[Faruk Mercan] Fethullah Gülen Hocafendi'yi ziyaretten izlenimler

Samanyoluhaber.com yazarı Faruk Mercan , Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yaptığı ziyaretten bazı izlenimleri okuyucuları ile paylaştı

FARUK MERCAN 


Bu yazıda, cuma günü Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yaptığım ziyaretten bazı izlenimler paylaşacağım. Burası bereketli bir mekân… Her ziyaret insanın zihninde yeni açılımlara vesile oluyor. Cuma Namazı’ndan önce, çok kıymetli bir ziyaretçi grubuna dahil oldum. Yakından tanıdığım ve Avrupa ülkelerine yaptığı seyahatten yeni dönmüş kıymetli bir profesöre izlenimlerini sordum. Şu cevabı verdi: “İnsanımız toparlanmış durumda ve şimdi gençlerimize nasıl sahip çıkacağız, onları nasıl koruyacağız diyorlar.”

Daha önceki bir yazıda bu yeni döneme, “Hizmet Hareketi’nin üçüncü evresi” adını vermiştim. Hemen her ülkeye yeni gelen muhacirler için olduğu gibi, daha önce buralara gelmiş Hizmet insanları için de yeni bir dönem bu… Öğrendim ki Finlandiya’da, Helsinki Üniversitesi’nde bu büyük göç sonrası Hizmet Hareketi’nin mevcut durumu ile alakalı bir akademik çalışma yapılıyor. Benzer bir akademik çalışma Almanya’da tamamlanmış durumda… Başka çalışmalara dayanan verilere de sahibiz ve şunu söyleyebiliriz. Evet, insanımız bulunduğu ülkelerde bir entegrasyon sureci yaşıyor, ama teyakkuz halini gerektiren durumlar da mevcut…

Birçok ülkede, buralarda doğmuş gençlerin çok güzel hizmet hikâyelerine şahit oluyoruz. 1990’li yıllardan itibaren dünyanın dört bir tarafına götürülen hizmetlerin meyveleri bunlar… Mesela Fransa’daki gençlerin ürettikleri programları Youtube’tan izlemenizi tavsiye ederim. Çok kabiliyetli, istikbalin büyük sesleri olmaya namzetler… Bir de bunlara yeni süreçte katılan gençler var. Türkiye’den büyük bir travma ile ayrıldılar. Bazıları bu gencecik yaşta işkencelere maruz kaldı, hapislere girdi. Aileler parçalandı, bazılarının anneleri, babaları hapislere girdi. Hâlâ hapiste olanlar var.

Yeni dönemin yeni nesli

Gördüm ki bu nesli rehabilite etmek ve onlara sahip çıkmak, en önemli gündem maddelerinden biri… Bir “kopuşa” izin vermeden, Hizmet Hareketi’nin mesajını bu gençlere bütün cazibesi ile sunmanın gayreti var. Cazibe kelimesini bilerek kullanıyorum. Çünkü genç insanlara sunulan mesajın muhtevası kadar tarzı da büyük önem kazanıyor.

Ben Hizmet Hareketi ile 17 yaşında, üniversite birinci sınıfta tanıştım. Hizmet’in hem mesajı çok cazipti, hem de ortam ve şartlar o mesajı doğru algılamamıza çok müsaitti. Tabiri caiz ise bir cazibe merkezinin içinde koruma altında idik. Bütün yapmamız gereken, bize sunulan berrak mesajları almak ve ruhumuza maletmekti. Kitap okuma kamplarında sıkıldığımızı hatırlamıyorum. Çünkü, sıkılmamıza mani olacak tedbirler de alınıyordu. Bu programlarda ayrıntılar, ortamlar, hareket tarzları itici değildi, gerçekten cazipti.


Bu dönemin şartları bambaşka… Ve bu dönem en büyük hasara çocuklar, gençler ve kadınlar maruz kaldı. Ruhen tedaviye muhtaç, rehabilite sureci yaşamış, bazısı hâlâ bu süreçleri anlatamamış genç dimağlardan bahsediyoruz. Bu yönüyle mesuliyetimiz ve vazifemiz daha ağır… Hele bir de bu dimağların bizim kuşağımız gibi bir “koruma”dan mahrum oluşlarını ve her gün yayılan kirli mesajlara maruz kaldıklarını düşünün… Evet hasar ne kadar büyükse, hareket tarzları da o kadar hassasiyet gerektiriyor. İnanıyorum ki, global dünyada Hizmet Hareketi’nin otuz yıldan fazla bir zamandır oluşturduğu birikim ve tecrübe, bu yöntemleri, tarzları üretebilir. Mesaj taze ve hâlâ cazip; ama gençlerin algı ufkuna ve ruh seviyelerine hitap edebilmemiz lazım…

Diğer taraftan cuma günü çok güzel Hizmet hikâyeleri öğrendim. Bir büyük ülkede, bir Hizmet kurumu, “barış elcileri” program başlatmış durumda ve mezunlara sertifika veriyor. eğitim seviyesi çok yüksek bir ülkedeki eğitim kurumu, öylesine cazip hale gelmiş ki binlerce öğrenci başvurunca ancak noter marifeti ile 200 öğrenci seçilebiliyor. Bir başka büyük ülkede yapılan matematik yarışmalarına bugüne kadar 3 milyon öğrenci katılmış. Bir büyük coğrafyada, 650 bin çiftçiye organik tarım eğitimi verilmesi projesinde Hizmet kurumları da yeralıyor. Bunlar sadece bu kısa zaman dilimi içinde öğrendiklerim…

Cuma hutbesinin konusu “nifak”tı. Her dönemin en şedid meselesi olan münafıklar ve verdikleri hasarlar… Akşam, Hocaefendi ile görüşme imkânı elde ettiğimizde, Hocaefendi’ye yeni bazı hizmet alanları soruldu. Şu cevabı verdi: “Usulüne göre, üslupta hata etmeden her yerde hizmet edilebilir .” Hemen her zaman “usül” ve “üslup” meselesine vurgu yapması ne kadar düşündürücü…

Sonra Hocaeefendi’nin şu cümlelerini not almışım: “Cebr-i hicret oldu, onun sevabı Allah’ın takdirine kalmış… Elhamdülillah arkadaşlarımız dipdiri, yapacaklarını yapıyorlar. Yeni projeler takip ediyorlar. Bize çok ihtiyaç yok… Ne olmuşsa Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle olmuş, ne olacaksa yine Onun inayeti ile olacaktır. Bir sarsıntı yaşadık, fakat murad-ı ilahi nedir, nereye gidiyoruz? Bu cebr-i hicret hepimizi tohumlar gibi saldı, saçtı. Arkadaşlarımız eskiden de gidiyorlardı, şimdi cebri oldu. Deste deste Allah lütfetti, oldu. İhlas ve samimiyette kararlı olmak lazım. Cenab-ı Hakk yeniden neler lütfedecek, kestiremeyiz.”

Bu süreçte Hocaefendi’yi hep böyle gördüm… En küçük bir hizmet meselesinin bile Hocaefendi’ye nasıl inşirah verdiğine şahit oldum. Ve her zaman olduğu gibi, bu mekândan şu mesajla ayrılıyor insan: Elimizden ne geliyorsa, aheste revlik etmeden yerine getirip, tevekkül ve teslimiyetle hizmet yolunun yolcularıyla omuz omuza yürümeye devam… İnşallah çok yakın zamanda yeni neslin nice göz yaşartıcı ve inşirah verici muvaffakiyetlerine, hizmet hareketini temsil hikâyelerine şahit olacağız. Binlere tekabül eden hizmetlere vesile olan Enes Kanter gibi….

21 Haziran 2022 15:10
DİĞER HABERLER