Bir Savunma Mekanizması Olarak 'Yansıtma'

"Yansıtma’ rahatsızlığında en belirgin ve başta gelen özellik, bu yapıdaki biri, kendinde görmesi gereken kusurları ve eksikleri başkalarında arar ve bulur. Söz konusu kişi, şayet ahlaki değerlerden yoksun ise, bu ahlaksızlığını rakiplerine veya başkalarına yükler; hırsız ise, kendisinin en doğru diğerlerinin hırsız olduğundan sürekli dem vurur ve inandırır."
Prof. Dr. Muhittin AKGÜL | samanyoluhaber.com
Bir Savunma Mekanizması Olarak 'Yansıtma'

Bu haftaki yazımda, hem şimdiye kadar yazdığım konulardan biraz uzaklaşmış, hem de az da olsa alanım dışına çıkmış olacağım; onun için kusura bakmayın. İnsan olarak zaman zaman bazı sözler ve olaylar karşısında kendinizi tutamadığınız anlar olur. Şaşırır kalırsınız; konuşacağınız söz kalmaz. Hatta neredeyse kendinizden şüphe edersiniz. Bazen konum açısından çok önemli kişiler, öylesine absürt bir manzara ve söylem sergilerler ki, insan olarak üzülmemeniz ve hayretler içerisinde kalmamanız elde değildir.

Böylesine bir ruh haleti, aslında normal bir durum olmasa gerektir. Evet olamaz zira bütün olanlardan bir insanın aslında kendisi sorumluyken, başkalarını suçlaması, sorumluluğu kendi üzerinden atması ve bunu da bir hayat tarzı haline getirmesi, genel bir ruhi bozukluktan kaynaklandığı aşikâr görünmektedir. Konuyu bu açıdan araştırırken, karşıma başlıkta belirttiğim ve psikolojide “YANSITMA” diye isimlendirilen bir tür ruh hastalığı çıktı. İngilizce “projection” kelimesiyle adlandırılan yansıtma, bireylerin kendi içlerinde kabul edilemez buldukları özellikleri, başka bir kişiye atfettikleri psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Buna göre bu ruh haletine, savunma psikolojisi de denebilir. Nitekim Sigmund Freud, bu rahatsızlığın, bastırılmış rahatsız edici duygulardan kaçınmanın bir yolu olarak sıklıkla kullanılan bir savunma mekanizması olduğunu belirtir. Bir tür ruhsal rahatsızlık olan bu hastalığın, farklı çeşit ve tezahürleri olmakla beraber, en yaygın şekli nevrotik projeksiyondur ki, insanlar kendi içlerinde kabul edilemez buldukları duyguları, güdüleri veya tutumları, bir başkasına atfedebilirler.

Konuyu, alanın uzmanlarından kısaca özetleyerek sizinle paylaşmak istiyorum:      
‘Yansıtma’ rahatsızlığında en belirgin ve başta gelen özellik, bu yapıdaki biri, kendinde görmesi gereken kusurları ve eksikleri başkalarında arar ve bulur. Söz konusu kişi, şayet ahlaki değerlerden yoksun ise, bu ahlaksızlığını rakiplerine veya başkalarına yükler; hırsız ise, kendisinin en doğru diğerlerinin hırsız olduğundan sürekli dem vurur ve inandırır; kâtil ise, asıl katliamcının hasımlarının olduğunu iddia eder. Kırar, döker, her şeyin altını üstüne getirir, ifsat eder, bozgunculuk çıkartır; dini ve ahlaki değerlerin hepsiyle kökünden oynar, fakat son tahlilde eliyle ortaya çıkardığı yıkımdan yine başkalarını sorumlu tutar.

Bu kişilik, suçlu iken bu suçtan sıyrılır ve kesin haksız olduğu bir durumda bile kendisini haklı konuma getirir. Bunun yaparken de söz konusu kusurları oldukça abartılı ve derinlemesine sunar. Karşısına geçtiği kendi aynasında görmüş olduğu ne kadar kötülük, olumsuzluk, suç, günah, kusur varsa, bunların tamamını rakiplerine veya yok etmeyi kafasına koyduğu kişilere yükler. Kusurları asla kendisine mal etmez; sorumlu olarak asla kendisini görmez; kırsa başkası kırmış, dökse başkası dökmüş olur. Böylesi bir kişiliğe göre aslında herkes kirli, günahkâr, suçlu ama sadece ve sadece kendisi adeta sütten çıkmış bir ak kaşık gibidir.
Böylesi bir karaktere sahip olan kişi, asla başkasını içten sevmez, sevemez; herkesten nefret duyar, onlara karşı öfkeyle oturup öfkeyle kalkar; onları öldürmeyi, yok etmeyi hiçbir zaman içinden atamaz. Yok etmeden de rahat edemez. En yoğun işlerinin arasında bile, hedefe koyduklarını düşünür; komplolar kurar; karalama yolları arar ve bitirmek için de hep tuzaklar peşinde koşar. 

Zira böylesi bir ruh rahatsızlığına maruz kalmış ve sürekli kötülükten beslenen birisi, kendisinde bulunan ne kadar eksik, kusur, günah, şenâet ve denâet varsa, karşısındaki aynasından dolayı, bunları rakiplerine yansıtır, onlarda görür ve onları suçlar. Karşı karşıya kaldığı hiçbir başarısızlığın sebebi olarak kendisini görmez. Kendisinin başarısız olduğu durumlarda suçluyu başka yerde arar ve bulduğu bu masum suçlu ya da suçlulara akla hayale gelmedik ithamlar yöneltir; karalamalar yapar; çamurlar atar; iftiralarda bulunur. Bütün bunları yaparken de asla sıkılmaz, çekinmez ve utanmaz. Çünkü onun için atf-ı cürm, asıl tabiat haline gelmiştir ve sadece iftira ve kötülükleriyle mevzu bahis tabiatın gereklerini yerine getirmektedir.

Böylesi bir kişinin hayatı takip edildiğinde, aynı zamanda onun kuşkular içinde bocalayan, sürekli kendisine tuzak kurulacağı endişesiyle oturup kalkan biri olduğu görülür. Kendisinden başkasını mükemmel biri olarak görmediğinden, kendisine adeta âşıktır; meftundur; eşi benzeri bulunmayan biridir; o başkalarını sevmese de başkalarının hep onu sevmesini ve derin bir saygı göstermelerini bekler. Rakiplerine karşı kıskançlık krizlerinden kurtulamaz. Zayıfken, imkânları sınırlıyken ürkek ve korkak bir şekilde bekler, fakat fırsatını bulduğunda ve güçlenip hâkimiyeti eline aldığında, adeta bir canavara ve katliamcıya dönüşür, kana doymaz ve kandan beslenir.  

Kendisine gelecekte rakip olacakları, önceden tespit eder ve pasifize eder; edemezse de onları yok etmekten asla çekinmez. Sürekli mağduriyet edebiyatı yapar durur. Toplum karşısında inandırıcılığını arttırmak için gerektiğinde rahatlıkla gözyaşı döker; ağlar; sızlar; yeryüzünün en merhametlisi olduğunu kendisini dinleyenlere kabul ettirir. Aynı zamanda bu bozukluktaki bir kişide ego ve kibir had safhadadır. Kendisini her şeyden ve herkesten üstün görür. O olmayınca bütün dünya yok olur; insanlığın varlığı kendi varlığı ile kâimdir. Herkesin kendisini önemsemesini ve kulak kesilmesini ister. Aksini yapanları baş düşman ilan eder ve ifna etmeden de rahat ve huzura kavuşamaz. Sürekli düşman üretir; en yakın dost ve akrabalarını dahi, işine gelmediğinde harcamadan geri durmaz. 

Yansıtma ruh haline, bir tür narsizm de denebilir. Ya da narsizmin bir tezahürü olarak da nitelenebilir. Aslında yukarıdaki davranışlar, farklı oranlarda herkeste bulunabilir; ancak bunun bir hastalık haline gelmiş olup tehlikeli şekli, bu ruh halinin tezahürlerinin sıklığıdır. Yani bu davranışlar, hastalık haline gelmiş kişinin artık bir hayat tarzı olmuştur ve bu kişiler bu davranışları her zaman ve aralıksız yaparlar. Ve bu kişiler ölmeden de bu ruh bozukluğundan kolay kolay kurtulamazlar.

Bu türden bir ruh rahatsızlığına sahip kişiler, bazen kitleleri arkalarından sürükler, aslında bir ateş böceği iken, kendilerini uzun süre gerçek bir yıldız gibi yutturabilirler. Fakat miadlarını doldurup, gerçek yüzleri de ortaya çıktıktan sonra, kader açısından da süreleri tükenince, arkalarından sürükledikleri yığınlarla beraber tarihin çöplüğüne yuvarlanır; arkalarında da büyük ve ağır bir enkaz yığını bırakarak herkesin sonunda gideceği kara toprağın altına gitmiş olurlar. Beşer tarihi, yukarıda anlatılan ruh hastası tiplerden şimdiye kadar çok çekmiş, bundan sonra da daha çekeceğe benzemektedir. 

Konuyla ilgili şu kaynaklara bakılabilir:

1.American Psychological Association. APA Concise Dictionary of Psychology. Washington, DC: American Psychological Association, 2009. Print.
2.Corsini, R. J., & Wedding, D. (Eds.). (2007). Current Psychotherapies (Eighth ed.). Brooks Cole.
3.Perry, J. C., Presniak, M. D., & Olson, T. R. (2013). Defense Mechanisms in Schizotypal, Borderline, Antisocial, and Narcissistic Personality Disorders. Psychiatry, 76(1), 32-52.
4.Projection. (n.d.). Changing Minds. Retrieved from 

24 Ekim 2020 15:35
DİĞER HABERLER