Dosyaya bak dosyaya!

Onun için aktif sabırla üzerimize düşeni yapmaya gayret etmeliyiz
Abdullah Aymaz - Samanyoluhaber.com 
12 Mart 1971 Muhtırasından sonra Süleyman Demirel derhal istifa etti. Nihat Erim başkanlığında yeni bir hükümet kurulması çalışmalarına başlanmış.,  Sadi Koçaş, Başbakan Yardımcısı, Mehmet Özgüneş de Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı olmuştu. Ona Yaşar Tunagür’ü Diyanet İşleri Başkanı Yardımcılığından attırmak istiyor. Önce Senatoda bir konuşma yapıyor. Meseleye mahkeme el koyuyor. İddialara cevap verince, Hocımızın hakkında takipsizlik kararı veriliyor. Bu sefer aynı iddia ve iftiraları Meclis Araştırma komisyonuna veriyorlar. Özgüneş, bakanlığını kullanarak tahkikat için yirmi beş müfettiş görevlendiriyor. Neticede, Yaşar Tunagür görevden alınıp mahkemeye verilerek hapse atılıyor.

Albay olan askeri savcı en mühim iki şey üzerinde duruyor. Birincisi Hocamızın 19 Ağustos 1966’da meydana gelen  Varto zelzelesi için oraya gittiğinde Eşkıya Hekimo ile görüştüğü ve Kürtçülük yaptığı; ikincisi damadı Dr. Kâyid’in memleketi Ürdün’e gidip Amman’da Türkiye ve  Atatürk aleyhinde konuşma yapıp devleti yıkarak yerine şeriat devleti kurulması için sözler sarfettiği meseleleri üzerine iddianame hazırlanmış… Yaşar Hocamız Varto’ya gidişinin yukarıdan bir emirle olduğunu orada yanında Diyanette görevli kişilerin de bulunduğunu onlara da sorulması gerektiğini söylüyor. Sonraki celselerde Savcı, “Hakimo’yu hallettik. Zaten herif Varto zelzelesinden üç ay önce ölmüş.” diyor.
Sonra “Bakalım, bunlara ne diyeceksin?” diyerek Ürdün dosyasını açıyor. İddiaları, iftiraları baştan sona dinleyen Yaşar Tunagür “Beyefendi, lütfen bu beş sayfayı siz daktiloda zapta geçirdikten sonra bana sual olarak tevcih ediniz” diyor. Bir saatte bu işlem bittikten sonra Hocamız: “Ben hayatımda Ürdün’e gitmedim, Amman’ı görmedim. Dört tane pasaportum var hepsi elinizin altındaki dosyada duruyor. Siz o pasaportlardan bir tanesinde Ürdün’e giriş vizesi bulun, ben bu konuşma metninin tamamını kabul ediyorum.” diyor. Yine hayretle “Ne?” diyor. Hocamız “Ben Malezya’ya, Tunus’a, Cezayir’e, Amerika ve Avrupa’da bir çok yerlere gittim. Kuveyt’e gittim, Katar’a gittim, Suudî Arabistan’a belki yirmi defa gittim ama ben hayatımda bir kere olsun, Ürdün’e gitmedim. Benim damadım Dr. Kâyid el-Kâyid Ürdünlü olmasına rağmen bu ülkeye hiç gitmedim.” diyor. Bunu duyunca savcı, ‘Ne diye bana tekrar yazdırdın bu metni?” diyerek kızdı. Hocamız da “Siz buradaki iddiaları görmüyor musunuz? Bu iddialar sizce olacak şey mi, kim hazırladı bu dosyayı?” diyor. Savcı elindeki dosyayı kaldırıyor ve “Yaşar Bey bu iş burada biter, gidebilirsiniz” diyerek “şaaak” diye iki eliyle dosyayı kapatıyor…
Meselenin sonu Başbakan Yardımcısı Said Koçaş’ın “12 Mart Anıları” adlı Milliyet gazetesinde  yayınlanan  yazı dizisinde anlatılıyor. Koçaş bu olup bitenlerden sonra işin peşine düşüyor. MİT’ten Yaşar Tunagür dosyasını istiyor. Ama şaşırıp kalıyor. Çünkü böyle bir dosyanın olmadığını öğreniyor.  Tekrar dosyanın aslını istiyor. Bu sefer MİT’ten “Yaşar Tunagür hakkında, MİT tarafından hazırlanmış bir dosya yoktur” diye bir cevap geliyor. Bunun üzerine Sadi Koçaş Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a çıkıyor. Ortaya çıkan ciddiyetsizlik ve rezaleti ifade ediyor. Sunay, “Olamaz böyle bir şey, olamaz” diyor. O da Sunay’a “Efendim, sağcı dediniz, solcu dediniz, hilafetçi dediniz, emir verdiniz tutuklandı bu adam” diyor. Cevdet Sunay “Bakma sen ona. O hem sağcıdır, hem solcudur” diyor.  Bu sefer Sadi Koçaş “Efendim bir adam hem sağcı hem solcu nasıl olur?” diyor. Cumhurbaşkanı Sunay bunun üzerine Sadi Koçaş’a tekrar emir veriyor. “Âcilen MİT bu dosyanın aslını göndersin” diyor. Aradan üç gün geçiyor. MİT’ten yazılı bir cevap geliyor. Yazıda “Yaşar Tunagür hakkında MİT  tarafından tanzim edilmiş bir dosya yoktur.” deniliyor.  Sadi Koçaş MİT’ten aldığı yazıyı, dosyasına koyduğu gibi tekrar Cumhurbaşkanına çıkıyor. “Peki bu dosyanın sureti vardı da aslı nerede o zaman?” diye soruyor.
Cevdet Sunay, MİT’in gönderdiği yazıyı görünce “EYVAH, YANLIŞ  YAPTIK” diyor. Çok ağır şeyler söyleyerek “Derhal Fuat Doğu Paşayı bana çağırın” diyor. MİT Başkanı Fuat Doğu Paşa Çankaya’ya gidiyor. Artık orada neler konuştular bilemiyoruz. Fakat Cumhurbaşkanı Sunay, Sadi Koçaş’a Fuat Doğu’nun MİT’in başından alınarak bir yere büyükelçi olarak atanmasını söylüyor. Nitekim İspanya’nın Madrit şehrine büyük elçi olarak atanmış Fuat Doğu.  Yaşar Tunagür Hocamızın hakkındaki bu dosyanın aslının olmadığı da Sıkıyönetim Komutanlığına bildirilerek suçsuz olduğu ifade ediliyor. Hakikaten ondan sonra Fuat Doğu Paşa MİT Müsteşarlığı görevinden alınarak, onun yerine MİT’in başına 12 Eylül 1980’de Kara Kuvvetleri Komutanı olan Nurettin Ersin getiriliyor…
Yaşar Hocamız emekli olduktan sonra bir ev satın alıyor. Girince bir bakıyor ki, seneler önce kendisini sorgulayan MİT Başkanı Fuat Doğu Paşanın özel ofisi… Bakın şu kaderin işine!..
Evet bütün sıkıntılardan sonra Cenab-ı Hakkın  Yaşar Hocamıza büyük lütuflar oldu. Ticarî işler yaparken hiçbir zaman İslâmî Hizmetlerden geri kalmadı. Vefat edinceye kadar ders vermekten, dinî sohbetler yapmaktan el çekmedi…
Elbette Yaşar Tunagür  Hocaefendinin hayatından ders ve ibret alacağımız noktalar vardır. Bilhassa yaşadığımız şu süreçte, uğradığımız mağduriyetler, bizleri işkence mengenesinde sıkıyor gibi ezdikçe eziyor. Ama biliyoruz ki, Cenab-ı Hak hikmetsiz iş yapmaz. Hayrı da şerri de Allah yaratır. Ama hayır-şer ne olursa olsun  yarattığı her şeyde mutlaka bir güzellik ciheti vardır: “(O Allah ki;) yarattığı her şeyi güzel yarattı ve muhkem yaptı.”  (Secde Suresi, 32/7) Onun için aktif sabırla üzerimize düşeni yapmaya gayret etmeliyiz.

11 Eylül 2018 09:58
DİĞER HABERLER