Bu işi bir de Nasrettin Hoca fıkrası ile anlatalım...

Gazeteci Yazar Veysel Ayhan , 15 Temmuz ile ilgili Türkiye'deki iktidarın yalanlarına Dünya'nın neden inanmadığını analiz etti...
İstihbarat teşkilatlarının itibarı verdiği raporlardaki isabetlerle ölçülür. Bir istihbarat teşkilatı elinde çok çok sağlam deliller olmadan her hangi bir hüküm vermez. Verirse daha sonra ortaya çıkacak kanıtlarla itibarı ve kredibilitesi sıfırlanır. Bu nedenle hiçbir teşkilat böyle bir aptallık yapmaz. Emin olmadığı konuda risk almaz.

Dünyanın en büyük istihbarat teşkilatları ABD, Alman ve İngiliz istihbarat teşkilatlarıdır. Bunların “dinlemediği” hiçbir ülke; içinde “kulaklarının” olmadığı hiç bir olay yoktur.

ABD, Almanya ve İngiltere’nin Türkiye’yi dinlediği 2014’te ortaya çıkmıştı. Ve bu ülkeler dinlemeyi doğruladı. Ama Erdoğan ne ABD’ye ne de Almanya’ya tek kelime edemedi sadece şunu diyebildi: “İstihbaratı güçlü ülkelerin başka ülkeleri dinlememeleri gibi bir şey yoktur.”

Şimdi dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatları 15 Temmuz hakkında raporlar yayınladılar. Erdoğan gibi girişimden 10 dakika sonra “suçlu”yu ilan etmediler. 8 ay beklediler. Verileri analiz ettiler. “Dinlemeler”i değerlendirdiler. Ve şu sonuçları duyurdular:

15 TEMMUZ RAPORLARI

Alman İstihbaratı BND’nin Şefi Bruno Kahl: Gülen’in darbenin arkasında olduğuna dair ikna edici kanıtları görmedik.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesinin Başkanı Devin Nunes: Buna inanmakta zorluk çekiyorum. Erdoğan hükümeti daha otoriter bir hale geliyor. Gülen’in [darbeye] karıştığına dair herhangi bir kanıt göremedim.

Avrupa Birliği istihbarat merkezi (EU INTCEN): “Erdoğan, AKP iktidarına muhalif olanlara karşı kapsamlı bir baskı kampanyası başlatmak için başarısız darbe ve olağanüstü halden istifade etti. Tutuklama kararları önceden hazırlanmıştı.” “Gülen’in kendisinin bu girişimde bizzat rol oynamış olma ihtimali düşük”

NATO kaynaklarını değerlendiren Norveçli gazeteci Kjetil Stormark: “NATO’daki baskın değerlendirme çok açık: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisine karşı bu darbeyi gerçekleştirdi. (…) Ben şimdiye kadar gerçek bir darbe girişimi olduğuna inanan kimseyle tanışmadım. Üst düzey subaylar, üç ve dört yıldızlı generaller ve Türkiye ile 30–40 yıl boyunca çalışan ve dört ya da beş yıldır Türk subaylarına danışmanlık yapan kişiler, bunun bir darbe olduğuna inanmadıklarını söylüyorlar. Eğer TSK bir darbeye girişseydi kesinlikle başarılı olurdu.

Almanya iç istihbarat servisi (BfV) başkanı Hans-Georg Maassen: Türkiye’nin dışarısında, kimsenin Gülen hareketinin darbe girişiminin arkasında olduğuna inandığını düşünmüyorum.

ABD Central Asia-Caucasus Institute & Silk Road Studies Görevlisi Gareth H. Jenkins: Darbenin arkasında Gülen’in olduğu kanıtlanamadı. En dikkat çeken nokta ise, aylar süren yoğun sorgulamalara rağmen, kamuoyuna darbenin nasıl planlandığı ve organize edildiğine dair ikna edici bir kanıt sunulamadı. Şüphesiz, eğer bir kanıt bulunmuş olsaydı, Türk yetkililer bunu kamuoyu ile paylaşırlardı.

TEK DELİL, TEK TANIK, TEK YARGIÇ: ERDOĞAN

Dünyanın en profesyonel istihbarat teşkilatları bunu diyor ama AKP’liler, AKP gazete ve televizyonlar ilk hükümlerinden vazgeçmiyor.

Darbe girişiminin ardında Fethullah Gülen olduğunu iddia eden tek kaynak var: Erdoğan. Daha o akşam bunu ilan etti. Hem suçluyu ilan etti hem de Gülen’in meclis darbe komisyonunda dinlenmesini reddetti.

GÜLEN: ARAŞTIRIN; ERDOĞAN: KAPATIN

Erdoğan, darbe komisyonunun Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ı dinlenmesine engel oldu. Komisyonu alelacale kapattırdı. Oysa iyi bir sorgulamayla her şey çözülebilirdi. Sadece 14 Temmuz’da yani girişimden 1 gün önce Akar ve Fidan’ın gece yarısına kadar 6 saat bir arada olmaları bile çok şey ifade ediyor. Sonra Zekai Aksakallı bilmecesi…  Yüzlerce soru cevap bekliyor.

Fethullah Gülen ise o akşamdan itibaren hep şu sözleri dedi: “Bağımsız bir uluslararası komite tarafından suçlu bulunduğum takdirde Türk yetkililere teslim olacağım. Eğer hakkımdaki iddiaların onda biri kanıtlanırsa, Türkiye’ye dönmeye ve en ağır cezayı çekmeye söz veriyorum.”

Gülen’in darbe girişimiyle bir ilintisi olsaydı, bir gün ortaya çıkacak bir ilişkisi olsaydı “uluslararası bir heyet 15 Temmuz’u araştırsın sonucuna razıyım” diyecek cesareti gösterebilir miydi?

Tabi ki hayır.

Şimdi tüm bunlar ortaya çıkmışken hala milyonlarca hizmet gönüllüsüne “darbeci ve terörist” diyenlere ne denebilir ki!

Herkesin bildiği fıkradır. Komşusu, Hocanın eşeğini ödünç ister. Hoca, “Eşek yok, başkasına verdim.” der. O sırada eşeğin anıracağı tutar. Komşusu “Hani eşek yok, diyordun.” der. Hoca, “Aşk olsun, benim sözüme değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun?” diye cevap verir.

“Eşeğin sesi” ortada. Yüzlerce soru işareti ortada. Soruların işaret ettiği şahıslar ortada. Girişimden istifade edip yüz binlerce insanı linç eden ortada. Yani darbenin faili az çok ortada.

Ama ‘Hoca Nasrettin’in yalanına inanmak şimdilik prim yapıyor. Kafa konforu sağlıyor. Her şeyden önemlisi faşizmin artık yerleşik hale geldiği Türkiye’de özgür yaşamayı sağlıyor.

TR724.COM
30 Mart 2017 09:22
DİĞER HABERLER