Göç, Hicret, Gurbet ve Mukimlik

Her çağın Musaları devrinin zalim hükümdarlarına meydan okumuşlardır. Er ya da geç zalimlerin sultasına ve avanelerine galip gelenler, o bir avuç cesur yürekli azınlıklar olmuştur.
M.ERTUĞRUL İNCEKUL

Bu yazıyı Respect Graduate School bünyesinde 30 Nisan 2023 Cuma günü düzenlenecek olan R&H Araştırmaları Merkezi Göç Divanı toplantısına zihinsel anlamda kapı aralaması temennisiyle yazıyorum. 

Mülteci, sığınmacı, muhacir, sürgün, göçmen gibi kavramlarla tanımlanmaya çalışılan göç kelimesi, kavram kargaşası yaşanan bir olgu. 21. Yüzyılda küresel göç eğilimleri artmıştır. Uluslararası UN Göç Organizasyonu OIM 2020 raporuna göre dünyada 281 milyon mülteci bulunuyor, bu dünya nüfusunun % 3,6 sına tekabül ediyor. 164 milyon da işçi göçmen var.

Göç, Müslümanın hicretidir. Hicret ise Müslümanın gurbetidir. Gurbet ise yeni vatanı ve hizmet mahallidir. Hicret ile gidilen yerler sevilir ve mekan anlam kazanır. Sıradan bir sürgün değildir göç. Sürgünde isteksizce bir yerlere gitme mecburiyeti vardır, hicret ise gönüllü göçtür, bazen iradi sürgündür.

Mü’min için yeryüzündeki her ülke Kudreti Sonsuz olanın toprağıdır. Vatan; davan için bulunduğun yeryüzüdür. Hz. Adem için belki de cennetine kavuşacağı bir sürgündür. Yeryüzü vatan edinilmeden cennete varmak mümkün mü? “Allah'ın arzı size hicret edecek kadar geniş değil miydi? Siz de orada hicret etseydiniz ya?" (4:97).

Bir de zalimin zulmünden kaçanların trajedisi vardır ki, hikaye Hz Musa ile başlar; “Rabbim beni zalimler topluluğundan koru" (28:21)

Her çağın Musaları devrinin zalim hükümdarlarına meydan okumuşlardır. Er ya da geç zalimlerin sultasına ve avanelerine galip gelenler, o bir avuç cesur yürekli azınlıklar olmuştur. 

Taif, Habeşistan, Medine hicret tarihinin ilk sığınakları ve ana kucağı gibi sığınılan mekanları. Genellikle acizlikle, çaresizlikle sığınılan mekanlarda büyük bir genişlik, bolluk, bereket bulur insanlar niyetlerinin duruluğuna göre…

Göç edilen ülkelere entegrasyon ise bizim hikayemizde Medine ile başlar. Ensar muhacir ile birlikte yaşama kültürü, sivil angajmanı ile kendini gösterir. Kur’an, “Düşman olduğunuzu hatırlayın. Allah kalplerinizi birleştirdi ve O'nun lütfuyla kardeş oldunuz” (3:103) diyor.

Göç, bir anlamda sığınma, şefkate iltica, yardımlaşma evrensel şemsiyesi altına girme anlamlarını da içerir. İnsan oldukça göç bitmeyecektir. Gidilen coğrafyalar, güvenli limanlar değişse de göç insanın yazgısıdır. Gidilen ülkenin kültürü, çevre şartları ve zorlukları, havası, suyu, insanı hep muhacirler için aşılması ve alışılması gerekli hatta sevilmesi zorunlu Akabe’lerdir. 

- Göçmenler, muhacirler için şu hususlar yeniden yoruma muhtaç olsa gerek; Muhacirin hakları nelerdir? 
- Mülteci krizleri neden yaşanıyor? İslam’ın bu krizlere çözümü günümüzde nedir? 
- Müslüman göç ettiği ülkeye ne verecek, nasıl faydalı olacak? 
- Artan ırkçı söylemlere karşı nasıl bir dalgakıran olacak ve bulunduğu ülkeye ne katma değer sunacak?
- Kendine sahip çıkan toplum ve ülkelere kendi olarak muhacir nasıl bir teşekkürde ve mukabelede bulunacak? 
- Ahlaki ve erdemli tavırlarından taviz vermeden, dürüst bir göçmen nasıl önce ayakta duracak, hayatını kazanacak sonra da iş ve istihdam oluşturacak?
- Muhacir kendi olarak ayakta durmak, çocuklarına sahip çıkmak ve hicret keyfiyetine uygun nasıl kendini muhafaza edecektir? 
- Mehlika Sultan’a aşık Batı’ya giden 7 gencin hikayesi örneğinde olduğu gibi olaylara karşı hangi tavrı sergileyecek? Geliş amacını kaybetmeden nasıl yaşayacaktır? 

Sivil angajman ve bulunduğu toplumun bir uzvu gibi kimseyi rahatsız etmeden ama fayda sunarak yaşamak da ayrıca üzerinde durulması gereken ayrı bir husus ve çalışma alanı. Toplumsal planda göçmenlerin meselelerine eğilmek, toplumla sağlıklı ilişki kurmaları için projeler geliştirmek, hem toplumun dokusunu güçlendiriyor, hem de bireyler arası güveni, dolayısıyla barışı ve huzuru güçlendiriyor. 

Duygusal yıpranmışlık, travmalar ve benzeri problemler ise uzman desteği ile ele alınacak ama mutlaka ihmal edilmemesi gereken mukim kalabilmek için entegrasyon adına önemli meseleler. İnsanı konumunda kabul, birlikte yaşama kültürü yeteri kadar işlenmediği için düşünürler, aydınlar sorumludur. Küreselleşme aidiyetleri dürtmüş ve sorunlar ortaya çıkarmıştır. Ortak paydalar üzerinden problemlere çözümler bulunabilir. Batı’nın da Doğu’dan alacağı hikmet ve bilgeliği kabullenmesi gerekir ki aynı masa etrafında küresel çözümler geliştirilebilsin.

Hepimiz çağımızın ve modern kültürün çocuklarıyız. Farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşadığımız bir dünyada mutluluğun ve hakikatin peşindeyiz. Bununla birlikte, çözülmesi gereken problemlerimize çözüm üretecek odak, yine kendimiz olarak karşımıza çıkıyor. Medeniyet kavramının en önemli öğesi yetişmiş insan, en hayati esası hür ve bağımsız bir toplum, en kıymetli sermayesi de zamandır.

11 Nisan 2023 12:16
DİĞER HABERLER