Can Simitleri

Samanyoluhaber.com yazarlarından Harun Tokak, yazar Cemil Tokpınar'ın 'Can Simitleri' kitabını köşe yazısına kitaptan ibretlik bir bölümle taşıdı.

Can Simitleri
“Ve işte ‘gün’ geldi.
Oysaki daha dün, sonu gelmez emellerin vardı.
Kapandı işte son perde. 
Ve defterler dürüldü. 
Bir mil kadar başına yaklaştı güneş. 
Dünyada yanında olmak için çırpındıkların, yanından kaçıp gitti. 
Dünyada hakiki dost sandıkların, artık seni terk etti. 
Ne malın fayda verecek bugün ne de evlatların. 
Ne eşin ne patronun ne âşinâ bir kimse...”
Cemil Tokpınar’ın “Can Simitleri” kitabı bu sözlerle başlıyor.
Kitabın önsözünü Hasan Hüseyin adında bir üniversite öğrencisi yazmış.
2000’li yıllar…
Yazar Cemil Tokpınar “Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?’’ kitabıyla ülkemizde bir namaz seferberliği başlatmıştı.
Okuyanlarda muhteşem bir namaz aşkı ve şuuru meydana getiren bu mütevazı kitap, büyük bir kampanyanın lokomotifi oldu.
Türkiye’yi saran bu kutlu seferberlik, kitabın yazarını ve yayınevini kısa zamanda aşarak milletçe benimsenen bir namaz davasına dönüştü. 
Namaz platformu oluşturuldu. 
Yeni bir aşk ve heyecan rüzgârı bütün Anadolu’yu sardı.
Cennet bahçelerinden gelen esintileri andıran meltemlerle Anadolu, bir baştan bir başa rüzgâr yemiş ekin atlası gibi dalgalandı.
Binlerce insan, vakıf, dernek, kitapçı, sanki kitabı kendisi yazmış gibi sahip çıktı. 
Kutlu bir seferberlik tüm ülkeyi sardı.
Kitap 2 milyon satışı aştı. 
En çok satan kitaplar arasına girdi.
Kitapta sabah namazının kıymet ve değeri ile ilgili çok değerli tespitler yer alıyordu:
“Sabah namazı günün ilk imtihanı, ilk ibadetidir. Sabah namazını kılan insan güne iyi başlar. Güne iyi başlayan günün diğer imtihanlarına karşı daha güçlü ve daha donanımlı olur. Kutlu Nebi ‘Kim sabah namazını kılarsa Allah’ın garantisi altındadır. Sizi atlılar bile kovalasa sabah namazının sünnetini terk etmeyiniz.’ buyuruyor.
Nasıl ki üniversite imtihanına gireceğimiz zaman bir gün öncesinden giderek imtihan salonunu görüyoruz. Zamanında kalkmak için bütün hazırlıkları yapıyoruz, her türlü tedbiri alıyoruz. Alarmı kuruyoruz, anne babamıza tekrar tekrar tembih ediyoruz. Sabah namazı işte bütün bunlardan çok daha önemlidir.” 
Cemil Tokpınar beş vakit namazın dışındaki nafile namazların, tesbih, tahmid, tekbir, dua ve salavatların da mahşer meydanının ter ve gözyaşı okyanusunda insanların imdadına yetişeceğini düşünerek “Can Simitleri” kitabını kaleme alıyor.
Öyle ya o gün ter ve gözyaşından kabaran sular kiminin dizine kimin göbeğine kimin boğazına kadar yükselecek. Ter denizinde boğulmamak için can simitleri gerekecek.
Kitabı tamamlayınca maruf ve meşhur birine önsöz yazdırmayı düşünüyor.
Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuyan oğlu Hasan Hüseyin,“Bu kitabın önsözünü ben yazacağım.” diyor.
Daha yirmisindeki genç sanki mahşer denizinde çırpınırcasına iki üç gün kıvrandıktan, fikir sancısı çektikten sonra başlıyor yazmaya:
“Ve işte ‘gün’ geldi.
Oysaki daha dün, sonu gelmez emellerin vardı.
Kapandı işte son perde. Ve defterler dürüldü. Bir mil kadar başına yaklaştı güneş. 
Dünyada yanında olmak için çırpındıkların, yanından kaçıp gitti. 
Dünyada hakiki dost sandıkların, artık seni terk etti. “Ne malın fayda verecek bugün ne de evlatların.’’ 
Ne eşin ne patronun ne aşina bir kimse...”
Az ötede amcan var. Gömmüş başını kumlara. 
Biraz ilerisinde kız kardeşin. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Elleri kelepçeli. Ayağı prangalı. Tövbe ediyor. 
Nafile... 
Derken ismin okunuyor. İki kişi aniden giriyor kollarına. 
Günahlarının yükünü taşıyamaz hâlde, ayaklarını sürüyerek götürülüyorsun. 
Utancından kaldıramazken başını, ansızın eşine ilişiyor gözlerin. 
Elinde bir defter var. Gözlerinde, senden bir şey gizlerken parlayan telaş...
O da utancından eğiyor başını. 
“Belki de bu son kez göz göze gelişimiz.” diyorsun. 
Cemaatle kıldığınız namazlar geliyor aklına, aynı dualara birlikte “âmin” deyişiniz.
Sonra bir yerden, bir kitap veriyorlar sana. “Oku bunu!” diyorlar. “Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.”
Başını iki elinin arasına almış, “Sahi,” diyorsun, “hatalarım, yanlışlarım ne kadar da çok!”
Ve bir çare arıyor feri solmuş gözlerin. Ağlamak kifayet etmiyor artık. “Bir çıkış, bir kurtuluş!” diye haykırıyorsun. 
Derken bu nidana bir cevap işitiyorsun:
“Subhânallâh!”
“Elhamdülillâh!”
“Lâilâheillallâh!”
“Allâhu ekber!”
Sen de tekrar ediyorsun bu sesle. “Bu zikir,” diyorsun, “Tesbih namazları kılarken ettiğim zikir.”
Her bir tesbih birer birer konuyor hayırlı amellerin kefesine. 
Bununla da kalmıyor.
Güzeller güzeli Efendimiz ’in hak sözü üzere, birer birer silmeye başlıyor şer kefesindeki kirli günahları her bir kelime. 
Derken teheccüd, derken gözlerin yaşlı kıldığın tövbe namazları... 
Ve sabahlara kadar gözünü yummayıp tövbe, istiğfar ve ibadetle geçirdiğin, seni günahlarından arındırıp mağfiret denizlerinde yüzdürecek bir fırsat olarak gördüğün o mübarek geceler... 
Ansızın gelip çözüyorlar kollarında düğümlenmiş siyah zincirleri. 
Yalnızca Rabbinin rızasını gözeterek yaptığın bütün uğraşlar, daha bir gösteriyor mizan üzerindeki ağırlığını. 
“Teheccüd” yüzüne bir nur veriyor, “tesbih”ler kalbine bir sürur.
Maveradan bir ses daha yankılanıyor;
“Ey huzura kavuşmuş insan!
 Sen Rabbinden razı ve Rabbin senden razı olarak dön Rabbine!
Gir salih kullarımın arasına.
Gir Cennetime!”
Bir üniversite öğrencisinin bütün yüreğini ortaya koyarak yazdığı yüreğimizi titreten muhteşem önsöz uzayıp gidiyor.
Cemil Tokpınar kitap ve konferanslarından dolayı duygu dolu mektuplar alıyor.
Bir hanımefendi mektubunda rüyasını anlatıyor;
“Birkaç gün önce çok dehşetli bir rüya gördüm” diyor.” Rüyamda ölü kadınların olduğu bir yerdeyim. Ben de diğer ölü kadınlar gibi yerde yatıyorum. Sırası gelenleri uzun boylu, kara saçlı, gözleri ateş gibi bir kadın, kazılmış mezarlara gömüyor ve üzerlerine toprak atıyor. Yavaş yavaş sıra bana yaklaşıyor.
“Ama ben ölü değilim ki beni nasıl gömersiniz?” diyorum. “Korku içinde öylece yatıyorum. Onlara ölü olmadığımı, yaşadığımı söylüyorum ama beni duymuyorlar.
“Nasıl anlatacağım ölü olmadığımı? Diri diri gömülmek istemiyorum. N’olur Allah’ım, beni kurtar, diye hem yalvarıyor hem de “Allah’ım beni imansız ve kelime-i şehadetsiz bu dünyadan çıkarma!” diye dua ediyorum. 
Çok korkuyorum:
“Eğer gömülürsem bari imanla gideyim.” diyorum.
Ne kadar dua, sure biliyorsam hepsini hızla okuyorum. 
Toprağın altını düşünüyorum. Karanlık ve çamurun içinde diri diri yatacağım düşüncesi beni çılgına çeviriyor.
“Ne yapıp yapıp mutlaka kalkmalıyım. Ölü olmadığımı, yaşadığımı göstermeliyim. Canlı canlı mezara gömülmemeliyim.
Yattığım yerden kalkmaya çabalıyorum ama bir türlü kalkamıyorum. 
Ölü değilim ama niye kalkamıyorum? Niye ayaklarımda güç yok? 
Az sonra sıra bana gelecek ve beni gömecek o kadın. 
Ve ben çok korkuyorum, diri diri gömüleceğim.
Gömülmeden önce defalarca tövbe ediyorum, Allah’tan özür diliyorum. 
Layıkıyla kulluk yapamadığım için pişman oluyorum. 
Hele yıllarca sabah namazına kalkamadığım için derin acılar hissediyorum. 
Sabah namazına nasıl kalkamadıysam işte şimdi de öyle kalkamıyorum, diyorum. 
Sen misin sabahları tembel tembel yatıp duran, diye nasıl pişmanlıklar duyuyorum. 
Korkum öyle fazla ki aklımı kaçıracağım.
Derken tam sıra bana gelmişti ki birden ayaklarıma bir güç geliyor ve ben yattığım yerden hemen doğruluyorum. 
Artık ayaktayım.
“Allah’ım, hazır ölmemişken bir daha hiç günah işlemeyeceğim. İşlediğim günahları terk edeceğim.’’ diye Allah'a söz veriyorum.
Günahlarımı düşünmeye başlıyorum. 
O sırada ölüleri gömen kadın bana yaklaşıyor ve şaşkınlıkla:
“Sen ölü değilsin, yaşıyorsun,” diyor.
“Evet, diyorum kadına, beni diri diri gömecektiniz ama Allah yardım etti de kalkabildim.’’
Kadın benim elimi tutuyor ve:
“Sen yaşıyorsun, geç hadi!” diyerek beni arkasına doğru saklıyor. 
O an kurtulduğuma ne çok şükrediyorum.
Derken sabah ezanıyla gözlerimi açtım. 
Akşam yatarken elektrikler kesikti.
Gözümü açmamla birlikte bütün odaların ışıkları arka arkaya yandı. 
Hemen kalktım.
Abdest alıp namaza durdum.
İçime büyük bir huzur doldu.
Gündüz komşulara, ‘‘Ezanla birlikte elektrikler geldi.’’ dedim.
“Yo!” dediler.” Gece boyunca hiç gelmediği gibi hala da gelmedi.’’
O an anladım ki sabah namazının aydınlığı dolmuş evimin odalarına.
Yine o an anladım ki sadece ölüler sabah namazına kalkamaz.
Ve yine anladım ki mahşer denizinde can simitlerine çok ihtiyacımız olacak.









31 Ağustos 2025 10:12
DİĞER HABERLER