Davutoğlu: Yeni nesillerin nesneleşmesini istemiyoruz, özneleşmesini istiyoruz

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Biz, yeni nesillerin nesneleşmesini istemiyoruz, özneleşmesini istiyoruz. Kendi milleti adına vakur bir şekilde dünyanın her yerinde 'tarihte ben vardım, bugün varım, yarın da var olacağım' bilincini vermeyen bir tarih eğitimi, ne kadar iyi bilgi aktarsa dahi bilinç oluşturamaz." dedi.

Davutoğlu, ATO Congresium'da düzenlenen Aday Öğretmen Yetiştirme Süreci 1. Değerlendirme Toplantısı'nda aday öğretmenlere hitap etti.

"BAŞBAKANLIK GEÇİCİ, HOCALIK BAKİ"

"Değerli meslektaşlarım" diyerek sözlerine başlayan Davutoğlu, konuşmasını kürsüde değil, aracısız bir hoca gibi yapmak istediğini kaydetti.

Dışişleri Bakanı olduğu dönemde büyükelçilerin kendisine 'hocam' diye hitap ettiklerini ve sonra özür dilediklerini anlatan Davutoğlu, "Onlara hep şunu söyledim: Bir daha bunun için özür dilemeyin! Bakanlık geçici, hocalık baki. Şimdi de söylüyorum: Onurla temsil ettiğim büyük bir milletin en yüce makamı Rabbim bize nasip etti, başbakanlık... Ama nihayet bu makamları bizden sonra gelenlere bırakacağız. Başbakanlık dahi geçici; ama hocalık bakidir." ifadelerini kullandı.

"MUHTEMELEN MÜZEYYEN HOCAMIN DUASIYLA BURAYA GELEBİLDİM"

"Verdiğimiz akıllı tahtalar, iyi imkanlar sizin mesleğinizi daha iyi yapmanız içindir; ama asla sevgiyi ikame etmek için değildir." diyen Davutoğlu, ilkokul anılarını anlatırken şu ifadeleri kullandı: "Öğretmenler sezgisel olarak da karşılarına aldığı talebeyi hissederler. Müzeyyen hocam, 5. sınıfta, o zaman kümeler vardı ve her konuyu toplu olarak sunardık. Ben her bir konu için tiyatrovari bir müsamere yazardım ve arkadaşlarımla oynayarak anlatırdım. Demokrasi, siyaset geldiğinde bir müsamere yazdım. Müzeyyen hocam da 'bu müsamerede başbakan sen olacaksın' dedi. İstanbul Bahçelievler'de toz toprak içinde uzun tarlalardan geçerek okula gidiyoruz, çizmem var. Etrafım toz toprak. Bir sandalyeyi çekti hocam, 'hadi konuş bakalım' dedi ve sınıfa bir sandalyenin üstüne çıkarak ilk nutkumu irad ettim tabiri caizse. Hep ondan sonra öyle anıldım. Hiçbir zaman düşünmemiştim. Hep ilim adamı olarak yola devam etmeyi hesap etmiştim; ama muhtemelen Müzeyyen hocam o sırada çok sağlam bir dua etti ki ben buraya gelebildim. Başka türlü gelemezdim."

"MEZARA ELLERİMLE KOYDUM"

Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Müzeyyen hocasına son telefonu bıraktığını belirterek, "Yatağının başında 'bana bir şey olursa oğlum Ahmet'i arayın, telefonu şudur' yazıyordu. Vefat ettiğinde önemli bir toplantıdaydım, telefon ettiler. Bütün işimi bıraktım, hayatımın en şerefli, en onur duyduğum görevini ifa etmek üzere hocamın cenazesini omuzumda taşıyarak mezara ellerimle koydum." dedi.

"HİÇBİR ŞEY ÖĞRETMENİN GÖZLERİNDEKİ MUHABBETİN YERİNİ TUTAMAZ"

Bu olayı, bir ilkokul öğretmeninin, bir öğrencisinin hayatında ne kadar iz bırakacağını anlatabilmek için aktardığını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti: "Her öğrencinizin, değerli öğretmenler, onun kırk sene sonrasını hayal ederek gözlerinin içine bakın. Onun bütün hayatını düşünerek bakın. 'Bir sene ders vereceğim, sonra benden ayrılacak birisi' olarak bakmayın. O sevgi yüreğinizde varsa siz gerçek öğretmensiniz, o öğrenci de gerçek öğrencidir ama o sevgi yoksa ne yaparsanız yapın, akıllı tahtalar, laptoplar, robotlar, her şeyi getirebilirsiniz ama hiçbir şey gerçek bir öğretmenin gözlerindeki muhabbetin yerini tutamaz. Öğrencilerinize muhabbetle bakın, gözlerinin içine bakın. Ders anlatırken, onlara bir şey söylerken, nasihat ederken emredici bir tonla değil, bir annenin, bir babanın çocuğuna baktığı üslupla ve sadece muhabbetle bakın. O muhabbet onda kalıcı bir etki yapacaktır. Dolayısıyla mesleğimizin kaynağı sevgidir, sevgidir, sevgidir, o olmadan hiçbir şey olmaz."

"İLİŞKİNİZ DERSLE SINIRLI OLMASIN"

"Bugün biraz rahatsızım, kendimi iyi hissetmiyorum" diyerek derse gitmeyen öğretmenlerin, mesleğin ruhundan yavaş yavaş kopmaya başladığına dikkati çeken Davutoğlu, öğrencilere bulaşacak türden hastalıklar dışında hiçbir hastalığın öğretmenleri işinden alıkoymaması gerektiğini söyleyerek, Malezya'da bel rahatsızlığı sebebiyle 2 aya yakın yatağa bağlı kaldığını; bu sürede de düzenli olarak yatakta ders verdiğini anlattı. Davutoğlu, "Dersini mazeretsiz şekilde terk eden öğretmenden daha fazla mahcubiyet duyduğum ikinci bir şahıs yoktur." dedi.

Davutoğlu, "Arkadaşlar; öyle bir ilişki kurun ki öğretmenlikte, kurduğunuz ilişki dersle sınırlı olmasın, hayatı kuşatsın. Taziyesiyle düğünüyle mutlaka hayatı kuşatsın." dedi.

"Öğrenci-öğretmen ilişkisinin, coğrafi, etnik, dini, mezhebi bir sınırı olmaz." diyen Davutoğlu, "Bir öğretmen ki öğrencisine, 'şu veya bu dindendir, şu veya bu dildendir, şu veya bu mezheptendir, şu veya bu etnik kökendendir' derse ve o nazarla bakarsa, mesleğine en büyük ihaneti yapmış olur." ifadelerini kullandı.

"MEKANİK MESLEK SAHİBİ NESİLLER İSTEMİYORUZ"

Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Biz, mekanik meslek sahibi nesiller istemiyoruz. Organik aydınlar istiyoruz. Biz, kendisi ile yabancılaşmış ve mekanik bir bilgi aktarımı olarak başka medeniyetlerden kendisine bilgi devşiren aydınlar değil, kendisi bilgiyi içselleştirmiş ve o bilgi üzerinde bir dünya inşa etmiş yeni nesiller istiyoruz. O nesiller sizin elinizde yetişecek. Her şeyden önce siz inanacaksınız bilginin mekanik olarak aktarılmayacağına, organik olarak ancak yaşanabileceğine ve bilginin alınan, satılan, verilen, aktarılan bir şey olmadığına... Hele şimdi buna daha da büyük bir önem atfetmemiz lazım. Artık bilgi o kadar sıradanlaştı ve ulaşılması o kadar kolay hale geldi ki, bilgi mahiyetini kaybetti. Eflatun'dan beri bilgi hikmettir. Ama bakıyorsunuz şimdi Google diye bütün öğretmenlerin yerini ikame etmek isteyen bir öğretmen ortaya çıktı. Basıyorsunuz, cevap veriyor. Mekanik bir bilgi olarak cevap veriyor bilgisayar. Sizi bilgisayardaki Google benzeri bilgi kaynaklarından ayıracak olan şey öğrencilerinizin bilgiyi mekanik bir nesne olarak değil, şahsiyetleriyle bütünleşecek organik, asli unsur olarak görebilecekleri bilincini vermeniz. Yoksa bir müddet sonra öğretmene ne gerek var diyen insanlar da çıkabilir. Girerim ve öğrenirim. Öğrenmek, herhangi bir bilginin mekanik olarak aktarılması değil."

"YENİ NESLİN ÖZNELEŞMESİNİ İSTİYORUZ"

Davutoğlu, "Biz, yeni nesillerin nesneleşmesini istemiyoruz, özneleşmesini istiyoruz. Kendi milleti adına vakur bir şekilde dünyanın her yerinde 'tarihte ben vardım, bugün varım, yarın da var olacağım' bilincini vermeyen bir tarih eğitimi, ne kadar iyi bilgi aktarsa dahi bilinç oluşturamaz." şeklinde konuştu.

Davutoğlu, Türkçe öğretmenlerine de seslenerek, "Bir grup öğretmenimiz İngilizce öğretmeni Türkiye'de iyi öğretim verilsin diye yurt dışına gönderilir fakat istenilen verim alınamaz. İngiltere'den gelen rapor şunu söylüyor: 'Maalesef İngilizce öğretmenlerinize İngilizce öğretmekte zorluk çektik; sebebini araştırınca fark ettik ki kendi dillerini bile iyi öğrenememişler'. Kendi ana dilini iyi öğrenemeyen biri diğer dillere vakıf olamaz." dedi.

"MÜZELERDE DERS YAPIN"

Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Öğrencilerinizi Tekirdağ, Mardin sokaklarında dolaştırarak ders yapın. Müzelerimizi okullara çevirelim. Gidin ve müzede ders yapın. En az kullanılan mekanlar müzelerdir. Tarih dersini orada yapın. Bir tarih dersini -yarın Diyarbakır'da olacağım- Bir tarih dersini o tarihi dokunun içinde yapmaktan daha öğretici bir şey olamaz. Hakkını vererek eğitim sistemimizin yeniden inşasını sağlarsak, bilgi ile bilinç arasındaki köprüyü doğru kurarsak önümüzdeki dönemin, on yılların, belki bir asrın en büyük düşünürleri, en önemli mütefekkirleri, en iyi sanatçıları ülkemizden çıkabilir. Ben bundan hiç şüphe duymuyorum."

"YENİ BİR MAKİNE İNŞA ETMEYE GELİYORUZ"

Davutoğlu, "Sizin yolunuz kolay ama zevksiz yol. Çünkü işleyen büyük bir makinenin küçük bir dişlisi olmaya çalışıyorsunuz. Bizim için ise yol zor, çetin, çetrefil bir yol; ama enerji yüklü bir yol. Çünkü biz, işleyen makinenin küçük bir dişlisi olmaya gelmiyoruz; yepyeni bir makine, yepyeni bir dünya inşa etmeye geliyoruz." ifadelerini kullandı.
Cihan CİHAN
31 Mart 2016 15:22
DİĞER HABERLER