“Erdoğan kendi topuğuna sıktı” diyenlerin yanılgısı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen 2 yıl 7 ay hapis cezası ve siyasi yasak getirilmesi kararı Türkiye gündemini salladı.
SAMANYOLUHABER.COM

AKP’liler idare-i maslahat nevinden açıklamalar yaparken muhalif çevrelerde ise “Erdoğan kendi topuğuna sıktı. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı kesinleşti” şeklinde yorumlar yapılıyor. Kararı, “İmamoğlu’nu Erdoğan sonrasına hazırlamak için bir parlatma operasyonu” olarak değerlendirenler de var tabi. 

Gerçekten öyle mi? Erdoğan yargı eliyle siyasi darbe yaptığı bu kararla kendi topuğuna mı sıkmış oldu? Yahut kararı İmamoğlu’nu mağduriyet nişanıyla geleceğe hazırlamak isteyen derin devlet  mi aldırdı bu kararı? Her iki sorunun cevabı da kocaman bir “Hayır” olarak öne çıkıyor. Neden mi?

Erdoğan kendi topuğuna sıkmadı, çünkü hangi adımın kendi lehine, hangisinin aleyhine olduğunu göremeyecek kadar aptal bir siyasetçi değil Erdoğan. Evet, kararın arkasında bizzat Erdoğan var. Davaya bakan mahkeme başkanı Mehdi Komşul’un AKP’lilerle fotoğrafları ortaya çıktı. Davanın savcısı Furkan Okudan’ın ise AKP Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı’nın yeğeni olduğunu anlaşıldı. 
 
Davayı açtıran da yargılamayı yaptıran da ceza vermeyecek hakimi sürdüren de ve nihayet hapis ve siyasi yasak kararını aldıran da Erdoğan ta kendisidir. Buna kimsenin şüphesi olmasın. Ekrem İmamoğlu’nu parlatma maksadıyla yapılan bir operasyon olduğunu düşünenler, aslında bilerek ya da bilmeyerek Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürüyor. 

Siyasi ve rant nitelikli en küçük davaları, kupon arazi satışlarını ve televizyon kanallarının altyazılarını bile takip edip sonuçlarını belirleyen bir diktanın, cumhurbaşkanlığı seçimindeki en güçlü rakiplerinden birinin davasına bigane kaldığını düşünmek, en hafif ifadesiyle safdillik olur.

Erdoğan’ın kendi siyasi geleceği açısından büyük hata yaptığını ve kendi topuğuna sıktığını düşünenler de büyük yanılgı içinde. Bunca yıllık tecrübeye rağmen “gaflet içindeler” demeyeyim ama maalesef hala Erdoğan’ı hafife alma kolaycılığına kaçıyorlar. Erdoğan, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi için kendi Makyavelist ilkeleri çerçevesinde kendine yakışanı, kendisi için en “doğru” olanı yaptı.

Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi olarak Ekrem İmamoğlu’nu ya da Mansur Yavaş’ı görmek istemiyor. Ekrem İmamoğlu’nun hem merkez sağdan hem de HDP seçmen kitlesinden oy alabileceğini, genç ve enerjik olması nedeniyle de kendisini çok zorlayacağını görüyor. Mansur Yavaş’ın ise AKP tabanı, milliyetçi kesim ve merkez sağdan büyük oy alabileceğini biliyor.

Bu yüzden, Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş ile değil, Kemal Kılıçdaroğlu ile yarışmak istiyor. İmamoğlu ve Yavaş’a algı yönetimi dışında saldırabileceği çok malzemesi yok Erdoğan’ın. Kullanacağı argümanların çok daha fazlası kendisinde var çünkü.

Kemal Kılıçdaroğlu’na ise “Kürt ve Alevi” der, “SSK’yı batırmıştı” şeklinde suçlar, halka mezhepçi ve ırkçı argümanları sunar, isteğini alır diye düşünüyor Erdoğan. Bu yüzden seçim sath-ı mailine girerken meskun mahal temizliği yapıyor. Mansur Yavaş da İmamoğlu gibi adaylık konusunda açıktan çok istekli görünseydi, onun için de bir malzeme üretir tasfiye ederdi.

Halkın mağdur edilmiş İmamoğlu’nu baştacı edip cumhurbaşkanlığına taşıyacağını düşünenler de biraz hayalci rüzgarlara kapılmış durumda. Erdoğan’ın mazisiyle kıyaslayıp aynı sonucun doğacağı yanılgısına düşünüyorlar. Yanılıyorlar, çünkü evet mağduriyetler siyasette bazen işe yarar, ancak seçmende o mağdur kişinin beklentilerini karşılayacağına dair bir kanaat oluşmuşsa faydası olur. 

Seçmen mağduriyetten daha çok konjonktüre, aday olan kişinin kendisine sağlayacağı yarara bakar. Ki bu da çok doğal ve süregelen bir durumdur. Selahattin Demirtaş’ın 2014 yılında cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 9,7; tutuklandıktan sonra 2018 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise yüzde 7 oy alması bir fikir verir sanırım. 

Veyahut Refah Partisi’nin 1995 seçimlerde yüzde 21; 28 Şubat sonra onun yerine kurulan Fazilet Partisi’nin ise yüzde 15 oy alabilmiş olması da bir başka örnek. 28 Şubat sonrası partileri kapatılan ve “kayıp trilyon” davasında kendisine siyasi yasak getirilen Necmettin Erbakan’ın partilerinin 2000’li yılların başından itibaren yüzde 2-3’e kadar gerilemiş olmasını da göz önüne almak lazım.      

İmamoğlu, mağduriyeti nedeniyle iyice havaya girmiş durumda. Kılıçdaroğlu’ndan azıcık yeşil ışık görse, hemen adaylığını açıklayacak. Ancak dün itibariyle Erdoğan, yargı eliyle çok önemli bir rakibini, Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etti. Altılı masanın, hakkındaki hapis ve siyasi yasak hükmü Yargıtay kararıyla artık her an kesinleşebilecek bir belediye başkanını cumhurbaşkanı adayı olarak göstermesi imkan dahilinde değil. 

Çünkü İstinaf ve Yargıtay, Erdoğan’ın tek bir işaretiyle yerel mahkemenin hapis ve siyasi yasak kararını her an onaylayabilir. Ki, Altılı Masa’da Ekrem İmamoğlu’nun aday gösterilmesini isteyen tek isim Meral Akşener. Kılıçdaroğlu dün akşam ve bugün yaptığı açıklamalarla İmamoğlu’nun belediye başkanı olarak kalacağını açıkça deklare etmiş oldu. Kılıçdaroğlu da cumhurbaşkanı adayı olmayı her zamankinden daha fazla istiyor. 

Akşener’in Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş isminde diretmesi ancak ve ancak Altılı Masa’da çatlak oluşmasına yol açar. O da Erdoğan’ın işine gelir tabi.

Uluslararası camiadan gelen tepkiler ve Erdoğan’ın totaliter bir lider olduğunun netleşmesi gibi durumlar da var elbet. Ama bunların hiçbiri Erdoğan’ın umurunda değil. Adımlarını sadece tek hamle sonrasını düşünen satranç oyuncusu gibi atıyor. Bugünü, yani önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kurtarsın, diğer meseleleri o zaman düşünür.

Taktik hamlelerle adım adım hedefine yürüyor.

Muhalefetin ise mağduriyetlerden veya ülkenin çökmüşlüğünden medet ummak yerine, bir an önce ülkenin sorunlarını çözebilecek bir vizyona ve kararlılığa sahip olduğuna halkı ikna etmesi gerekiyor. Değilse, Erdoğan muhalefetin tüm belediyelerine çöküp milletvekillerini  de tutuklatsa, maalesef tablo değişmez.

15 Aralık 2022 14:48
DİĞER HABERLER