'Her gün yeniden doğanlar'

''Sahabe Efendilerimizin makamına ümmet-i Muhammed’den ulaşmak imkânı yok… Niye? Çünkü, Kur’an onlara taptaze geliyor. Bir de Peygamber Efendimizin (S.A.S.) dudaklarından terü taze dökülen İlahi mesajı duyuyorlar… Sanki kevser yudumları gibi yudumluyorlar. Ayrıca Efendimizin (S.A.S.) sohbetlerine mazhar oldukları için insibağ ve in’ikasa da mazharlar… ''
Safvet  Senih / samanyoluhaber.com
HER  GÜN YENİDEN  DOĞANLAR 

M. Fethullah Gülen Hocaefendi “Hakka hizmet yolunda ilk günkü aşk, şevk ve canlılığımızı koruyabilme adına neler yapabiliriz?”  sorusuna cevap olarak son bölümde diyor ki: “Üçüncü bir husus ise şudur: Cenab-ı Hak, hizmetin zevkini, lezzetini ve şevkini hizmetin içine koymuştur. Hizmet eden kimseler hep zevk ve şevk içinde olurlar. Bir gün tembellik gösterip hizmetten uzaklaşan bir kimse, kendi adına bir kısır döngünün teşekkülüne sebebiyet vermiş olur. Yani bir gün ara verse, şevki söner. Şevkinin sönmesiyle ikinci günde ara verir. Bu iki gün, onda dört günlük mesafe meydana getirir ve böylece o –eğer Allah’ın inayetiyle bu fasit zinciri kırmazsa- baş aşağı gitme yoluna girmiş olur.

“Binaenaleyh Cenab-ı Hak, amelin zevkini amelin içine koymuştur. İşleyen insan, işlediği şeylerden zevk ve lezzet alır. Karda kışta bata-çıka  köyleri dolaşan, insanımıza hak ve hakikat adına bir şeyler anlatmayı hedefleyen bir kimse, öyle bir zevk alır ki, yolda kollarınızı gerip önüne çıksanız ve ona deseniz ki, ‘Şurada sıcak bir yer var. Seni oraya alacak ve baklava ikram edeceğiz.’ O, ‘Şu anda yolumu kesmeyin. İliklerime kadar öyle bir zevk duyuyorum ki, bana bin baklava ikram etseniz, yine de bunun yerini tutmaz’ diyecektir. Hatta o esnada Cennet’in kapıları açılsa yine tenezzül edip oradan içeriye girmeyecektir. Çünkü o, Rabbimizi anlatmaya gitmektedir ve bu itibarla hiçbir câzibe ve güzellik onun önünü alamayacaktır.

“Öyleyse bu kudsî daire içinde hiç kimse vazifesiz, boş ve âtıl bırakılmamalıdır. İnsan öyle mübarek bir ağaçtır ki, meyve vermediği zaman hemen kurur. Ağaçlar kuru olmadığı zaman meyve verir. İnsan, başkalarına ruhunun ilhamlarını götürmediği, insanları irşad etme heyecanını kaybettiği zaman kurur. Binaenaleyh insanın bu yönünü canlı tutma mecburiyetindeyiz. Mesela, yeni gelmiş bir arkadaşı, mâhir birinin yanında görevlendirip hemen bir vazifeye göndermek gerekir. Halktan bir arkadaşımızın evini açıp orayı bir sohbet müessesesi hâline getirmek lâzımdır ki, arkadaşlarımız solmasınlar.

“Diğer bir tabirle ifade edecek olursak: İnsan bir ağaçtır. Aşılandığı zaman makbul bir şekil ve keyfiyet alır. O, her baharda budanır,  sık sık ızdıraplara maruz kalıp cenderelerden geçer ve başının üzerinde değirmen taşları dönüyor gibi yaşarsa, nasıl ciddi bir davanın içinde bulunduğunu anlar. Hele Kur’an’ı da takip edebiliyorsa, adım adım Nebiler Nebîsinin (S.A.S.)  yolunda olduğunu hatırlar ve asla ülfet ve ünsiyetin öldürücü kucağına düşüp erimez.

“Son bir hususu daha arz edip sözlerimi noktalayayım. Her müminin işin içinde olması, kendi canlılığı adına bir şart, bir rükün  olduğu gibi, mümkünse kendi evini de bu işte istihdam etmelidir. O evde dertler paylaşılmalı, kitaplar okunmalı, tefekkür edilmeli ve bu şekilde ev sâkinlerine sürekli bir yenilik kazandırılmalıdır.”  (Bahar Neşidesi)

Evet her gün yeniden doğanlar, hep taze kalırlar. Cenab-ı Hak, ‘Kur’an-ı Kerim’de “İman edenlerin Cenab-ı Hakkı ve O’nun tarafından inen  hakikatleri hatırlayarak yumuşayıp saygı ile dirilme vakti gelmedi mi? Sakın onlar daha önce kitap verilen ümmetler gibi olmasınlar. Zira kitabı tanımalarının üzerinden kendilerince uzunca zaman geçmesi sebebiyle, onlarda ülfet meydana gelmişti.” (57/16) buyuruyor. İşte geçmiş ümmetler gibi olmamak için, her zaman taptaze olan Allah Kelâmı  bugün bize ne diyor acaba diye üzerlerine eğilmek gerekiyor.

Sahabe Efendilerimizin makamına ümmet-i Muhammed’den ulaşmak imkânı yok… Niye?  Çünkü, Kur’an onlara taptaze geliyor. Bir de Peygamber Efendimizin (S.A.S.) dudaklarından terü taze dökülen İlahi mesajı duyuyorlar… Sanki kevser yudumları gibi yudumluyorlar. Ayrıca Efendimizin (S.A.S.) sohbetlerine mazhar oldukları için insibağ ve in’ikasa da mazharlar… Yani o muhteşem ve mübarek sohbette aynı renklere boyanıyor ve Efendimizden yansıyan güzelliklere ma’kes oluyorlar. Gökten ve gönülden gelenler, onları hep beslerken, olayların heyecanı da yani hicretler, Bedirler, Uhudlar, Hendekler, Hudeybiyeler, Mekke fetihleri, Huneynler hep birer heyecan, birer yenilenme ve Cenab-ı Hakka daha gönülden bağlanma ve yakarma vesileleri oluyordu.

Bütün bunlar tazeliğin vesileleriydi… 

Ama biz ne yapmalıyız? Daha derin bir tefekkürle  Kur’an-ı Kerimi ve Hadisleri okumak ve müzâkere etmek zorundayız.

26 Eylül 2018 10:03
DİĞER HABERLER