"Diyanet’in bildirisi akılların ürünü olamaz"

Irak’ın tanınan Kürt alimlerinden Molla Necmettin Kadır, “Türkiye’nin Diyanet Şurası tarafından yazılan bildiriyi okudum. Bence bu bildiri ilim sahibi akılların ürünü olamaz” dedi. Irak Kürdistan Alimler Birliği’nin Süleymaniye Başkanı olan Molla Necmettin, Diyanet’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emri üzerine Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi hakkında hazırladığı yalan ve iftira dosyasına sert tepki gösterdi.
Irak’ın tanınan kanaat önderlerinden Molla Necmettin Kadir, turkeytoday.net'e konuştu

Hizmet’e aşina olduğumuz ve onları tanıdığımız günden beri ‘fırak-i dalle’nin hiç bir özelliğini onlarda görmedik. Onlar için bu itham asla söz konusu olamaz.

Hizmet Hareketi topraklarımıza ilk geldiğinde belki belli bir süre şüpheyle baktık. Hatta bazılarımız itibariyle arkalarında Türkiye devletinin olduğunu yani onlar hesabına çalıştığını zannettik. Ama sonra anladık ki, bu hareketin biricik amacı hizmet etmek. Söz, davranış ve nesilleri yetiştirmede uyguladıkları metotlardan gördük ki, bunlar sadece insanlığa hizmet etmeyi amaçlıyorlar. Özetle, şimdiye kadar bu hareketten yanlış ve kötü bir şey görmedik.

Hizmete ve bu hizmetin rehberine ‘fırka-i dalle’ yani sapık bir zümre iftirasında bulunan şahıs ve gruplarla eğer bir müddet aynı ortamda, beraber bulunma imkânı bulunsa, bu iftiraların çoğunun kendilerinde var olduğu gözlenecektir.

Biz bu Hareket’te hiç bir sapıklık ve dine aykırı hiç bir şey görmüyoruz.

Ben ancak gözümle müşahede ettiğim ve kulaklarımla şahit olduğum şeyleri söylerim. Bir zamanlar buraya gelen arkadaşlara sorduk, neden falan siyasi grubu ötekine karşı desteklemiyorsunuz. Onlar dediler ki; “Biz siyaset yapmıyoruz. Bizim işimiz eğitim, nesilleri yetiştirmek ve insanlara yardım etmek.”

Efendimiz (SAV) buyuruyor ki; “Kim birine küfür isnat ederse ve o kişide gerçekten o sıfat bulunmazsa, küfür kendisine döner.” Tarihten şimdiye kadar başkalarını tekfir eden gruplar resmi güruhlar olmamakla beraber İslam’ın bedenini hep zaafa uğratmışlardır. Bu gruplar hiç bir zaman resmi olmamışlardır, İŞİD ve benzerlerinde görüldüğü gibi saçma sapan fetvalarla öldürmeyi, terörü ve çalmayı kendileri için helal kılmışlardır. Ama maalesef garip bir ilk olarak Türkiye’nin resmi bir vakfı belli bir grubu tekfir ediyor. Bu da hiç şüphesiz çok korkunç bir şey. Çünkü insanların sinelerini açıp içine bakmak ve sahip oldukları dini kimliklerini geri almak beşerin yapabileceği bir iş değildir.

İman ve İslam insanların kalbindedir. Malum vakfın tekfir ettiği bu güzide insanlarda İslam’ın bütün hasletleri mevcut. Bize düşen ümmet olarak Nahnu nahkumu bi’z-zahir. Vallahu yetevellâ es-serâir) düsturu fehvasınca hareket etmektir. Yani, “Biz zâhire (dış görünüşe) göre hükmederiz; sırları (kalblerde gizleneni) ise Allah bilir.”

Türkiyede’ki o dini kuruluş insanları tekfir etmek yerine, bütün hizmetleri gözler önünde olan Müslüman bir grubu tekfir etme cüretini gösteren şahıs ve güruhların sözlerini yargılamalıydı. Dini bir kuruluş olarak bunu nehy etmesi ve tekfirden uzak durması lazımdı. Zannediyorum, tarihte hiç bir resmi kuruluş bu denli bir tekfir hamlesine yeltenmemiştir.

İmam Malik diyor ki; ‘‘En iyi âlimler kapılarında muktedirlerin olduğu âlimlerdir. En kötü âlimler ise muktedirlerin kapılarında gezinenlerdir.” Maalesef şimdi tam aksini görüyoruz. İslami kuruluşlar muktedirleri hayra yönlendirmek yerine, sultanlar onları istedikleri gibi kullanıyorlar.

Bizim bir atasözümüz diyor ki: ”Yemek bozulursa tuzlanır, ya tuz kendisi bozulursa ne yapılır?” Eğer âlimler de problemlerin bir parçası olurlarsa, kim araya girer ve barıştırır? İslami bir kuruluş devletin siyasetine tabi olursa, artık dini prensipler ışığında işini yapamaz ve resmi siyasete göre hareket eder. Bunun neticesi olarak da asla peygamberlerin varisi olamazlar.

O bildiriyi okuyan bütün Müslümana bir çift sözüm var. Onlarca senedir hizmetleri ortada olan böylesine maruf ve bilinen bir hareketin, çok kısa bir zamanda, bir günde, bir gecede ya da bir kaç ay ve senede bu kadar iftira ve töhmetle karşı karşıya kalması şimdiye kadar görülmemiş bir hadisedir. Bunun için okuyanlar vicdanla okusunlar. Çünkü sarf edilen sözler asılsız, mesnetsiz, delilsiz yalan ve iftiralardır.

Hocaefendi’nin kitaplarını okuduğum ve Hizmet’teki insanların davranışlarını gözlemlediğim kadarıyla çok rahatlıkla diyebilirim ki, onların değil terör ile en küçük bir kötülükle dahi alakaları yoktur. Ben burada, bu sözlerimi Hakka şahitlik sadedinde, Allah için söylüyorum. Yoksa kendilerinden insanlık ve din kardeşliği hariç hiç bir beklentim yoktur. Hocaefendi’nin kitaplarında gerek ben gerekse başkaları teröre meyil ettirecek tek bir kelimeye rastlamamışımdır.
(turkeytoday.net)

22 Kasım 2016 17:08
DİĞER HABERLER