Bu KHK zulmünün hangi kitapta yeri vardır?

“İnsanları çaresiz bırak iç organlarından roket yaparlar.”

P24 yazarı Orhan Kemal Cengiz bugünkü yazısında KHK mağdurlarına dikkat çekiyor. İşleri ellerinden alınan KHK’lilerin botlara doluşarak başka ülkelere gitmeye çalıştıklarını ifade eden Cengiz, “Bir gece yarısı, işlerini aşlarını kaybettiklerini, Resmî Gazete’nin soğuk sayfalarında okuyan insanların kaçı, yurt dışına kaçmaya çalışırken hayatlarını kaybetti bilmiyoruz” diyor.

CHP’nin OHAL raporuna göre 46 KHK’linin intihar ettiğine dikkat çeken Cengiz, “Eğer Türkiye’de aile bağları bu kadar kuvvetli olmasa, muhtemeldir ki, intiharlar da, yurt dışına kaçarken ölenler de çok daha fazla olurdu. Çünkü, insanları çaresiz bırakmaya yönelik bir politika var. Sadece işlerinden atılmakla kalmadı bu insanlar; bütün özlük haklarını kaybettiler; başka bir işe giremeyecekleri söylendi; pasaportları ellerinden alındı. Yani ‘artık sana burada hayat yok; ama buradan da ayrılamazsın’ denildi" ifadelerini kullanıyor.

Devletlerin kan davası gütmediklerini söyleyen Cengiz, “Evet Türkiye’de kanlı bir darbe girişimi oldu. Bu darbe girişiminden sonra, elbette ki, bu işlere kalkışanlar yargılanacaktı; onlarla bir şekilde bağlantılı olanlar işlerini kaybedeceklerdi. Hadi, daha da ötesine gidelim; bir cemaatin, devletin güvenlik ve yargı bürokrasisi içinde kapladığı o muazzam yere bir son verilecekti. Avrupa’da bunlara ‘benzer’ işler olmuştur. Örneğin, Komünist rejimlerin çökmesinin ardından, o rejimle bağlantılı çok sayıda bürokratın işlerine son verildi. Fakat heyhat, bizdeki gibi, yüz binlerce insana, sadece ‘işinden kovuldun, bundan sonra da, hiçbir yerde çalışamazsın’ denilmedi. Yargı yolu hep açıktı” diye belirtiyor.

Türkiye’de OHAL’in arkasına sığınarak bir gecede insanların hayatının cehenneme çevrildiğine dikkat çeken Cengiz, hukuk yolu olarak da OHAL Komisyonu’nun kurulduğunu hatırlatıyor. Bu komisyonun kurulmasındaki amacın insanların iç hukuk yollarını tüketerek AİHM’e gitmelerinin önünü kesmek olduğunu belirten Cengiz, “Yani, işlerini aşlarını kaybetmiş insanlara 10 yıllık bir yol gösterilmiş oldu” diyor.

 AİHM’in sadece işten çıkarmakla yetinmeyip, insanların başka işlere girmesine kısıtlamalar getirilen tüm vakalarda hak ihlali tespit ettiğine dikkat çeken Cengiz, “Yani Türkiye’de uygulanan KHK rejimi bir gün AİHM’e ulaştığında mahkûmiyetlerle sonuçlanacak. İnsanları işlerinden atıp, bir yerde sigortalı olarak bile çalışamaz hale getiren bir rejimin en küçük bir hukukî testi geçebilmesi elbette ki söz konusu değildir” ifadelerini kullanıyor.

Cengiz daha sonra şu soruları yöneltiyor:

“KHK’lıları sanki yurttaşlıktan çıkmışlar gibi bir muameleye tâbi tutmak, işlerini aşlarını ellerinden almakla yetinmeyip, açlığa mahkûm etmek için biteviye çaba göstermek, hangi dinin hangi kaidesine, hangi ahlâkın hangi kuralına uyar?

 Bir devlet, kendi vatandaşlarına karşı kan davası güdebilir mi?

 Devlet dediğimiz bir kurum, insanlar gibi ‘sıcak’ duygularla hareket ettiğinde, onun artık bir kurum olduğundan söz edilebilir mi?

 Tıp profesörlerini, doktorluk yapamaz hâle getirmek, aç kalmamak için benzincide pompacılık yapmaya zorlamak, hangi kitabın hangi sayfasında yazıyor? Hangi vicdana sığıyor?

 Bütün bunları yapıp, bu zulümleri çekenleri, ülkenin başkentine gelip, barışçıl bir şekilde toplanmaktan bile men etmek hangi mâşerî vicdanın içinde bir yer bulabilir?”

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN 
08 Ekim 2019 11:42
DİĞER HABERLER