[Dr.Selim Koç] Zaman, Sıla-i Rahimi yeniden ihya vaktidir!

Hizmet Hareketi’ni bitirme projesinin içinde ikinci bir plan da akrabalık ve dostluk bağlarını yoketme planıdır.

DR. SELİM KOÇ 


Zaman, Sıla-i Rahimi yeniden ihya vaktidir! 

Hizmet Hareketi’ni bitirme projesinin içinde ikinci bir plan da akrabalık ve dostluk bağlarını yoketme planıdır. Nitekim de bu dönemde bazı anne-babaların evlatlarını ya da evlatların anne babalarını terörist ilan edip sahip çıkmaması bunun önemli göstergelerinden birisidir. Konunun bir başka önemli noktası da, "Benim böyle bir akrabam yok. Akraba mı akrep mi belli değil! Öyle amcam/dayım/teyzem ve halam olacağına hiç olmasaydı daha iyiydi!" gibi ezberci, kolaycı ve sathî yaklaşımların zalim ve fâsıkların işine yaramasıdır. 

Evet, bu süreçte kızını ya da gelinini iki-üç çocuğuyla evinden kovan, ailelerin dramını yazılı-görsel medyadan çok okuduk ve okumaya/seyretmeye de devam ediyoruz. Annesini ya da babasını hizmetle irtibatından dolayı suçlayan ve ondan uzaklaşan evlatların/gençlerin acıklı hikayelerini de acı acı dinlemeye devam ediyoruz. Hiçbir suçları olmadığı/bulunamadığı halde tutuklanıp hapse tıkılan anne ve babaların çocuklarının ellerinden alınıp çocuk yuvalarına teslim edildiğini ibretle müşahede ediyoruz. On binlerce yuvanın bu ve emsali şekilde paramparça edildiğini yaşıyor, görüyor ve hakkalyakîn biliyoruz. Dostlarımızın ise üretilen yalan ve iftiralarla bizden nasıl koparıldıklarını hep beraber yaşadık bu süreçte.   

Peki kim bu sıla-i rahimi kesmeye çalışanlar!    

Kur'ân, fitneden, düşmanlıktan, korkudan ve çatışmadan beslenen politikacıların insanların arasındaki akrabalık, dostluk, arkadaşlık ve komşuluk gibi değerleri de hedef alacağı üzerinde özellikle durur. Zira gerek maddi gerekse manevî anlamda içtima örgütlenmenin en baskın unsurlarından biri de akrabalık kurumudur. Dolayısıyla onlar, kontrol altına almak ve sürüleştirmek istedikleri toplumun önce vahdet unsurlarını hedef alırlar. Çünkü onların hiç hoşuna gitmeyen şey yardımlaşma, sosyal dayanışma, vahdet-i ruhiye, birlik ve beraberlik yani güçlü toplumdur. Bu özellikleriyle "güçlü toplum" onlar için çetin muhalefet demektir. Bu yüzden onların temel stratejisi, "Önce böl, parçala, farklı düşünceleri ve grupları birbirine düşman haline getir, birbirine kırdır, zayıflat ve sonra istediğin gibi yönet." tekniğidir. Anne babayı evladına düşman et, evladı ebeveyne sahip çıkamaz hale getir, akrabaları, kardeşleri ve dostları birbirine düşür; aradaki sevgi, saygı ve merhamet bağlarını kopar at, dayanışmayı kaldır ve sonra menfaatlerin ekseninde istediğin gibi yönlendir.  

İşte fertleri birbirine düşürülmüş ve ayrıştırılmış böyle bir kitle, diktatörlerin saltanatının ömrünü uzatacağı için idare edilenlerin onların bu oyununa gelmemesi gerekir. Bunun içindir ki Kur'ân despot idarecilere, "Demek siz, idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi?..." diye sorar ve bir taraftan bunların sinsi planlarını deşifre eder, diğer yandan da müminleri onların bu tuzaklarına düşmeme mevzuunda uyarır. Ayetin devamında ise, "Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör etmiştir." (Muhammed, 7/22) buyurarak toplum vicdanından/kalbinden sevgi, saygı ve merhameti öldürenlerin Allah'ın rahmetinden mahrum kalacağını ve lanetleneceklerini belirtir.

Bir başka ayette ise bu tür yöneticilerin fâsık olduğu ve sonunda hüsrana uğrayacakları yani kaybedecekleri kesin olarak ifade edilir: "Bu fasıklar o kimselerdir ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın kurulmasını ve korunmasını istediği bağları koparır ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte bunlar ziyana uğrayanların ta kendileridir." (Bakara, 2/27) Kur'an bu uyarılarıyla Müslümanların basiretli olmasını ve bu tür zalimlerin zulümlerine alet ve ortak olmamaya dikkat etmeleri gerektiği dersini de verir.

Sıla-i Rahim kul haklarındandır!

Sıla-i rahim, İslam'da dinî ve ahlakî sorumluluk olmasının yanında önemli kul haklarından birisidir. Sıla ve rahim kelimelerinin birleşiminden oluşan terkip, "akraba ve yakınları ziyaret etme, onların hal ve hatırlarını sorma ve maddi-manevi imkanlar nispetinde onlara sahip çıkma, koruma ve gözetme" demektir. Dolayısıyla bu sorumluluğu yerine getirmeyenler sadece ilahi bir emri çiğnemiş olmaz aynı zamanda kul haklarına da girmiş olurlar. Hele maddî-manevî zor durumlarda yakınlarına sahip çıkmayıp onları dertleriyle yüzüstü bırakmak daha katmerli bir günahtır. Nitekim Kur'an, müminleri böyle bir vebale karşı uyarırken şöyle buyurur: "Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden haklarınızı talep ettiğiniz Allah'a saygısızlık etmekten çekinin ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Zira hiç unutmayın ki üstünüzde, sizi gözetleyen bir Allah var." (Nisa, 4/1)   

Kur'ân, akl-ı selim ve vicdan sahiplerinin özelliklerini saydığı bir ayette de onların sıla-i rahime çok dikkat ettiklerini de ifade eder: "Onlar, akraba, komşu, yoksul, yetim ve yardıma muhtaç kimselere gereken ilgi ve yakınlığı göstererek Allah'ın geliştirilmesini emrettiği ilişkileri geliştirip canlandıran, Rab'lerine karşı yürekleri saygıyla titreyen ve mahşer gününde kötü bir şekilde hesaba çekilmekten korkan ve o gün gelip çatmadan önce kendilerini hesaba çeken kimselerdir." (Ra'd, 13/21)       

Dolayısıyla bugün, bir tarafı Allah hakkı diğer tarafı da kul hakkı olan bu ilahi emir her ne pahasına olursa olsun yaşanmalı ve yaşatılmalıdır. Fâsıkların araya girmesine ve bu bağları koparıp atmasına ve istedikleri oyunlarını oynamalarına imkan ve fırsat verilmemelidir. Bir şekilde araya girmiş ve yakınlık/dostluk bağlarına zarar vermişlerse şuurlu müminlere düşen vazife bunu en kısa zamanda telafi etmektir. Aksi takdirde "Benim böyle bir akrabam yok. Akraba mı akrep mi belli değil! Öyle amcam/dayım/teyzem ve halam olacağına hiç olmasaydı daha iyiydi!" gibi ezberci, kolaycı ve sathî yaklaşımlar daima zalim ve fâsıkların işine yarar. Zaten zalimlerin tam olarak istediği de şudur: "Sizi en yakınlarınızın nazarında istenmeyen kişiler haline getirmek ve böylece sizi onlardan, onları da sizden soğutmak/uzaklaştırmak sonunda sizi ve geleceğinizi bütün bir toplumun nazarında ademe mahkum etmek." Zalimlerin bu planını altüst edecek ve fasit daireyi kıracak tavır ise her halukârda nefsimizin uymak değil Kur'an ve Allah Resûlü'nün sıla-i rahim emir ve tavsiyelerine en güzel şekilde ittiba etmektir.

Peki ya akraba kötülük yaparsa! 
İnsan bazen duygularına kapılarak kardeşlerinin veya yakınlarının kendisine yaptığı kötülüklerden ya da sahip çıkmamalarından dolayı onlarla ilgisini/irtibatını kesmeyi düşünebilir. Bu durum zamanla akrabalık bağlarının tamamen kopmasına kadar gidebilir. Hatta böyle bir kimse "Kötülük yaptılar, en çok muhtaç olduğum bir dönemde sahip çıkmadılar!" gibi iddialarla akrabalık/annelik ve babalık bağlarını koparmada kendisini tamamen haklı da görebilir. Böyle bir kişinin dedikleri doğru olsa ile sıla-i rahimi kesmesi yanlıştır. Zira Allah Resulü’nün bu hususta tavsiyeleri açıktır: Bir adam Peygamber Efendimize gelerek "Ey Allah'ın Resûlü! Benim akrabalarım var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum fakat onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar ise bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar." der. Efendimiz ona "Sen böyle davrandıkça Allah'ın yardımı seninle beraberdir." buyurur (Müslim, Birr 6/22 (2558)) ve bunca saydığı olumsuz şarta rağmen akrabalık bağlarını kesmemesini tembihler. Çünkü İslam'da asıl olan yakınlığı kullanarak hakla/doğru davranışla buluşturmaya çalışmaktır. Terk etmek en kolay olandır. Gerçek fazilet ise eza ve cefasına rağmen onu kötülüklerden ve yanlışlardan kurtarıp iyiliklerle donatabilme gayretidir.

Peki ya yine akraba, akbabalık yapmaya devam ederse

Allah (c.c), her durumda anne-babaya ihsan üzere davranılmasını emrederken akrabalarla ilişkinin de sevgi ve merhamet çerçevesinde sürdürülmesini tavsiye eder. Müminlere bu hususta verilen genel ölçü adaletten ayrılmamak ve iyilik yapmaktır: "Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, yakınları gözetmeyi emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve haddi aşmayı yasaklar. O, tutasınız diye size öğüt verir." (Nahl, 16/90) Yani o adaletli davranmıyor diye sen adaletsizlik yapamazsın! O, iyilik yapmıyor diye sen iyilik yapmaktan geri duramazsın! O, hayasızlık yaptı, üstelik haddi aştı, "şöyle şöyle dedi ya da yaptı!" diye sen haddini aşamazsın! Böyle bir durumda insî ve cinnî şeytanların planlarını bozma adına müminlere düşen vazife ihsan şuuruyla iyiliğe devam etmektir.

Nitekim bu emrin çok hassas bir şekilde yerine getirilmesini ders veren Allah Resûlü, "Akrabayla ilgisini kesen cennete giremez." (Müslim, Birr 6/18, 19 - 2555) buyurarak muhataplarını net bir şekilde uyarır. Hatta akrabalığın Allah katındaki değerine dikkat çeken Efendimiz, "Akrabalık bağı arşa asılıdır ve şöyle der: 'Ey Rabbim! Beni gözeteni sen de gözet, beni keseni sen de kes!" (Müslim, Birr 6/17 (2555)) buyurur ve -şartlar ne olursa olsun- akrabalığın hakkını verenlerin Allah tarafından gözetileceğini ve yüceltileceğini müjdeler. Yine "Kim rızkının kendisine genişletilmesini istiyorsa sıla-i rahimi gözetsin!" (Buharî, (2067, 5598); Müslim, Birr 6/20 - 2557) buyurur ve bu salih amelin rızkın bereketlenmesine de vesile olacağını belirtir. 

Sonuç
Akl-ı selim ve vicdan sahibi müminler, aralarındaki mesele ne olursa olsun akrabaları ya da dostlarıyla aralarındaki meseleyi kavga ve iftirak noktası haline getirmez; istişare sünnetiyle mevzuyu çözerler ya da en azından asgarî müştereklerde buluşmayı başarırlar. Çözümünde ittifak edemedikleri meseleyi asla kavgaya, ayrılığa ve düşmanlığa taşımazlar. Gerekirse susarlar ve hakikatin ortaya çıkmasını zamana bazen de ötelere bırakırlar. Zira çözümü kör düğüm haline getirmek ve ihtilafları adeta kan davlarına dönüştürmek ancak cahillerin işidir. Tabi burada insanın aklına şöyle bir soru gelebilir: "Ya bana aktif düşmanlık yapmaya devam ederse?" Ona cevabımız da Allah Resûlü'nün bize verdiği şu ölçü olacaktır: "Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz!" Yani akraban da olsa dostun da olsa ilişkilerini sana zarar veremeyeceği ya da sen zarar görmeyeceğin şekilde düzenlemeli ve mesafeni ona göre ayarlamalısın. Yoksa İslam, ilahi bir emri yerine getiren müminin canının, malının ya da yakınlarının zarar görmesini de emretmez.        

20 Nisan 2022 13:07
DİĞER HABERLER