Efendimiz'in (as) Huneyn Savaşı ve Hizmet Hareketi

''Hak Tealâ Hazretleri, müminleri âyetlerle ve yaşattığı olaylarla, Kendisiyle olan bağları gevşetmenin ve kendisinin dışında, başka bir güce güvenmenin neticelerini gösteriyor ve hakikatları hatırlatıyordu. Huneyn Savaşında bizzat müminler yaşayarak imanlarının dayandığı bu gerçek güç ve kudreti görmüş oldular.''
Safvet  Senih / samanyoluhaber.com

Huneyn Savaşından önce  Müslüman ordusunun sayısı oldukça kalabalıktı. Fakat hep az sayıda olmalarına rağmen zafer kazanıyorlardı. Şimdi artık çoklardı, haydi haydi zafer kazanabilirlerdi. Fakat ilk anda bozguna uğramışlardı. Kur’an-ı Hakim bu meseleyi şöyle değerlendiriyordu: “Gerçekten, Allah, size bir çok yerde, bir çok olayda olduğu gibi Huneyn savaşı günü de yardım etti. Hani o gün sayıca çok oluşunuz hoşunuza gitmiş, böbürlenmenize yol açmıştı da bu kalabalık size hiçbir fayda sağlamamıştı; yeryüzü, onca genişliğine rağmen size dar gelmişti de sonra arkanızı dönüp kaçmıştınız. Bu bozgunun arkasından Allah, Peygamberinin ve müminlerin kalblerine güven duygusu indirdi ve görmediğiniz ordular göndererek kâfirleri azaba çarptırdı. Kâfirlerin görecekleri karşılık budur. Bundan sonra Allah dilediği kimselerin tevbelerini kabul eder. Allah istiğfarları kabul edicidir, affedicidir, merhametlidir.” (Tevbe Suresi, 9/25-27) 

İki ordu Mekke ile Tâif arasındaki “Huneyn” adlı vadide karşılaştı. Bu karşılaşma günün ilk saatlerinde, sabahın alacakaranlığında meydana geldi. Müslümanlar vadiye indiler. Halbuki Hevazin kabilesi orada pusuya yatmıştı. Adamlar Müslümanların kendilerini fark etmediklerini anlayınca baskına geçtiler. Birden bire oklarını yağdırarak, kılıçlarını sıyırarak komutanlarının emri uyarınca tek bir asker disiplini içinde saldırıya giriştiler. Bunun üzerine Müslümanlar panik içinde geriye dönüp kaçmaya başladılar. Fakat Peygamberimiz (S.A.S.) direnişini devam ettirdi. Boz bir katıra binmişti. Hayvanını ısrarla düşman güçlerinin üzerine sürüyordu. Bunun üzerine amcası Hz. Abbas sağ özengiye, Ebu Süfyan b. Hâris sol özengiye asılmışlar, hayvanın koşarak ilerlemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Peygamberimiz (S.A.S.) bir yandan da adını haykırarak kaçmakta olan Müslümanları geri dönmeye çağırıyor, yüksek sesle “Ey Allah’ın kulları, bana Allah’ın Peygamberine katılınız” diyor, zaman zaman da “Ben Allah’ın Peygamberiyim, bunda yalan yok, ben Abdülmuttalip’in torunuyum!”  diye haykırıyordu..
Bir ara Peygamberimiz (S.A.S.) gür sesli amcası Abbas’a avazının çıktığı kadar “Ey o ağacın altında bir araya gelenler”  diye haykırmasını emretti. Bu çağrıda adı geçen ağaç, “Rıdvan Biatı”nın altında gerçekleştirildiği ağaçtı. Bu ağacın altında bir araya gelen Muhacirlerden  ve Ensar’dan oluşmuş Müslümanlar savaş alanlarında kaçmayacaklarına dair Peygamberimize (S.A.S.) söz vermişlerdi. Peygamberimizin (S.A.S.) emri üzerine, amcası Abbas “Ey Semure ağacının altında toplananlar” ve kimi defa da “Ey Bakâra suresinde kendilerinden söz edilenler” diye âvâzı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Bu çağrılar üzerine Müslümanlardan ‘Emret, emret, buyur şeklinde cevaplar gelmeye başladı. Arkasından Müslümanlar, kaçışlarını durdurup Peygamberimizin (S.A.S.) yanına dönmeye koyuldular. Öyle ki, binek hayvanlarını geri döndürmeyi başaramayan bazı kimseler zırhlarını kuşanarak hayvanın sırtından iniyorlar ve hayvanlarını salıvererek yalnız başlarına Peygamberimizin (S.A.S.) yanına koşuyorlardı.

Geri dönenler önemli sayıda bir grup oluşturunca Peygamberimizin (S.A.S.) kendilerine ciddi bir şekilde hücuma geçmelerini emretti: Bu sıkı hücum sonunda düşman güçleri bozguna uğratıldı. Çoklarını esir aldılar. Öyle ki, geride kalan Müslümanlar savaş alanına dönüşlerini tamamladığında Peygamberimizin (S.A.S.) önüne getirilmiş, şaşkınlık içindeki esirlerle karşılaştılar.

İlk başta on iki bin kişilik bir ordu ve bu sayı çokluğu onlara ucub (kendini beğenme) duygusu vermişti. Cenab-ı Hak, bundan hoşlanmaz. Onun için bir bozgun yaşatarak akıllarını başlarına getirmişti rahmetiyle Cenab-ı Hak… Onlar da hemen Erhamürrahimine yönelmişlerdi. Bunun üzerine Efendimizin (S.A.S.) etrafındaki Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Abbas, Hz. Abbas’ın oğulları Hz. Ali ve Hz. Fâdıl, Hz. Ebu Süfyan, Hz. Eymen bin Ümmi Eymen, Hz. Usame bin Zeyd (R.Anhüm) direnişin yiğitleri oldular. Sonra yukarıda anlatıldığı üzere hepsi de toparlanıp birlik oldular. Cenab-ı Hak zaferi onlara nasibetti…

Hak Tealâ Hazretleri, müminleri bu âyetlerle ve yaşattığı olaylarla, Kendisiyle olan bağları gevşetmenin ve kendisinin dışında, başka bir güce güvenmenin neticelerini gösteriyor ve hakikatları hatırlatıyordu. Huneyn Savaşında bizzat müminler yaşayarak imanlarının dayandığı bu gerçek güç ve kudreti görmüş oldular.

Yaşadığımız bu süreçte de bazı benzer şeyler oldu. Cenab-ı Hakkın büyük lütufları karşısında, insan olmanın gereği bazı yanlış hislerimizin tesiriyle ihlastaki kaliteyi tutturabilmiş olamıyoruz. Bunun için verdiği imkânları bir anda elimizden alıverdi. O zaman gerçek güç ve kuvvetin kimde ve kimden olduğu da beyinlerimize kazınmış oldu. Hasar tespitinden sonra,  travmaları atlatıp Cenab-ı Hakkın verdiği imkanlarla neler yapabileceğimize odaklanmaya başladık. Teklif-i mâlâ yutak olmadığına göre, bizden gücümüzün üstünde de bir şey istenmiyor… 

27 Haziran 2018 17:18
DİĞER HABERLER