Ekim 2018 Çağlayanı

Abdullah Aymaz, Çağlayan Dergisi Ekim sayısında yer alanları özetleyerek okuyucunun beğenisine sundu
Abdullah Aymaz / samanyoluhaber.com
EKİM 2018 ÇAĞLAYAN'I

“Nefisle yüzleşmede HÂLEDE  İLK  HALKA (4)  başlıklı başyazıda M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Hz. Ali Efendimizi (r.a.) şöyle anlatıyor: “Habîbullah, Muhammed  Mustafa (S.A.S.); veliyyullah ise Aliyyü’l-Murtaza idi. O, hayata gözlerini açtığı andan itibaren, istikbalin haydar-ı kerrârı, fâtih-i Hayberi, damad-ı Şehinşah  namzedi olduğuna emare bir iffet âbidesi olarak neş’et etmiş ve üzerine asla toz kondurmamıştı. Hayat sergüzeşti itibariyle, Nebîler Sultanına damat olma, şâh-ı evliya pâyesini ihraz etme, olmayacak gâileleri göğüsleme ve Canlar Canı’na can fedada bulunma gibi hususlara namzet olduğu, tavırlarından sürekli basiretlere aksedip duruyordu. (…)  Onun, fokur fokur kaynayan mehâfet ve mehâbet hislerine bağlı lâl ü güher  saçan  dudaklarından bir defa da şu inciler dökülüyordu: ‘Allah’ım eğer sadece ehl-i ihsanı affedeceksen, hevâ-i nefsine uymuş düşe-kalka yürüyenler kime emanet, onları kim affedecek? Ey Rab, eğer takva yolundan inhiraf etmişsem su anda huzur-ı kibriyandayım. Gönlümde nedamet, dilimde tevbe; affet bendeni!  Senin lütuflarını hatırlayınca korkularım buz gibi eriyor; günahlarım hücuma kalkınca da gözlerim yaşlarla doluyor.”

Selim Gül, “Uzlaşma Tabloları” başlıklı yazısında netice olarak şu tesbiti yapıyor: “Kâinatta ve onun fihristi insanda geçerli olan uzlaşmadır. Münakaşa ve kavgalar ise bu ahlâkın noksanlığının veya hakkında temsil edilemeyişinin tabiî ve ârızı bir sonucudur.”

“Büzücü Kaslarımız” yazısında Prof. Dr. Ömer Yıldız,  şöyle diyor: “Sindirim borusunun vücudumuzun ortasından geçen iki ucu açık bir kanal olduğunu tekrar hatırlarsak, yürürken, koşarken, uyurken, ağır işlerde çalışırken nasıl oluyor da bu kanalın içindeki katı, sıvı ve gazlar dışarıya çıkmıyor? Bunları düşününce hayretler içinde kalmamak mümkün mü? Büzücü kaslarımızın yerleştirildiği yerler ve çalıştırılma prensipleri göz önüne alındığında her şeyin yerli yerinde olduğunu, hiçbir eksiklik veya kusur olmadığını ve bu yüzden onları bize ihsan eden Rabbimize ne kadar şükretmemiz gerektiğini bir kere daha düşünebiliriz.”

Sadık Sefer,  “Birlikte Yaşamanın Anahtarı “RIFK” başlıklı yazısında  diyor ki: “İslam, Müslümana varlıkla kuracağı irtibatta RIFK’ı köprü olarak göstermekte ve yaşanılacak muhtemel hazımsızlık ve huzursuzluklarda bile ondan ayrılmamayı tavsiye etmektedir. RIFK yoksunu ameller, nice gönülleri kırar, insanları uğrunda canlar feda edilen yüce duygu ve düşüncelere  düşman haline getirir, vifak ve ittifakı zedeleyerek vahdet ruhuyla çalışan aile ve toplum mekanizmasını, hatta ekosistemi paramparça eder.”

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, “Sar Gönül Yaralarımı”  münacaatı ve “Efendim” naatı ile bu sayıya da güzel bir renk katıyor…

Didem Fırtına “Sualtındaki Farmakolojik Hazine Zehirli Zıpkınıyla KONİ  SALYANGOZU” başlıklı yazısında geniş izahlar verdikten sonra neticeyi şöyle bağlıyor: “Bütün bu keşifler işaret etmektedir ki, KAİNAT  BÜYÜK  BİR  ECZANE’dir. Bu eczanede bütün hârikulade tiryaklar ilaçlar; Hakîm-i Ezelînin, mizan-ı kaza ve kaderiyle, hadsiz bir hikmet, nihayetsiz bir ilim, her şeye şâmil bir iradesiyle hazırlanmaktadır. Okyanuslarda küçücük bir hayvancığın zehrine şifa defineleri saklayan Zât; elbette, umum kâinatı tasarrufunda tutan, Şâfi-i Hakîm’dir. Bu çok hassas özellikler taşıyan maddelerin icadı; ne kör tesadüfe, ne sağır tabiata, ne de şuursuz sebeplere verilebilir.”

Kalbin Zümrüt Tepelerine tekmile olarak yazılan “Farklı Mertebeleriyle Nefis” yazısında M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “Nefs-i emmâre patikasında yolculuk, Cehennem istikametindedir ve bilerek bilmeyerek ona yakıt olmaya doğru sürüklenmektedir. Nefs-i mutmainne şehranhındaki kudsî seyahat ise, Cennet zirvesine müteveccihtir ve rü’yetullaha namzettir. Nefs-i hayvanî ve emmârenin, bütün bütün mesâvî ve meâsiye inhimak etme, gayz ve nefrete kilitlenme, egoizmadan egosantrizmaya sıçrama, narsizme yelken açma, cinnet hafakanlarıyla çırpınıp durma türlü merâtibi olduğu gibi; nefs-i mutmainnenin de hususî derece ve mertebeleri vardır.”

“Sadakat Ve Mertlik Timsali SABRİ  ÇOLAK yazısıyla Prof. Dr. Yunus Serin hocamız, kaybettiğimiz bir yiğit ilim adamını,  bir Erzurum dadaşını anlatıyor. Ağustos 2018’de 69 yaşında Hizmet’e verdiği destekten dolayı 25 ay tutukluluktan sonra Kapalı Cezaevinde kalb krizi geçirip vefat eden Prof. Dr. Sabri Çolak hocamız ülkemizde bir BOR madeni uzmanıydı. ‘Bu Hizmet delisi Hocaefendi aşığı’  Sabri Çolak Ağabeyimiz “Bor kaynaklarımızı en uygun şekilde değerlendirirsek, hem dış borçlarımızı öder hem de MİLLİ GELİRİMİZİ  ÇOK ARTIRIRIZ” derdi. Ama üst makamlara yazıp gönderdiği raporlar hiç değerlendirilmedi. 69 yıllık ömründe doğruluktan, dürüstlükten, adâletten ve sadakattan hiç taviz vermedi. Dünya için âhiretini satmadı. Mertçe yaşadı, mertçe öldü. İnandığı davasına ihanet etmedi.

İşte size Ekim sayısından bazı sızıntılar… Çağlayanı görebilmek için bizzat kendisini açıp okumamız ve başkalarına da tavsiye etmemiz gerekiyor… 

02 Ekim 2018 10:31
DİĞER HABERLER