Dördüncü Güç ve Rusya-Türkiye İlişkileri

''Baltık ülkeleri ile Polonya için yapılan güncellenmiş planlar konusunda mutabakata varıldığını ve Türkiye’nin plana yönelik engellemeyi kaldırdığını söylemesi aynı Rus medyasında gündem olmadı ve hiç yoruma girilmedi. Bu konuda Kremlin bir strateji ürettiğinde, o strateji ekseninde haberler ve yorumlar ilerleyen zamanlarda çıkacaktır.''
Arif Asalıoğlu | samanyoluhaber.com
Dördüncü Güç ve Rusya-Türkiye İlişkileri

Günümüzde medyanın insanların hayatlarını şekillendirme, anlamlandırma ve çözümlemede önemli bir yere sahip olduğu bilinen bir gerçek. İnternet ve sosyal ağların yaygınlaşması evlerimizin odalarına dek etkileme potansiyelini elde etti. Haliyle, Rusya gibi küresel güçler  dördüncü kuvvet olarak bilinen basının stratejik yönlendirme ve iç-dış politika enstrümanı oluşunun farkındalar. 

Şubat 2013 tarihli Rusya Federasyonu Dış Politika Konsepti’nde (Concept of the Foreign Policy of the Russian Federation) basın, enformasyon ve siber güvenlik alanının kullanımında yeni amaçlar ve hedefler belirlendi. Enformasyon alanında gelişmekte olan  teknolojilerin ulusal güvenlik için tehdit olabileceği vurgusu yapılırken aynı zamanda, uluslararası ilişkilerde geleneksel yaklaşımların ötesinde yeni metodların, medya tekniklerinin ve kültürel alanın modern dış politika enstrümanları arasında kabul edilmesi gerektiği ifade edildi. 

NATO’nun Baltık planına Türkiye’nin engellemeyi kaldırdığını Rus medyası görmedi

Rus medyası NATO zirvesi öncesi Erdoğan’ın Baltık savunma planına karşılık şart koştuğu ‘'YPG'nin terör örgütü olarak tanınması’’ ve ‘’Rusya ile ilişkiler NATO’ya alternatif değil’’ haberini yaygın şekilde gündem etti. Mesela Kommersant bu haberi okuyucularına, ‘’Erdoğan: Rusya ile ilişkiler NATO’ya bir alternatif değil’’ başlığıyla verdi. Haberin içeriğinde ‘’Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile ilişkilerini devam ettireceklerini ve buna mukabil NATO ile işbirliğini azaltmayacaklarını, ikisinin birbirine  alternatif olmadıklarını söyledi’’ açıklaması vardı. Yani bu konu, Rus medyasında Ankara’nın, Baltık Savunma Planı’na Moskova gibi baktığı şeklinde yer aldı. 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Rus S-400 uçaksavar füze sistemleri hakkında, sistemin NATO savunması ile uyumlu olmadığı ve ABD F-35 savaşçıları için bir tehdit oluşturduğuna vurgu yapması da sıkça haberlerde değinildi. Erdoğan’ın, tüm taraflar adına kabul edilebilir bir çözüm bulmak için ABD Başkanı Donald Trump ile anlaştığı ve Türkiye Savunma Bakanlığı’nın, ‘’S-400 sistemlerinin bağımsız olarak çalışacağı, NATO hava savunma sistemine entegre edilmeyeceği’’ açıklamaları da çokça yer aldı.
Ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’den zirvenin kapanışında yaptığı basın açıklamasında, Baltık ülkeleri ile Polonya için yapılan güncellenmiş planlar konusunda mutabakata varıldığını ve Türkiye’nin plana yönelik engellemeyi kaldırdığını söylemesi aynı Rus medyasında gündem olmadı ve hiç yoruma girilmedi. Bu konuda Kremlin bir strateji ürettiğinde, o strateji ekseninde haberler ve yorumlar ilerleyen zamanlarda çıkacaktır.

Geçen hafta Nezavisimaya gazetesinin verdiği bir haber/analiz  aslında başarılı bir gazetecilik çalışmasıydı. Haber araştırılmış ve detaylandırılmak için uzmanlarla da konuşulmuştu. Ama bu haberle alakalı Kremlin Basın Sözcüsü Dimitri Peskov’a sorulan bir soruya verdiği cevap sessiz sedasız dördüncü güç çalışması örneği oldu. 

’2015 yılında düşürülen Rus savaş uçağını vurma emrini Erdoğan mı verdi?’’

Nezavisimaya gazetesi,  ‘’2015 yılında düşürülen Rus savaş uçağını vurma emrini Erdoğan mı verdi?’’ başlıklı haber/ analiz yayınladı. 
24 Kasım 2015 tarihinde Suriye’de, Rusya Federasyonu’na ait Su-24 tipi savaş uçağı, Türkiye sınırını ihlal ettiği gerekçesiyle Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldü. Rus savaş uçağının düşürülmesi talimatının Türkiye’de kim yada kimler tarafından verildiği uzun süre tartışıldı. Nezavisimaya Gazetesi NATO’ya ait gizli brifing belgelerine dayandırdığı haberinde Rus uçağının düşürülmesi emrinin bizzat Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğine dair belgeleri Nordic Research Monitoring Network kaynaklı yayınladı. Yayınlanan NATO belgelerinden anlaşıldığına göre, Ankara’nın Rus uçağının düşürülmesi emrinin arkasında kimin olduğunu saklama girişiminde bulunduğu da iddia edildi.

Gazetecilerin iddiaya ilişkin sorularını yanıtlayan Kremlin Basın Sözcüsü Dimitri Peskov, "Bu bilginin kaynağı belirsiz, nereden geldiği ve ne kadar güvenilir olduğu belli değil. Biz, Türk tarafının Rus uçağını düşürme emrini başka kişilerin verdiğine işaret eden açıklamalarını esas alıyoruz" dedi.

Erdoğan’ın, NATO Zirvesi’ne katılmak için Londra’ya giderken söylediği, "Rusya'yla olan ilişkilerimiz müttefiklerimizle olan ilişkilerimizin alternatifi değil, aksine tamamlayıcısıdır" ifadelerine odaklanan  Kremlin sözcüsü, ‘’Rusya'yla kurulan geniş yelpazeli dostane ilişkilerin diğer ülkelerin önünde farklı oluşumlarda ortaklık ilişkileri kurmak için engel teşkil etmediğini ve tüm ülkeler egemen ve doğal olarak, her şeyden önce kendi ulusal çıkarlarını düşünüyorlar, Rusya’da aynısını yapıyor" cevabını verdi.

Nezavisimaya gazetesinde çıkan ‘’Rus savaş uçağını vurma emrini Erdoğan mı verdi?’’ başlıklı yazıyı hiç görmeyen  Türkiye havuz medyası da, başka bir algı operasyonuyla sadece, Kremlin Sözcüsü Peskov’un cevabına odaklandı. 

Ankara’nın desteksiz kalmama çabası

24 Kasım 2015 tarihinde Suriye sınırında, Rusya Federasyonu’na ait savaş uçağının düşürülmesinden 7 ay sonra Erdoğan tarafından özür mektubu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, 15 Temmuz darbesinden 18 gün önce ulaştırıldı. Özür mektubunun hazırlık aşamaları ve aracıların gayretleri de hesaba katıldığında 15 Temmuz’a yetiştirilmesi, Ankara’nın  dünya kamuoyunda hepten desteksiz kalmama çabası olabilir mi? Çünkü uçağın düşürülmesinden sonra Erdoğan’ın açıklamaları "Türkiye’ye Suriye sınırından yaklaşan ve güvenlik için tehdit oluşturan her askeri unsur askeri bir tehdit olarak görülecek ve askeri bir hedef olarak değerlendirilecektir" ve "Hava sahasının ihlal edilmesi sonucu angajman kuralları gereği müdahalenin yapıldığını, Türkiye'nin sınırlarını koruma hakkına her ülkenin saygı duyması gerektiğini ve Esad rejiminin ayakta tutulması için rejim ile müttefiklerinin IŞİD bahane edilerek o bölgede kendi topraklarını korumaya çalışan Bayırbucak Türkmenlerine saldırdığını" şeklinde netti.

‘Aynı ihlâl bugün yapılsa Türkiye yine aynı karşılığı verecek’

Başka bir konuşmasında da Erdoğan, Rusya’nın gösterdiği tepki üzerine "Rusya'ya ne de başka herhangi bir ülkeye karşı doğrudan askeri müdahale söz konusu olmadığını" ve "aynı ihlâl bugün yapılsa Türkiye'nin yine aynı karşılığı vereceğini" söyledi. CNN’e verdiği röportajda "Türkiye'nin Rusya'dan özür dilemeyeceğini ve sınır ihlâlinde bulunan Rusya'nın özür dilemesi gerektiğini" söyledi. Dönemin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise, "Türkiye'nin sınırlarını kim ihlâl ederse ona karşı her türlü tedbiri almanın hakları ve görevi olduğunu" belirtti.

Nezavisimaya gazetesinin haberinde, Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından Erdoğan’ın ilk başlarda Rus tarafını sorumlu tuttuğu, ancak 7 ay sonra (darbeye sadece 18 gün varken) aniden karar değiştirerek önce, Rus savaş uçağının düşürülmesi sonrası öldürülen pilotun ailesinden ve ardından Vladimir Putin'den özür dilemek zorunda kaldığı vurgulanıyor.

Erdoğan’ın özrü sonrası Rusya-Türkiye ikili ilişkilerinde çok hızlı gelişmeler söz konusu. 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminden bu yana geçen süre içerisinde iki lider 24 kez yüz yüze; 45 defa da telefonda olmak üzere toplam 69 kez görüştü. Yani Kremlin Sözcüsü Peskov’un Nezavisimaya gazetesinde çıkan yazı için verdiği cevap aslında bu ikili ilişkilere zarar vermeme hassasiyetiyle geçiştirme bir cevap mahiyetinde. 

Rusya’da konuyu irdeleyen uzmanlar açısından şu soruların karşılığı halen merak konusu: Uçağın düşürülme emri Erdoğan yada Davutoğlu tarafından verilmediyse özür için neden 7 ay beklenildi? Rusya yaptırımları sebebiyle neden çok büyük ekonomik kayıplara ve iki ülke arasında korkunç gerilime göz yumuldu? Uçak düşürülme olayından sonra neden hemen NATO ile irtibata geçildi? NATO güvencesine neden ihtiyaç duyuldu, NATO’dan neden toplantı talebi istendi? Erdoğan ve Davutoğlu’nun kayıtlara ve dökümanlara girmiş ‘’tekrar ihlal ederlerse yine düşürürüz’’, ‘’Rusya bizden özür dilemeli’’ gibi ilk konuşmalarına niçin bir izahat getirilmedi?

Dördüncü gücün devreye girmesiyle Türk hükümeti acaba hizaya mı geldi?

Savaş uçağının düşürülmesi sonrasında  Rusya medyası sert şekilde önde gelen Türk karar alıcıları hedef aldı. Bütün televizyon kanalları, gazeteler ve özellikle Sputnik’in yayınları, AKP Hükümetinin IŞID’e yardım etmesini anlatmışlardı. Sputnik, AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı merkeze koyarak, sosyal medyadan da istifade etmek suretiyle kapsamlı belgesel ve dökümanları ingilizce olarak 2016 Mart ve Nisan aylarında bütün dünyaya yaymıştı.  

Bu haberlerle eş zamanlı şekilde, AKP’yi İŞİD ile irtibatlı göstermenin de ötesinde, bu örgütle kimi üst düzey Türk siyasetçilerin petrol ticareti yaptığını iddia eden görüntü ve belgeler de gündeme getirildi. Türkiye ekonomisine zarar verme maksatlı, Rus ulusal medya organlarında AKP’yi ve Türk siyasi liderleri suçlayan haberlere yer verildi. Türk malları boykot edildi, Türkiye turizm yolu kapatıldı. Ulusal ve uluslararası Rus medyasında yer alan haberler, sosyal medyada yapılan paylaşımlar ile birlikte, Türkiye kısa sürede yapılan tehdit değerlendirmesi anketlerinde Rus halkı gözünde “1 numaralı düşman ülke” konumuna getirildi. Sonuç olarak o günler hem iç politikada sıkışan hem de AB, ABD ve Rusya tarafından baskı gören Tayyip Erdoğan, belki başka ‘’önemli işlere’’ hazırlıklardan dolayı, uçak krizini başkalarına suç olarak yükleyerek, özür dileme altyapısını oluşturmaya başladı. 

09 Aralık 2019 11:53
DİĞER HABERLER