaklarında ise; evden ayrılmadan önce içerideki odanın pencerinden sızan Hüseyin’in kızkardeşine söylediği;

– Babam hapiste degil de yanımızda olsaydı, beni iyi anlardı. Annem de, sen de kızsınız, benim içimdeki kaynayan volkanları bilemezsiniz. Sözleri çınlıyordu. Dudaklarından dökülen;

– BİR BEDEL DE HÜSEYİN’ E DÜŞMÜŞ,  BİR BEDEL DE HÜSEYİN’E DÜŞMÜŞ, Sözlerine eşi bir anlam veremedi. Ama Hasan Öğretmen biliyordu.

Ahmet Arslan/ magduriyetler.com
10 Mart 2017 15:38
DİĞER HABERLER