Hasan Cemal: Erdoğan, kendisini düşürmek isteyen güçlerle ittifak hâlinde

Gazeteci-Yazar Hasan Cemal, Erdoğan'ın Ergenekon ve Avrasyacılarla birlikteliğini yazdı.
"Krakow'dan: Bu ittifak nereye kadar devam edebilir?" başlığıyla T24'te yayınladığı yazısında Erdoğan'ın yol arkadaşlarını yazdı. 

T24'te yayınlanan yazıda Hasan Cemal'in dikkat çektiği noktalar şöyle;

Elveda Batı mı diyor Türkiye? Yoksa dedi mi?


 Artık geri dönülmez bir yolda mıyız?
Demokrasi...
Özgürlük...
Hukukun üstünlüğü...
Kadın-erkek eşitliği...
Laiklik...
Unutalım mı hepsini?
Sabah vakti, tarihi meydana bakan küçük kahvede aklıma takılıyor bu sorular.
Canım sıkkın.
Notlar alıyorum.
Asker, askeri vesayet...
Ergenekoncular, Avrasyacılar...
Hepsinin bazı ortak noktaları vardı:        
(1) Demokrasi karşıtlığı...
Avrupa Birliği'ndeki kadar demokrasi Türkiye'yi böler,
İslamcıların değirmenine su taşır, "irtica"yı güçlendirir.
(2) Avrupa Birliği'nde devam edilecekse, tam üye olmadan, Türkiye için bir özel bir model şart koşulmalı.
(3) Özellikle Amerika ve NATO'yla ilişkilere çok dikkat edilmeli, yoksa Türkiye bölünme sürecine girer.
(4) PKK ile, bölücülükle mücadele yalnız Güneydoğu'da değil, Irak ve Suriye'de de yapılmalı.
Bu dört noktada, 2002 yılı sonunda genel seçimleri kazanan Erdoğan ve partisine karşı sert mücadele açılmıştı.
Asker içinde, kökleri 28 Şubat'a uzanan darbe tertipleri tezgâhlanmıştı. Bunlar sadece FETÖ komploları değildi, gerçeğin de bir parçasıydı.
Ümit Kıvanç'ın 1 Mart tarihli P24 yazısında dediği gibi:

Fethullahçılar araya sahte deliller kattı, kimi kendilerine engel görüyorlarsa içine atıp kaynatacakları kazan muamelesi yaptı diye, bir anda “yok hükmünde” sayılan Ergenekon Davası’nın iddianamesinde Orhan Pamuk’a yönelik, tam çakal işi bir suikast girişiminin bütün ayrıntıları vardır.        

Krakov'da sabah sabah oturduğum küçük kahve tarihi meydana bakıyor...

Erdoğan, kendisini düşürmek isteyen güçlerle ittifak hâlinde

Erdoğan AB'den uzaklaşıyor, ABD'den uzaklaşıyor,
NATO'dan uzaklaşıyor; yüzünü Batı’dan Doğu’ya dönüyor

2003, 2004, 2005 yıllarında, Erdoğan hükümetinin Avrupa Birliği'ne asılması, askeri bu çerçevede seçilmiş sivil otoriteye tabi kılıcı demokratikleşme adımları atması ve Kürt sorununda çözüm süreçleri başlatırken, askeri arka plana çekmesi, darbe tezgâhlarını hareketlendirmişti.
O dönemi iyi hatırlıyorum.   
Hem yazılarımda, hem de 2010'da çıkan Türkiye'nin Asker Sorunu kitabımda epeyce yazmıştım.
Askere yakın köşelerde kızıl elma, yeni turan yazılarının çoğaldığı da bir dönemdi
Milli Güvenlik Kurulu'nun asker genel sekreterleri dâhil birçok yerden yüzümüzü Doğu'ya dönelim, Rusya'ya, İran'a, Ortaasya ve Çin'e, Şanghay Beşlisi'ne uzanalım, sesleri yükseliyordu.
ABD, AB, NATO bizi bölecek açıklamaları, hem askerden hem de askerin sivil müttefiklerinden geliyor, Avrasyacılık sahnedeki yerini alıyordu.
Gelin şimdi Erdoğan'ın Allah'ın bir lütfu dediği 15 Temmuz darbe girişimi sonrasına bakın.
Erdoğan AB'den uzaklaşıyor.
ABD'den uzaklaşıyor.
NATO'dan uzaklaşıyor.
Demokrasiyi boşlamış durumda.
Hukuk devletini öyle.
Hapishaneler özgürlük diyenlerle dolu.
Farklı hayat tarzlarına müsamahanın gitgide kaybolduğu bir zaman dilimindeyiz.
Kısacası, Erdoğan yüzünü Batı'dan Doğu'ya dönüyor.
Kızıl Elma artık ağzından düşmüyor Erdoğan'ın.
Gündeminde Kürt sorununa ilişkin çözüm süreçleri yok, silah var. Başbakanını çözüm mözüm yok diye bağırtıyor.
O artık Kuzey Suriye'de savaşıyor.
Sıranın Kuzey Irak'a da geleceğini söylüyor, bazı emekli paşaların alkışlarıyla...

Gelinen nokta çok açık:
Erdoğan bir zamanlar kendisini düşürmek isteyen güçlerle ittifak hâlinde.
Adına ister Ergenekoncu, ister Kızıl Elmacı, ister Avrasyacı deyin, Erdoğan bu güçlerin 1990'lardan beri söylediklerini yapıyor.
Bu güçler değil, Erdoğan onların safına geldi, bir dediklerini iki etmiyor.
Bu ittifak, en başta, yüzü Batı'ya dönük olanları devlet ve toplumdan temizlemeye çalışıyor.

Siyaset kurumundan, yargıdan, idareden, medyadan, akademiyadan, Kürt siyasal hareketinden yüzü Batı'ya, demokrasiye, hukuka, özgürlüğe dönük kim varsa, yok etmek istiyor.

Aynı zamanda, yargı yoluyla Balyoz ve Ergenekon davalarının "intikamı"nı almanın peşinde bu ittifak.

FETÖ’cü, PKK'cı, vatan haini, terör sevici, casus gibi yaftalar ve milliyetçi çığırtkanlıkla her türlü muhalefeti ezmek, sindirmek gündeminin en başında yer alıyor bu Erdoğan-Ergenekon ittifakının...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Akar, Afrin'de süren 'Zeytin Dalı Harekâtı' için Hatay sınırında‘Demokrasi bloku’ hayal mi?

Peki, bu böyle devam edebilir mi? Bunlara karşı yüzü Batı'ya dönük bir demokrasi bloku kurmak bir hayal mi?
İki soru aklıma takılıyor.
Birincisi:
Bu ittifak böyle nereye kadar devam edebilir? Erdoğan'ın anti-laik İslamcılığı, Ergenekoncu-Avrasyacı güçlerle nereye kadar gidebilir?
İkincisi:
Asker artık tümüyle Ergenekoncu-Avrasyacı güçlerin mi elinde?
Asker artık tümüyle laiklikten ve  Batı'dan yüz çevirmiş bir askermi?
Askeri vesayet dönemindeki "demokrasinin ikinci sınıfı"ndan da artık çoktan vazgeçmiş bir asker mi?
Bu soru işaretlerinin çengelinde, Türkiye'nin yakın siyasal geleceğine dair netameli olabilecek konular asılı...        

Karlı bir Krakow sabahında, güzel meydana bakan kahvede kafama neler üşüştü yine.

Doğu Perinçek'in bir makalesinden dolayı belki de, diyor ki:

Türkiye, Atlantik sisteminden kopuyor ve Avrasya’daki bağımsız konumuna yöneliyor. Atlantik sistemi, özellikle 1980 sonrasında millî devletimiz açısından yıkım getirdi. Türkiye, Avrasyalı oldu bile. ABD’nin silahlandırdığı ve desteklediği bölücü terörü ve FETÖ terörünü temizleme olanakları, Batı Asya ve Avrasya dayanışmasında.
En büyük ticaret ortaklarımız sırasıyla Çin, Rusya ve Almanya, yani Avrasya ülkeleri. Enerji güvenliğimiz, Irak, İran, Azerbaycan, Rusya dostluğunda. Avrasya’da konumlanmak,Türkiye için zorunlu ve kaçınılmaz. Artık uygarlık Asya’dan yükseliyor.

Öyle mi?..
Türkiye'de bu mücadelenin öyle kolay biteceğini sanmıyorum.
Doğu elbette olacak.
Türkiye Doğu'yla ilişkilerini hiç kuşkusuz geliştirecek, ihmal etmeyecek Doğu'yu.
Ama Batı'ya sırtını dönmeyecek!
Asıl yeri Batı olacak.
Batı'yı Batı yapan değerleri kaybetmeyecek.
Çünkü, Asya'daki uygarlık demokrasi ve özgürlükten, hukuk ve insan haklarından yoksun.
Bunu anlamak için Putin'in Rusya'sına, Şi Cinping'in Çin'ine ya da Ayetullah Hamaney'in İran'ına bakmak yeterli...
Bugün, evet, Türkiye'de elveda Batı diyenlerin eli daha güçlü gözüküyor. Ve Erdoğan'la birlikte darbelerini derinleştiriyorlar.
Demokrasiydi, hukukun üstünlüğüydü, özgürlük ve insan haklarıydı onlar için anlamsız.
Vurup yıkıp geçiyorlar.
Terörle mücadele derken, kendi terör düzenlerini adım adım kuruyorlar.

“Elveda Batı demek öyle kolay olmayacak”

Daha geçen gün Akit TV'deki programında adamın biri çıkıp şunu söyleyebilecek cesareti kendinde bulabiliyordu:

Sivil öldürecek olsak Cihangir’den başlarız,
Nişantaşı, Etiler… Değil mi?
Yani bir sürü hain var.
Türkiye Büyük Millet Meclisi var. 

Elveda Batı demek öyle kolay değil, kolay olmayacak Türkiye'de  

Murat Belge'nin T24'teki tespiti çok yerinde:

Bu ülkede siyaset hiçbir zaman “ılımlı” olmadı. Gerilimsiz yürümedi. Ama şimdiye kadar, “Öldürmeye filan semtten başlarız” diye konuşan da olmamıştı. AKP iktidarının toplumda ne gibi “yetenek”leri kendi çekimi içine aldığını çok iyi sergileyen bir gösterge bu. 
Birkaç yıldır her gün birilerine öfke ve nefretle bağıran bir “reis” figürü görüyoruz. Onu gördüğümüz gibi, çevresini sarmış, hayatta başarılı olmanın onun yaptığı gibi yapmaktan geçtiği dersini almış bir kalabalık da eksik değil.

Not ediyorum bir kez daha:
Elveda Batı demek öyle kolay değil, kolay olmayacak Türkiye'de.
07 Nisan 2018 19:16
DİĞER HABERLER