Ebced hesabıyla günümüze bakan meseleler - 2

Ebced hesabıyla bazı durumların daha kolay anlaşılması mümkün olabilir mi? Hasan Toprak 2014 yılına bakan yönüyle ebced hesabıyla bulduklarını Samanyoluhaber.com için yazmaya devam ediyor.
Hasan Toprak / Samanyoluhaber.com

Bozgun saati
(Kamer Suresi, 54:43-54:47)
Zulüm timsali Firavun ve ailesinin akıbetini nakilden sonra, Kamer suresi sözü çevirip soruyor: ”Şimdi sizin kafirleriniz onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat senedi mi var?” Elmalılı Tefsirine göre burada muhatap ahir zaman insanıdır. Firavunca işler tutan zamane zalimlerini aklayan bir hukuk kuralı, bir belge mi var? Devam edelim: ”Yoksa, biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz mu diyorlar? Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.” Hizip dayanışması da fayda getirmeyecek, çok yakında bir bozgun var diyen Kur’an, bozgundan daha feci ahiret azabını da hatırlatıyor, ve ”apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içindedirler” buyurarak bu suçluları psikiyatrik bir vakıa olarak resmediyor. Ayette (54:46) geçen ”Onlara (asıl) vaad edilen O saattir. O saat cidden çok fecidir, belalıdır.”  (Essâatü  mevıdühüm, Vessâatü edhâ)  ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde içine garazlı, marazlı, münafık ve kafir karışmış bir suç odağı için bozgun saatinin yaklaştığına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. İşledikleri küçük büyük her şeyin satır satır yazılmış olduğunu hatırlatan Kur’an şefkat edip soruyor: ”Fakat hani öğüt alan, düşünen?”

Tevbe Islah
(Bakara Suresi, 2:159-160, Nisa Suresi, 4-146)
Kur’an-ı Kerim’de ”ancak tevbe edip halini düzeltenler” (İllellezîne tâbû ve aslehû)  ifadesi iki yerde geçmektedir. Birinci ayet (2:160), Allah’ın bildirdiği hükümleri ve ilahi gerçekleri insanlardan saklayan kimseleri (din adamlarını) uyarıyor, yaptıklarıyla hem Allah’ın, hem gayrısının lanetini hak ederek feci bir akıbete yuvarlanacaklarını ikaz buyuruyor. Bununla birlikte tevbe edip halini islah eden, ve gerçekleri açıkça beyan edenlerin bağışlanacağı açıklanmaktadır. İkinci ayet (4:146) ise münafıklar için de tevbe kapısının açık olduğunu, durumlarını düzeltip Allah’a tam yönelenlerin Hak katında müminlerle beraber yazılacağını müjdelemektedir. Yukarıdaki ibarenin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine tekabül etmektedir. Bu tarihlerde, sessiz kalmak suretiyle sakladıkları bazı hakikatleri açıklayacak, veya yanlış yorumladıkları ve maksadından saptırılan bir takım hükümleri tashih edecek bazı ilahiyatçıların bulunacağına bir işaret olabilir. Aynı şekilde münafıkça işler tutan bazı kimselerin pişman olup halini düzelterek müminlerin yanında yerini alacağına da bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir.

Kör  Taassup
(Şuara Suresi, 26:5)
Kur’an-ı Kerim Şuara suresinde ”iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın” diyerek Hazreti Fahr-i Kainat’a (aleyhi ekmel-üt tehaya) teselli vermekte, ”dileseydik onlara gökten öyle bir ayet (mucize) indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi. (Fakat bunu takdir etmedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar” buyurmaktadır. Ayet-i kerimede gecen ”illa ondan (öğütten) yüz çevirmiş olmasınlar”  (illâ kânû anhü mu’rizîn)  (ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde bir hizip taassubu ve katı bir şartlanmışlık içinde öğüt dinlemeyen, hak ve hakikati duymaya tahammülü olmayan kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Sure ”nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, fakat onlara alay edip durdukları şeyin dehşetli haberleri yakında gelecektir” ayetiyle devam etmektedir.

Taşra  Münafığı
(Tevbe Suresi, 9:90-9:99)
Tevbe suresi Tebük seferi sürecinde bedevilerin tavırlarını naklediyor. Bunlardan bir kısmı Müslümanlık iddia ettikleri halde sefere katılmamak için mazeret beyan eden ve özür dileyenlerdir. Diğeri ise özre dahi gerek görmeyen, Resulullah’a (as) destek sözünü yalana çıkaran, ve seferberlikte yerlerinden kımıldamayan nifakı şiddetli bir kesimdir. Kur’an-ı Kerim bunlardan inkar edenlere pek yakında acı bir azabın isabet edeceğini haber vermektedir. Ayet-i kerimede (9:90) geçen ”Onlardan inkar edenler yakında (pek acı bir azaba) çarpılacaklar”  (Seyüsîbü’llezîne keferû minhüm)  ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde evvelce iman ve Kur’an hizmetlerine taraftar göründükleri halde, az bir zorluk karşısında ikiyüzlülük ve yalanlarını ortaya koyan taşralı bir topluluk bulunacağına, ve bunlar içerisinde hizmetlere karşı nankörlük ve inkar tavrı içine girenlere isabet edecek elim bir musibete bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Allah milletimizi semavi ve arzi afetlerden sıyanet buyursun.

Dilde  İman Kalbte  İnkar
(Mâide  Suresi, 5/61-5/63) 
İbni Abbas hazretlerine göre ehl-i kitaba hitap eden ayetlerde Müslümanlara da bir hisse vardır. Maide suresi ehl-i kitaptan veya münafıklardan bazı kimselerin mümin kisvesi içinde Rasulullah’ın (sav) meclisine gelip gitmelerini anlatmakta ve onların gizlediklerini Allah’ın çok iyi bildiğini açıklamaktadır. Ayet-i kerimede (5:61) geçen ”Size geldi ve iman ettik dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girdiler (öyle de çıktılar.) ” (Câûküm kâlû âmennâ ve kad dehalû bi’l-küfrî)   ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde ehl-i iman içine sızmış ve karışmış, imanları dillerinde inkarları kalplerinde münafık kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Kur’an-ı Kerim:  “Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!” diyerek bu nifak yumağını kınarken, suskun kalan yöneticiler ve diyanet camiasına da mesuliyetlerini hatırlatmakta ve şiddetle azarlamaktadır: ”Yöneticileri olan siyasiler ve din bilginleri, onları günah olan söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!”  (Mâide Suresi, 5/63)

Çöktü  Nifak  Binası 
(Tevbe Suresi, 9:109)
Rasulullah’ın (sas) Kuba mescidini çekemeyen ve kendileri için ayrı bir mescid kuran münafıkların maksatları Tevbe suresinde şöyle açıklanmaktadır: ”Bir de şunlar var ki: müminlere zarar vermek için, küfür ve küfranı yaymak için, müminlerin arasına ayrılık sokmak için, ve daha önce Allah ve Resulüne savaş açmış adamı buyur etmek için, tuttular bir mescid yaptılar. Bütün bunlardan sonra onlar: Bundan, iyilikten başka maksat gütmedik, diye yemin edeceklerdir. Allah şahit ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar.” Sonraki ayette (9:109) geçen ”binasını yıkılmak üzere olan bir uçurum kenarında (kurdu da onunla beraber cehenneme) yuvarlandı” (Bünyânehû alâ şefâ cürufin hârin fe’nhâra) ifadesinin ebcedi (şeddesiz) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde iman ve Kur’an hizmetlerine zarar vermek, ayrılık sokmak, ve din düşmanlarına tarassut imkanı açmak maksadıyla alternatif sözde hizmet müesseseleri kuracak bir kısım münafıklar bulunacağına, fakat kurdukları yapıların kısa zaman içinde yıkılıp çökeceğine bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Fezlekede ”Allah zalimler güruhunu umduklarına eriştirmez” buyurulmaktadır.

Haramı Helal Kılmak
(Tevbe Suresi, 9:37)
Cahiliye Arapları bazı erteleme ve ilaveler yaparak haram ayların yerlerini değiştiriyor ve bu saptırmaya nesiy (erteleme) adını veriyorlardı. Zira peşpese geçen haram aylar, gelirleri ganimete bağlı olan bazı kabilelerin işine gelmiyordu. Bir takım ibadetlerin ve yasakların zamanını değiştirdiği ve terk edilmesini netice verdiği için pek çok haramların işlenmesine sebep olan bu adeti Kur’an-ı Kerim kaldırmıştır. Ayette (9:37) geçen ”Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıkları işlerin kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah, böyle (inkarcı) bir topluluğa hidayet  vermez”  (Fe yühıllû mâ harramallahü züyyine lehüm sûü a’mâlihim vallahü lâ yehdi’l-kavme)  ifadesinin   ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde büyük suistimallere kapı aralayacak şekilde, nesiy benzeri nazari ve itibari muhakeme oyunları ile bazı haramları helal saydıracak saptırmalar yapılacağına, bu kötü işten nemalanan ve onu güzel gören bir topluluk bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Allah cümlemizi sırat-ı müstakimine hidayet buyursun.

Davetçiyle Çekişmeyin 
(Hacc Suresi, 22:67-22:69)
”Mensek” kelimesi (hususi anlamları mahfuz) genel olarak her ümmetin dini ibadetleri, ve bu ibadetler için yerine getirilmesi gereken mükellefiyetleri ifade etmektedir. Kur’an-ı Kerim Efendimiz’le tartışmaya kalkışan ehl-i kitab ve diğer milletleri ikaz adına ”Biz her ümmete kendi dönemlerinde uyguladıkları özel bir ibadet yolu belirledik. Öyle ise onlar din işinde asla sana muhalefet etmesinler. Sen insanları Rabbinin yoluna dâvet et! Çünkü sen gerçekten hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin” buyurmaktadır. Ayette (22:67) geçen (Menseken hüm nâsikûhü felâyünâziunneke fi’l-emri ve’d’u ilâ Rabbike)   (Bir ibadet yolu ki onlar onun abidleridir. O halde seninle bu işte çekişmesinler. Ve sen Rabbine çağır!” ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde dini hayat adına farklı usülleri takip eden toplulukların iman ve Kur’an hizmetine adanmış davetçilerle niza ve çekişme içine girmemeleri adına bir çağrı ve ikaz olabilir. Hem bu zamanda davetçinin Peygamberane bir üslupla ve dosdoğru bir hidayet üzerinde Rabb’in yoluna çağırdığına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. İnatla tartışma çıkaranlara cevabı Kur’an veriyor: ”De ki Allah yaptıklarınızı pekala biliyor!”

Muzaaf (Katmerli) İnkâr
(Âl-i İmran Suresi, 3:86-3:91)
Tefsirlere göre sayıca birkaç da olsa imandan sonra inkara saparak Mekke’ye dönen ve Efendimiz’in (sas) başına çeşitli musibetler gelmesini beklemeye koyulan kimseler olmuştu. Bunlar veya ehl-i kitap hakkında inen ayetlerde, açık delilleri gördükten sonra inkara sapan kimseleri Allah’ın doğru yola iletmeyeceği; Allah, melekler ve insanların hepsinin lanetini kazandıkları anlatılmaktadır. Bu dönenlerden bazısının tevbe edip tekrar Rasulullah’a (sas) katıldığını, tevbe kapısının açık olduğunu haber veren ayetin (3:89) sebeb-i nüzulünden öğreniyoruz. Sonraki ayette (3:90) geçen ”inanmalarının ardından inkara saptılar, sonra da inkarı artırdılar”  (Keferû ba’de îmânihim süm-me’zdâdû küfran)    ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde evvelce iman ve Kur’an hizmetlerini tasvip ettikleri ve inandıkları halde, daha sonra ne yazık ki davaya karşı nankörlük ve inkar tavrı içine giren ve davayı inkarda ileri giden kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Hazreti Allah kalbimizi kaydırmasın, bütün ehl-i iman için hatalarımıza tevbe etme imkanları lutfetsin, ve akibetimizi hayr eylesin.

Takva Elbisesi
(Âl-i İmran Suresi, 3:118-3:120)
Ehl-i iman arasında bulundukları halde onlardan olmayan, içlerinde müminlere karşı parmaklarını ısırtacak derecede büyük bir kin ve düşmanlık besleyen, sinelerine sığmayan nefretleri ağızlarından taşan bazı kimselerin durumunu anlatan bir ayeti kerime (3:120) şöyle buyurmaktadır: ”Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’tan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.” Ayette geçen ”ve gereğince sakınınız, (o vakit onların tuzakları) size bir zarar vermez” (Ve tettekû lâ yezurruküm) ifadesinin ebcedi (şeddesiz) miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde nifak ehlinden gelecek sıkıntılara karşı müminlerin sabır ve takvayla mukabele etmelerine bir irşad, ve münafıkların entrika ve hilelerinin inayet-i ilahi ile sonunda boşa çıkacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Takvanın teşrii ve tekvini emirler zaviyesinden anlamı ve izahı için Kalbin Zümrüt Tepeleri’ne müracaat edilebilir.


05 Kasım 2017 16:51
DİĞER HABERLER