Erdoğan'a acil 40 milyar dolar lazım...

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde ilk cumhurbaşkanı olarak seçilen Recep Tayyip Erdoğan hal-i hazırda bin küsur odalı Saray’da aynı unvanla bulunduğuna göre icraat için yemin merasimini beklemesine lüzum yok.
SEMİH ARDIÇ- TR724.COM

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde ilk cumhurbaşkanı olarak seçilen Recep Tayyip Erdoğan hal-i hazırda bin küsur odalı Saray’da aynı unvanla bulunduğuna göre icraat için yemin merasimini beklemesine lüzum yok.
 
Zaten kendisi İstanbul’da Huber Köşkü’nde kabinede vazife vereceği isimleri tespit etmek üzere iki gündür toplantı üstüne toplantı yapıyor.

BAKANLIK SAYISI 21’DEN 14’E İNECEK

Bakan sayısını azaltarak kendi ağırlığını hissettirecek. Uçan kuştan haberi olacak. Başbakan yardımcılıkları haricinde 21 olan icracı bakanlık sayısı 14’e inecek.

Mesela Kalkınma Bakanlığı ile Bilim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı çatısı altında yeniden teşkilatlandırılacak. Gıda Tarım ve Hayvancılık ile Orman bakanlıkları Tarım ve Orman Bakanlığı’na dönüştürülecek.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 16 senelik devr-i iktidarında kâh artan kâh azalan bakanlık sayısında Erdoğan’ın nihai kararı 14 oldu. Bir ara bakan yardımcıları tayin etti. Bakan yardımcılıkları, memlekete makam arabası ve protokol masrafı çıkarmaktan başka bir işe yaramadı.

BAKANLARIN KİM OLDUĞUNUN HÜKMÜ YOK

Bakanların kimler olduğunun yeni sistemde hükmü yok. Her iş Erdoğan’ın onayına tabi olacak. Selef bakanlar, haleflerine devir-teslim merasimi yapacak o kadar.

Hatta parlamenter sisteminin son başbakanı Binali Yıldırım gibi bazı bakanlar koltuğu devredemeyecek bile. Koltuk ellerinde kaldı.

Taşra teşkilat yapılanması, teamülleri, icapları ve birbirinden farklı mevzuatı olan bakanlıkları akşamdan sabaha birleştirmek kâğıt üzerindeki kadar kolay değil.

Demokrasi ve hukuk devletinde Erdoğan’ın çizdiği hudutlara rıza göstermek mecburiyetinde kalan halk, devlet mekanizmasında değişim sancılarından da bîtap düşecek.

Kiradaki hane sakinleri bir evden ötekine taşındığında bile haftalarca düzen tutturamıyor ki yeni hükûmet sisteminin oturması üç-beş seneyi bulabilir.

DEMOKRASİ TİRANLIĞA DÖNÜŞEBİLİR

Türkiye’de sadece bugün hayatta olanları değil istikbaldeki nesilleri de birebir alakadar eden bir hususta 50+1’i elde edenlerin borusu ötecek.

Oysa batıda katılımcı ve çoğulcu (çoğunlukçu değil) demokrasi denilince hiç de böyle bir dayatmaya icazet çıkarılmıyor.

Misali ABD’den vereyim.

Erdoğan’ın, “Orada varsa bizde niye yok!” diye bugüne kadar verdiği başkanlık mücadelesinde hüccet saydığı ABD’nin Kurucu Babaları, milletvekillerinden teşekkül eden kongrenin (Temsilciler Meclisi) çok hızlı kanun hazırlaması ve onaylaması fikrinden tedirgin olduklarını saklamadı. Tedbiren kongereni yanına senatoyu denge unsuru olarak yerleştirmişlerdi.

Robert A. Caro, “Lyndon Johnsonlı Yıllar’’ isimli kitabında Kurucu Babalar’ın endişesini, “Anayasayı yapanlar, sadece halkın yöneticilerinden değil halkın kendisinden de korkuyorlardı. Tutkuyla harekete geçmiş bir yığın, kurucu babalardan Edmund Randolh’un deyimi ile ‘demokrasiyi türbülansa sokacak her ahmaklık için ideal vasat’ oluştururdu.’’ sözleri ile hülâsa ediyor.

NİHAÎ KARARLARI SADECE ÇOĞUNLUK REYİ İLE VERMEK FELAKET OLUR

ABD’yi kuran kadro ve anayasayı hazırlayan heyetin ekseriyeti iyi eğitimli, entelektüel elitlerdi. Caro’nun ifadesi ile iki temel endişeleri vardı:

1)Devletin karşılaştığı meselelere, tarihi, coğrafyayı ve bütün kesimleri dikkate alan geniş bir perspektiften, insanlığın gelişimi ve safhaları zaviyesinden bakacak insanlar toplumda hiçbir zaman ekseriyet teşkil etmeyecek.

Bu zaviyeden de eşit rey hakkının sonucu olarak sadece çoğunluğun reyi ile nihai kararların verilmesi bir felaket olacaktır.

2)Daha mühimi ise demokrasinin tiranlık da doğurabilme potansiyeli hafife alınamaz.

Philadelphia Anayasa Kurultayı’ndan evvel 10 senelik safahatta 13 kolonide çoğunluğun oyuna dayalı kontrolsüz demokrasi tecrübeleri, ‘çoğunluk tiranlığının’ da kurumsal demokrasiye ciddi bir tehdit oluşturduğu fikrini pekiştirmişti.

AZINLIĞIN HAKLARI ÇOĞUNLUĞA FEDA EDİLEMEZ

Nihaî tahlilde demokrasi oy çoğunluğunun yönlendirdiği bir sistemdir. Böyle bir sistemde teftiş ve denge mekanizması işlemezse günümüz Türkiyesinde olduğu gibi içtimaî iklim de müsait hale geldiğinde demokrasi bir çoğunluk tiranlığına dönüşebilir. Azınlıkta kalanların hukuku zedelenebilir.

Türkiye yeni döneme başlarken “çoğunluğun iradesine karşı gerekli bariyerler” denilen yasama, yargı, medya ve sivil toplum kuruluşları (STK) gibi en temel denetim ve denge mekanizmalarından mahrum kalmıştır.

ABD yasama erkinin tek bir meclisten değil iki meclisten teşekkülünde ısrar ederken Türkiye ağır aksak da olsa işleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) “etkisiz eleman” derekesine düşürdü.

DEVLET HATA YAPTIĞINDA HERKES ACI ÇEKER

İnsan nimetin kadrini o nimetten mahrum kaldığında idrak eder. Fert hatalı kararının bedelini yine kendisi öder.

Devletlerde ise sebep-netice münasebeti çok farklıdır. Devlet hata yaptığında bedelini herkes ödüyor, derecesi farklı olmakla beraber herkes acı çekiyor.

Sadece talim ve terbiye (tedrisat) siyasetinde son 16 senede okul çağındaki nesillerin maruz kaldığı yap-bozların faturasını Türkiye nitelikli beşeri sermayeden mahrum kalarak ödüyor.

“Artık çoğunluğun desteğini aldım.” diyen Erdoğan bütün bir devleti gönlünden geçtiği gibi tanzim ederken her değişiklik 81 milyonun hayatına tesir edecek.

ÇOĞULCU DEMOKRASİNİN ÜZERİNE BETON DÖKÜLDÜ

Tabelada demokrasi yazınca veya 4-5 senede bir sandık kurulunca kamil mânâda demokratik bir devlet olunmadığını anlamak için Suriye ve Kuzey Kore gibi diktatörlüklere bakmak kâfiydi.

Hüsnü misal olarak ABD ve Avrupa tecrübelerinden istifade edilebilirdi. Halkın da liderlerin de felakete sürüklendiği tiranlık için “Bir de biz deneyelim.” demenin makuliyeti var mı?

Erdoğan bildiğini okudu. Halkın yüzde 52’si de bedava çay-kek ikramından mahrum kalmaktansa çoğulcu demokrasinin üzerine beton dökmeyi tercih etti.

Siyaset bilimininin iktisatın ya da sosyolojinin tarif ettiği çerçevenin hal-i hazırda kıymet-i harbiyesi yok.

Seçim geride kaldığına göre şimdi vaatleri tutma zamanı. Erdoğan’ın en çarpıcı vaatlerinden ikisini hatırlatayım…

ÖĞRETMEN VE POLİSLERE 3.600 EK GÖSTERGE

Öğretmen, polis ve bazı memurlara 3.600 ek gösterge verilecek. Toplam 2,7 milyon memur arasında eğitim, emniyet, din ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında olanların oranı yaklaşık yüzde 60 civarında.

3.600 ek gösterge maaşlarda yüzde 20 artış sağlıyor. Ortalama maaşların da 3 bin lira olduğu düşünülecek olursa söz konusu 3.600 ek göstergenin senelik maliyeti 10-11 milyar lirayı bulacak.

Kurban bayramında da 12,3 milyon emekliye ikramiye verilecek. Bunun için de 12,3 milyar TL lazım. Engelli maaş zammı, çay ve kekin bedava ikram edileceği kıraathanelerin masrafaları derken Erdoğan’ın acilen 40 milyar TL bulması lazım.

Diğer altyapı ve savunma sanayii projeleri için ihtiyaç duyulacak 10 milyarlarca TL buna dahil değil.

KAMU İÇ BORCU 570 MİLYAR TL

2002 sonunda 150 milyar lira olan kamu iç borcunun 31 Mayıs itibarıyla 557 milyar TL’ye tırmanmasının Erdoğan’ı bu vaatlerinden geri döndürmeyeceğini bizzat rakamlar söylüyor.

Kamu, şirketler ve bankaların yekûnu 460 milyar doları bulan dış borcunun bile Erdoğan’ın hesap makinesinde hükmü yok. Nasıl olsa seçmen borç vs verilerine bakarak Erdoğan’ı iktidardan düşürecek kadar sandıktan el çekmiyor.

Erdoğan 31 Mart 2019 belediye seçimine kadar idare edecek kadar sıcak para bulabilirse ötesi kolay.

Dolayısıyla yeni bakanlar kurulu iş başı yaptığında ekonomi bakanlarına evvela, “Para bulun.” talimatını verecektir. O arada Merkez Bankası karşılıksız para basmaya devam edecektir ki Ramazan bayramı ikramiyelerinin nasıl verildiği ortaya çıkmasın.

Çoğunluk tiranlığında para, liderin elinin kiridir.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) aylık açlık hududunu haziranda 1.714 lira olarak ilan etmişse, buna mukabil asgarî ücret 1.604 TL’de kalmışsa çay ve kek yesin vatandaş!
27 Haziran 2018 14:40
DİĞER HABERLER