Dip dalga ve enerji israfı

Allah’ın lütfu ve inayeti ile Hizmet, iman ve ahlaka dayalı bir eğitim hareketi olarak dünyaya yayıldı.
HÜSEYİN ODABAŞI-SAMANYOLUHABER.COM

Allah’ın lütfu ve inayeti ile Hizmet, iman ve ahlaka dayalı bir eğitim hareketi olarak dünyaya yayıldı. Ehl-i insaf ufku geniş her insan, dünyanın pek çok ülkesine kadar yayılan bu hareketin yaptıklarını devlet imkanlarıyla dahi gerçekleştirmenin mümkün olmadığını itiraf ettiler. Bu denli bir eğitim hamlesine ihtiyaç var mıydı? Türkiye'de dini eğitim deyince sadece Kuran ve ibadeti anlayan cemaatlerin çoğuna göre fizik, kimya yani müspet ilimlerin okutulduğu bir eğitim hamlesi lüzumsuz olarak görülse de aslında kalbin yanında aklımızın beslenmesi zaruretine binaen böyle bir eğitim seferberliğine su gibi hava gibi ihtiyacımız vardı. 

Allah (C.C.) insanı eğitilmeye ve bilmeye muhtaç olarak yarattı. (24. Söz, Dördüncü Nota ve Nahl, 78) Bu nedenle İlk insan Hz. Adem’i bir peygamber olarak seçti. (Al-i İmran, 33) Ve evlatlarına öğretmesi için de Ona kitap sayfaları verdi. Yani ilk insan bir eğitmendi. Hz. Adem’den günümüze kadar gelen peygamberler de öğretmekle görevliydiler. Zaten Bakara 151. ayet de peygamberleri tam bir öğretmen, iyi bir hoca ve maharetli bir eğitmen olarak tanımlar: “Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” 

Bu misyonu eda eden Peygamberimiz (SAS)’in sohbetleriyle sahabe -i kiram efendilerimiz oluştu. Çünkü Ashap, sohbet arkadaşları demekti. Fakat sohbetlere gelip de mescitte Efendimizi (SAS) dinleyenler işleri bitince kalkıp rızık aramak için hayatın her alanına mecburen dağılıyorlardı: “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma Suresi, 10)
 
Gündüz bağda bahçede veya ticaretle meşgul olanların iş yoğunluğundan ötürü peygamberimizle çok fazla beraber olamadıklarından dini tam derinliğine anlamaları ve kavramaları mümkün değildi. Bu bakımdan dini tam anlayıp fakihler yetiştirmek üzere Medine mescidinde hurmalıklarla inşa edilen özel bir bölüm Kuran talebelerine tahsis edildi. Ve İslam'ın ilk yatılı eğitim programının uygulandığı bu yere de Ashab -ı Suffe dendi. Zira Kur'an-ı Kerim, dini anlatma ve belletme işinin özel bir ekip tarafından da devamlı ve sürekli olarak ihmal edilmeden yapılmasını emretmişti: “Sizden iyiye davet eden, marufu emredip münkerden kaçındıran bir cemaat olsun. İşte felaha, başarıya ulaşan yalnız onlardır.” ( Al - İmran, 104)


Ashabı Suffe, Ebu Hureyre, Bilal-i Habeşi, Selman-ı Farisi, Ebu Ubeyde, Ammar Bin Yasir, Abdullah bin Ömer gibi gece gündüz kıt kanaat imkanlarla oralarda kalıp Kuran ve hadis öğrenmek için Peygamberimizin (SAS) talim ve tedrisine kendini adamış yatılı öğrenciler demekti. (Buhari, ilim, 42)  Hilyet’ül Evliya sahibine göre 100 kadar tespit edilen bu talebelerin sayısı bazen 700’e çıktığı olurdu. Daha sonra asırlarca Alem- i İslam'daki mescitler ve camiiler, Ashab ı Suffe’yi bünyesinde barındıran Medine mescidi gibi hem âbid hem âlim ve hem de mücahit yetiştiren önemli yatılı merkezler oldular. 

Melikşah, Nizamül Mülk ve İmam-ı Gazali 

Medreseler tarzındaki eğitim yuvalarının toplumda Ehl -i Sünnet akidesine uygun olarak dinin doğru bir şekilde öğretilmesi açısından ne kadar önemli olduğunu ilk anlayan devlet adamı bence Nizamiye Medreseleri’nin bânisi Nizmü’l Mülk’tür. Selçuklu Devleti’nin en mühim Sultanı Melikşah’ın veziri Nizamül Mülk, memleketi bir baştan bir başa özellikle Batini sapıklığına karşı tedbir olması için Nizamiye Medreseleri ile donattı. Bu müesseselerin başına da bir müceddit olan İmam-ı Gazali’yi baş idareci olarak atadı. Günümüzde bile hala dinimizin entelektüel birikimini bu dönemdeki yetişen alimlere ve oluşturdukları temel kaynaklara borçluyuz.

Yavuz Sultan Selim de aynı medreseleşmeyi (kısmi yaygın eğitim) İran topraklarına girdiğinde veya Şah İsmail’i yendiğinde gerçekleştirebilirdi. Sanıyorum Yahya Kemal'in dediği gibi ecel, “Sultan selim-i evvelî ram etmedi.” Yani ömrü vefa etmedi. Yavuz, İran'a girdiğinde oraları ehli sünnet akidesine uygun öğretileri olan medreselerle donatsaydı Hz. Ömer (r.a.) döneminden itibaren başlayan fetih, ruh ve mana boyutunda da tamamlanırdı. Şia sorunu temelinden çözülürdü. Çünkü bugün İran'daki İslamiyet'e akidemiz noktasından cevaz vermek mümkün değildir. Evet, güç mantığın rağmına işledi ve oralarda eğitim hamlesine ihtiyaç duyulmadı.  

Halifenin açtırdığı okullardan ateizm yayıldı!

19. Asrın sonuna gelindiğinde Osmanlı topraklarında Avrupalılar en az 500 okul açtılar. Sadece Avrupalılar değil Osmanlı devleti de kendi bünyesinde okul açmaya hız verdi. Fakat sosyolog Şerif Mardin'e göre İkinci Abdülhamit'in teşvikleriyle açılan bu modern okullardan yetişenler daha sonra İkici Abdülhamit’i tahttan indirdiler. Çünkü kazın ayağı göründüğü gibi olmadı. Okul veya medrese sadece bir bina değildir. Yani binasını biz yaptık diye o okul bizim olmazdı. “Şerefü’l mekân bilmekin” sözü müesseselerimiz için de geçerlidir. Okulların beton binasından daha ziyade içinde görev yapan öğretmenlerin liyakatli olmaları çok daha önemlidir. Okul demek öğretmenleri demektir. Bu nedenle İkinci Abdülhamit döneminde hızlı okullaşmaya paralel olarak öğretmen açığı oluştu ve pek çok hoca Avrupa'dan temin edildi. Fakat derse giren bazı Biyoloji öğretmenleri Osmanlı modern medreselerinde maalesef Darwin teorisin öğrettiler. Ne acayip bir tezat değil mi; Halifenin açtırdığı okullardan ateizm ve Darwinizm yayıldı!

Nesillerimizin yetişmesine vesile olan doğru bir eğitim çökmekte olan bir milletin aslında tek çıkış yoludur. Osmanlının son dönemlerindeki eğitim hamlelerini anlamı budur. Mehmet Akif’imizin hayatını hocalık(muallim) yaparak geçirmesinin dışında herhangi bir okul açıp açmadığını bilmiyoruz. Fakat Safahat’ında eğitim ve okullaşma ile alakalı çok doğru tespitleri vardır. Çanakkale zaferini Asım neslinin bir başarısı olarak gören Akif, asıl çareyi savaşta, kabadayılıkta kör cesarette değil; eğitimde ve insan yetiştirmede olduğunu göstermek için Cemalettin Afgani ile Abduh arasında geçen şu diyaloğu Asım’ın şahsında bize misal diye anlatır:  Safahat'ta anlatıldığına göre; Cemaleddin Efgani, talebesi Abduh’tan çok hızlı bir inkılap projesi hazırlamasını ister. İster fakat Mısır müftüsü Abduh, “Okullar açalım, oradan yetişen kaliteli talebeleri Alem-i İslam’ın her tarafına yollayalım” der. Bu sefer de Cemalettin, bu tür bir inkılap için en az 20 sene ister diye Abduh’un teklifini reddeder: 
“Gidelim bir yere, hattâ şu bizim Sudan'a; 
Yeni bir medrese tesis edelim Urban'a.”

Çareyi okul ve eğitimde bulanların en önemlisi şüphesiz Bediüzzaman'dır. Osmanlının ve milletin içine düştüğü sefaletten kurtulabilmesi için Sultan Reşat’dan Mustafa Kemal Paşa’ya uzanan çizgide Doğu bölgesinde Medresetü’z Zehra’nın açılması için mücadele eder. Amma bu medresede aklın ve kalbin ilimleri beraber okutulmalıdır. Fakat Birinci Cihan Harbi patlak verince bu eğitim projesi de akim kalır. 

Bediüzzaman hayalini kurduğu okulları açamayınca dip dalga meydana getirmek için işe sıfırdan temelden başlar. Bu bakımdan Risale- i Nur hareketi bir dip dalga hareketidir. Tek tek adım adım... Genç dimağlara gönüllerden çağlayıp gelen ilhamların boşaltması adına açılan ilk öğrenci evi, Üstadımız için İkinci Abdülhamid’in Yıldız Sarayı'ndan daha değerlidir.  “Bir alay mekteb-i âli denilen yerler var. Sorunuz, bunlara millet ne verir? Milyonlar” diyerek sadece üniversite (mekteb-i ali) açmanın nesillerin ıslahında yeterli olmayacağını düşünen Mehmet Akif’e göre de çare, nesillerin yetiştirilmesini ilkokul seviyesinde ele almaktır. Şimdi, üç asırlık helaketler ve felaketler karşısında tam 170 ülkeye eğitim seferberliği başlatan ve halen de bire bire talebe yetiştirmeye de ayrıca titizlikle devam eden Hocamızı can kulağı ile dinleyelim: “Bence sahip olunan enerjinin kullanılması gerekli olan en verimli yer, işe dipten başlayarak yeni bir insan inşa etmek ve yeni bir nesil yetiştirmektir.”(Fethullah Gülen, İmtihanlar Kuşağı, Sf; 155) Her imkanımızı yeni bir nesil yetiştirmeye göre ayarlanmalı ve planlamalıyız. Ki enerji israfı olmasın, boşa kürek çekmiş olmayalım!
24 Şubat 2022 16:28
DİĞER HABERLER