Gazeteci ve polisler esir

El Kaide terör örgütü bağlantılı olduğu ileri sürülen Tahşiye grubuna yönelik soruşturmadagörev aldığı için tutuklanan polisler ile gazetecilerin yargılandığı dava, 6 ayrı istihbarat raporu ve müştekilerin itiraf gibi açıklamalarıyla çöktü. Ancak resmi rapor ve yeni delillere rağmen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesix 10 tutuklu sanığı tahliye etmiyor.
14 Aralık 2014’teki operasyonda Samanyolu Yayın Grubu Hidayet Karaca ve Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve çok sayıda emniyet mensubu Tahşiye grubuna kumpas kurmakla suçlanarak gözaltına alındı. Hidayet Karaca ile 4 emniyet mensubu tutuklandı. Daha sonra tutuklu sayısı 10’a çıktı. Savcı Hasan Yılmaz tarafından hazırlanan iddianamede, Tahşiye ifadesinin ilk kez 6 Nisan 2009’da Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbetinde geçtiği iddia edildi. 

Savcıya göre Gülen, söz konusu grubu sohbetinde hedef göstermiş, ardından Samanyolu televizyonunda yayınlanan dizide gündeme getirilmiş ve sonra operasyon düzenlenmişti. Ancak, açılan dava dosyasına değişik tarihlerde giren belge ve ifadeler bu iddianın gerçek dışı olduğunu ortaya çıkardı. Tahşiyeciler hakkında takibatın istihbarat birimleri tarafından Gülen’in sohbetinden en az 2 yıl önce başladığı belirlendi. Davadaki müştekiler birbiriyle çelişen ifadeler kullandı. Ancak bütün bunlara rağmen 10 tutukla sanık tahliye edilmiyor. Tahşiye operasyonlarının televizyon dizisiyle değil istihbarat raporlarıyla başladığını gösteren raporlar şöyle:

‘Doğan’a göre Ladin, Mehdi’nin komutanı’

1) MİT’ten 5 Mart 2009 tarihinde Genelkurmay’a gönderilen rapor: 22 Aralık 2015’te başlayan davanın ilk hafta devam eden duruşmalarında mahkemeye MİT ve Genelkurmay’dan ardarda 2 yazı geldi. MİT, Tahşiye grubuna yönelik istihbari çalışma yaptığını kabul etti. Mahkemeye gönderilen cevapta, Mehmet Doğan’ın yazılarında ‘Şuayip Bin Salih olarak adlandırdığı Usame Bin Ladin’i ‘Mehdi’nin komutanı’ olarak gösterdiği, El Kaide’yi de ‘Mehdi’nin askerleri’ olarak anlattığı belirtiliyordu.

‘El Kaide ile ilgili fikirlerini gizliyorlar’

2) Genelkurmay’dan,13 Mart 2009’da kuvvet komutanlıkları ve jandarmaya gönderilen rapor: Genelkurmay’dan mahkemeye gelen yazıda MİT’in 5 Mart 2009 tarihli 6 sayfalık Tahşiye raporuna yer verildi. Genelkurmay, MİT’ten gelen raporu esas alarak hazırladığı yazıyı Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı’na dağıtımı yapılmıştı. Yazıda, tüm istihbarat birimleri grubun faaliyetlerine karşı duyarlı olunması için uyarılıyordu. MİT’in hazırladığı Tahşiye raporda Mehmet Doğan’ın El Kaide’yi desteklemeyen kişileri ‘münafık’ olarak gördüğü, grubun Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni ‘Kafir’ olarak nitelediği tespitleri yer alıyor. Grubun TSK içinde de yapılanmaya çalıştığı belirtilen raporda, Mehmet Doğan’ın El Kaide ile ilgili düşüncelerini her yerde açıkça ifade etmemeye özen gösterdiği kaydediliyordu.

Türkiye, Dar’ül harp

3) Emniyet İstihbaratı tarafından 3 Aralık 2008 tarihinde hazırlanan rapor: Davaya delil gösterilen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sohbetinden 4 ay öncesine ait raporda grubun birçok ilde faaliyet yürüttüğü, yaklaşık 5 bin civarında üyesi olduğu anlatılıyor. Grubun El Kaide bağlantılı olduğu belirtilerek grup mensuplarının Türkiye’nin Dar’ül Harp olduğu düşüncesini taşıdığı ifade ediliyor.

Türkiye’yi ‘kafir’ olarak görüyor

4) 19 Aralık 2008 tarihinde Erzincan Emniyet İstihbaratı tarafından hazırlanarak 37 ilin istihbarat birimlerine gönderilen rapor: Bu raporda da grubun Türkiye’yi ‘kafir’ olarak gördüğü, Türkiye’nin de ‘İslam Ordusu El Kaide’nin vereceği savaşla kurtarılacağına inanıldığı vurgulanıyor. Grubun kendileri dışındaki Nurcu grupları münafıkların başında geldiğini düşündükleri anlatılıyor. Grubun El Kaide bağlantısına dikkat çekilerek gerekli tedbirlerin alınması için uyarılar yapılıyor.

Şanlıurfa’da da izlenmişler

5) Jandarma İstihbaratı tarafından 1 Şubat 2008 tarihinde hazırlanan rapor: Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine gönderilen yazıda, grubun tutuklu polislerden 2 yıl önce jandarma tarafından takip edildiğin ortaya koydu. 11 Şubat 2008 tarihli ‘Kılıç-01 faaliyeti’ isimli raporla Şanlıurfa’da Mehmet Doğan ile irtibatlı kişiler takip edilerek haklarında istihbarat çalışması yürütüldüğü belirtiliyor. Raporda grubun El Kaide bağlantılı olabileceği belirtilerek, yapılan istihbarat çalışmasının operasyona dönüşebileceği ifade ediliyor. Grubun daha radikal bir hale dönüşme potansiyeli taşıdığı belirtilerek takip edilmesinin faydalı olacağı anlatılıyor.

Tüm partiler ABD uşağı!

6) Muş emniyet istihbarat birimlerinin 21 Ağustos 2007 tarihinde hazırladığı rapor: Mehmet Doğan’ın ikamet ettiği Muş Emniyet İstihbaratı da Tahşiye grubunu takip ederek topladığı bilgileri istihbarat daire başkanlığına ‘irticai örgütler’ konu başlığı ile göndermiş. 21 Ağustos 2007’de tarihli raporda Ç.A. isimli şahısla mülakat yapıldığı anlatılarak, grup içerisindeki ‘Apo’ kod adlı Mehmet Nuri Ataç’ın cihat bölgelerine gitmeye çalıştığını vurgulanıyor. Raporun değerlendirme bölümünde şu ifadeler yer alıyor: “Molla Mehmet Doğan’ın hiç bir siyasi partiye inanmadığı bunların hepsinin Amerikan uşağı oldukları ve dine zarar verdikleri, Cihat bölgelerine gidip mücadele etmektense Türkiye sınırları içerisinde cihat etmenin daha doğru olduğunu söylediği…”

06 Haziran 2016 08:18
DİĞER HABERLER