Eski AB Bakanı Konca: Kayyumla yönetilen yerler sahiplerine iade edilecek mi?

Eski Avrupa Birliği (AB) Bakanı, 25. Dönem HDP Kocaeli Milletvekili Ali Haydar Konca, seçimden sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun kucaklayıcı mesajlar verdiğini ancak buna dair endişelerinin olduğunu söyledi. Konca, "Demokrasi sınırları genişleyecek mi? İnsanlar fikirlerini rahat yazabilecek mi? Gazeteler diledikleri şekilde demokratik ortamda eleştiri yapabilecek mi? El konan televizyonlar, el konan basın yayın organları, kayyumla yönetilen yerler sahiplerine iade edilecek mi? Basına yönelik baskılar bu şekilde devam ederse, kimi kucaklayacak, nasıl kucaklayacak?" dedi.

"ŞİDDET, KORKU, PANİK OYLARI DEĞİŞTİRDİ"

Konca, 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirdi. Seçimin zorlama olduğunu belirten Konca, şunları kaydetti: "Sadece halkın oyunu beğenmediği için seçim yapıldı. Şiddet sarmalı yükseldi ve insanların korku, panik içerisine girmeleri, iradelerine hükmedilmesi oluşturuldu. Dolaysıyla kendilerinin istediği sonucu elde ettiler. Demek ki insanlarımız kendi iradelerini, baskıyla, zorla, şiddet sarmalı ortamında değiştirebiliyor. Kendi siyasi görüşlerine, iradelerine sahip çıkamayabiliyorlar. Bu seçimdeki iradenin yansımasının tercümesi bana göre budur. Böylesi bir oluşumun Türkiye'ye yarar getireceği düşüncesinde değilim. Özellikle basın susturularak, muhalif basının sesi kısılarak oluşturulan bu ortamda, halka yönelik baskılarla, şiddetle, halkın sindirilmesi kimseye yarar getirmez.

SEÇİMDEN SONRA HEMEN GÖZALTILAR BAŞLADI

Ben şahsen, politikalar böyle devam ederse, uzun vadede ülke yönetme olanaklarının çok olabileceğini düşünmüyorum. Ki devam edeceğine dair işaretler de vardır. Hemen seçimden sonra gözaltına almalar başladı. Anlaşılan odur ki halkın iradesine hükmetme yolunun şiddet, baskı, yasak olduğu yolundaki tespitlerini bu siyasi iktidar sürdürecektir. Dolayısıyla buna karşın direnen insanların, demokrasiyi, özgürlüğü, barışı isteyen insanların daha örgütlü biçimde bu sisteme karşı mücadele etmesi gerektiğine ilişkin ihtiyaç mevcuttur. Tek başına iktidarın bu gergin ortamı gidereceği ve ülkede demokrasi kanalları açacağı düşüncesi ve inancında değilim ben. Daha da giderek katmerleşen bir baskı dönemi sürecine doğru gittiğimizi düşünüyorum. Bu da Türkiye'nin hayrına değildir. Şu anlaşılıyor ki siyasi iktidar bir diktatörlüğe ve otoriterleşmeye doğru hızla kayıyorlar."

"5 AYDA 9 PUANI NASIL İZAH EDİLEBİLİR?"

"5 aydı halkın iradesinin bu kadar saptırılması hangi şekilde mümkündür?" diyen Konca, şunları aktardı: "Bunun sosyolojik izahını nasıl yapabilirsiniz. 9 puan kaybetmiş AKP 9 puanı bütün bölgelerden geri aldı. Bunun anlamı şudur. Korkuyla, bıktırma ile yıldırma ile insanlarına iradesine hükmetmektir. Başka bir şekli yoktur. Seçim hilesi, seçimde yapılan yanlış uygulamalar onlar falan olmuş olsa bile bu kadar halk idaresinin saptırılmış olmasının korku, yılgınlık, baskı sonucunda oluşmuş olduğunu açık bir şekilde görmek gerekiyor. Bunun gerçekten bu ülkeye yarar getirmeceğini tespit etmek gerekiyor. Kimsenin de böyle susturulmasının uzun süre mümkün olmadığını görmek gerekiyor. Onun için de susmayıp mücadele devam etmek gerekiyor."

"BALKON KONUŞMALARI BALKONDA KALIYOR"

Başbakan Davutoğlu'nun balkon konuşmasına değinen Konca, "Balkon konuşmaları yerine getirilse, İzmir'de, Ankara'da, İstanbul'da gözaltılar olmazdı. Anlaşılıyor ki o balkon konuşmaları hep balkonda kalıyor. Geçmiş balkon konuşmalarını da biliyoruz. Kucaklama şudur: Türkiye'de biz demokrasinin o sınırlarını genişletecek miyiz? Örgütlenme sınırlarını genişleyecek mi? İnsanlar toplantı, gösteri yürüyüşlerini rahat yapabilecek mi? Düşündüklerini fikirlerini rahat yazabilecek mi? Gazeteler diledikleri şekilde demokratik ortamda eleştiri yapabilecek mi? Bütün bunlar, el konan televizyonlar, el konan basın yayın organları, kayyumla yönetilen yerler, sahiplerin iade edilecek mi? Basına yönelik baskılar bu şekilde devam ederse, kim kucaklayacak, nasıl kucaklayacak bütün toplumu. Böyle bir şey olabilir mi? Ayrıca yargının bağımsız olması, yargıcın güvencede olması sistemi olmadığı sürece söylenen her söz boş sözdür. O kucaklama işi hiçbir zaman inandırıcı olmadı, bundan sonrada inandırıcı olmayacaktır. Her şey çok net biçimde söyleyeyim. Halkın, kanunların, toplumsal muhalefet dinamiklerinin birlikte mücadelesiyle düzelebilir. Onun dışındaki hal bu ortamda keyfi uygulamaların, hukuk dışı baskılamaların artacağı bir dönemi gösteriyor." ifadelerini kullandı.

"VEKİLLİĞİ KAYBETTİĞİME ÜZÜLDÜM"

Konca, vekilliği kaybettiğine üzüldüğüne vurgu yaparak, şöyle devam etti: "Üzüldüm. Üzülmedim dersem yalan olur. Bireysel anlamda kazanamamaktan dolayı üzüldüm. Ondan öte toplumsal anlamda kazanamamaktan dolayı üzüldüm. Yani ortaklaşma hali iradesi, 7 Haziran seçimleri sonrası anlaşılıyor ki o irade saptırılmıştır, o irade yok olmuştur. Yerine baskıyla, şiddetle, korkuyla yılgınlıkla, halkın iradesi saptırılarak tek partinin iktidarı sağlanmıştır. Oysa Türkiye şu ortamda bir ortaklaşmaya, bir koalisyona ihtiyacı vardır. Yani bu derin bunalımı, gerginliği ortadan kaldıracak, asgari müşterek ortaklarda birleşecek, bir demokratik ortamı oluşturmaya ihtiyaç vardı. O gerçekleşmedi. En fazla üzüldüğüm hal budur. Bu durum baskının artması sonucunu doğuracak gibi gösteriyor."

"ŞİDDET SARMALI BÖLÜMÜ KAPATILMIŞ OLABİLİR"

7 Haziran ile 1 Kasım arasında yaşanan şiddet olaylarının yaşanmayacağını düşündüğünü kaydeden Konca, şunları kaydetti: "Sayın Başbakan, Ankara katliamından sonra 'bizim oyumuz arttı' demişti. Kamuoyu yoklamalarında. Anlaşılıyor ki o şiddet sarmalı, o ölümler, benim yorumladığım gibi halkın iradesini, seçmenin iradesini, baskılamış değiştirmiş. Şu anda bir seçim kazanıldığına göre ben çok fazla öyle öldürme bağlamlı şiddete ihtiyaç duyulabileceğini zannetmiyorum. Ama baskı sadece öldürmeyle olmuyor ki. Bu iradeyi saptırmaya yönelik hareketlerdi. Suruç'tan başlayıp Ankara'ya kadar gelen süreç, bir bütün olarak algıyı yönetme, insanların iradesini yönlendirmeye yönelik bir zemin oluşturmuştu. Ona bu kez gerek duyulmayabilir. Bu defa, sesleri kesmeye gerek duyulur. Konuştuğunuz an müdahale edilir. Örgütlendiğiniz an örgütünüz dağıtılır. Dolaysıyla basın yayın organlarına, televizyonlara, demokratik kitle örgütlerinin çalışmalarına, meslek odalarının eylemlerine yönelik... Belki genelde şöyle söylemek daha doğrudur. Toplumsal muhalefet dinamiklerinin hareketleneceği her yerde biz baskı göreceğiz. Uygulama öyle olacaktır. Ya da muhalif basın yayın organlarının muhalefet ettiği her yerde onlar baskı göreceklerdir, kapatılacak. Ya da fiili yapanlar gözaltına alınacaktır, tutuklanacaktır. O şiddet sarmalının ölüm haliyle devam edeceğini ben zannetmiyorum. Çünkü ölümlerin şu saat itibariyle hükümete yarar getirmeyeceğini düşünüyorum. Bu nedenle o bölüm kapatılmış olabilir diye düşünüyorum." CİHAN
03 Kasım 2015 12:39
DİĞER HABERLER