Dünden bugüne ışık evler

Samanyoluhaber.com yazarlarından Safvet Senih yeni köşe yazısında Işık Evler'i yazdı.
         M. Fethullah  Gülen Hocaefendi, Nur Suresinin Nur âyetinde (24/36)  geçen ifadeleri ele alırken, Peygamberlerin, mürşidlerin çevrelerini hep böyle ışıklı-bereketli evlerde yetiştirdiklerini ifade ediyor..  sonra da diyor ki: “Evet şu koskocaman varlık âlemi; galaksileri, sistemleriyle küçük küçük atomlardan meydana geldiği gibi, bu büyük davalar da hep bir KUBÜBECİKLE başlamış ve bu davanın gönüllere aksettirilmesi ölçüsünde de, her şey mânalı bir kitap veya çok mânalı  ve muhtevalı meşherler halini almıştır.

         “Bize gelince; Nur Suresindeki bu Nur ‘Allah’ın içlerinde şan şerefinin yükselmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdir; onların içinde sabah-akşam O’nu tesbih ederler.’  (Nur  Suresi, 24/36)  âyetiyle irtibatlı, daha doğrusu bu âyetle yakın bir münasebeti olduğunu zannettiğim bu ışık evler, Müslümanlığın yeniden bir kez daha gönüllere duyurulmasında âdeta minare şerefeleri gibi bir vazife görmüşlerdir. (…)  Bu ışık evlerin kendine has özellikleri vardır. Buralar öncelikle insanların, insanlık yanlarından ötürü meydana gelebilecek boşlukların kapatıldığı yerlerdir. Plan ve projelerin üretilip, metafizik gerilimin sürekliliğinin sağlandığı ve neticede Üstad’ın  ‘Hakiki imanı elden eden adam, kainata meydan okuyabilir’ dediği türden YÜREĞİ  PEK, İMANI  ÇELİK insanların yetiştiği kudsî mekânlardır.

         “İşte bu ışık komplekslerinde yetişen ruh ve mâna erleri, ruhda, mânada dünya hizmetine (insanlık kalesinin tamirine)  giden bu yolda Allah’ın vâridat adına kendilerine vermiş olduğu IŞIKLARI, bomboş beyinlere boşaltarak onları mahmur edeceklerdir. Öyleyse bu evler, yolsuz yöntemsiz, değişik câzibe merkezlerine göre kendini şekillendiren şabloncu nesillerin mamur edilip kendi ruh ve mâna köklerine dönmelerini sağlayan birer tezgâh veya birer mekteptirler.  (…)  Bu evler, içinde barındırdığı insanlara medenî fenlerle beraber dînî ilimleri de öğreterek, kapatılan tekye ve zâviyelerin rolünün yanında medrese vazifesini de üstlenmiş olacaktır. Aslında âyet bunların hepsine işaret etmektedir. Bir de ‘büyûtün’ kelimesinin nekre (belirsiz) olarak kullanılması, kelimenin mescidden başka bir mâna için kullanıldığını göstermektedir. Yani bunlar minareleri olup ezan okunan herkesin bildiği mescidler, camiler değil, daha bir belirsiz yerlerdir. Bu evler zuhur zamanı itibariyle de belli değiller. Zaten belirli olamaz, çünkü oraya girip çıkacak insanlar yakın takiptedirler.

         “Ama belli olan bir şey var ki, o da; yaşanılan talihsiz bir dönemde, art arda açılan bu evler, o döneme, yeniden talih ve şeref kazandıracaklardır. Bunlar itimat edilmeyip bakılıp geçilecek basitlikte, mukassi görünümlü, mualla işlere gebe ve minarelerde EZAN  susturulup, MABED’e  giden yolların kapatıldığı bir zaman diliminde Allah’ın,  ‘Benim adım bu evlerde yükselsin ve anılsın, şimdilik.’  İZNİ  ile serfiraz, içinde kitapların okunduğu, hakkın müzakere edildiği müstesna mekânlardır. Artık geçmişte camide yapılan dinin ruhunun müzakereleri bu evlerde bir araya gelinerek yapılacaktır. Bu itibarla bu evler, ‘Yüce hakikatlerin tercümanlarının mahaller’ mübarek yerlerdir. (M. Fethullah  Gülen Hocaefendi, 1966 Mart’ında Hisar Camiinde ilk vaazında, ‘Sahabeler ki, Kur’an’ın canlı tefsirleri’ demişti. Bu ifadesinde de, bu ışık evlerde yetişenler için bu tabiri kullanıyor. A.A.)  (…)

         “Zannediyorum kuruluş gayesine matuf işletildiği müddetçe, bu evlerle, bir dönemde tekye ve zaviyelerle ulaşılamayan noktalara ulaşılacak ve buralarla aynı zamanda medrese insanını aratmayacak insanlar yetiştirilecektir. Abdülkadir Geylanilerle beraber Gelenbevîler, Ali Kuşcularla beraber Molla Hüsrevler, Molla Güraniler ve Ebu Suudlarla beraber İbrahim Hakkılar yetişecektir. (…)  Asr-ı Saadette başlayıp çeşitli dönemlerde aynı gayeye matuf açılarak devam edegelen İbn-i Erkam evi  mânasındaki evlerin, bugün de hâlâ misyonu devam etmektedir. Bu evler, üçüncü dirilişe yelken açıldığı şu günlerde diriliş erlerinin teçhiz ve donanım yerleri olacaktır.

         “Bir dönemde çok önemli vâridat kaynakları sayılan tekye ve zâviyeler, başlarındaki ışık şahsiyetlerle Anadolu’yu ihya etmiş ve belli ölçüde fonksiyonlarını yerine getirerek bizim için bereket kaynağı olmuşlardır. Şimdilerde sadece Anadolu değil;  bütün dünyanın ihyasına açılan bugünün ruh ve mâna erlerinin de, aynı evleri, tıpkı bir medrese, tekye ve zâviye gibi değerlendirilmeleri çok önemlidir. Bu evlerdeki ricâlullah (Allah adamları) müsbet fenlerin bütün kısımlarını, hadis, tefsir, fıkıh..  başta olmak üzere İslâmî ilimlerin her dalını öğrenmekle beraber, İslâmın ruhî hayatını bütün enginliğiyle yaşayarak, o eski, fakat eskimeyen ruh ve mânayı temsil etmeleri elzemdir. Aksi halde eve de, ev sahibine de, evin arkasındaki Erkam’a da, evin sahibine o mânayı kazandıran Hz. Muhammed Mustafa’ya da ihanet edilmiş olacaktır.

         “Bugün dünyanın yedi bucağına hak ve hakikati götürmeyi düşleyenler, feyz-i akdesin memeleri hükmünde olan bu evlerin füyuzatından beslenmek zorundadırlar.”  (Prizma-2)

         İnşaallah bu ışık evleri bütün dünyayı ışıklandıracak birer ışık kaynağı haline gelecek. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun.
03 Nisan 2025 10:37
DİĞER HABERLER