Her şeye rağmen hizmetlerine yoğunlaşanlar kazanırlar

Her şeye rağmen hizmetlerine yoğunlaşanlar kazanırlar
İman ve Kur’an hizmetindeki kardeşlik bağı o kadar güçlüdür ki dava arkadaşlarında var olan binlerce kusuru affettirir.
PROF.DR. OSMAN ŞAHİN 

İfritten süreçte yaşanılan hadiselerdeki kaderi İlahî boyutlarını görüp de tavır ve davranışlarını ona göre tayin ve tespit etmek isteyen Hizmet insanlarına düşen sorumluluklar ve neler yapmaları gerektiği konularına yine 13. Şua’da Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin çok önemli tavsiyeleri üzerinden devam edelim.

İman ve Kur’an hizmetindeki kardeşlik bağı o kadar güçlüdür ki dava arkadaşlarında var olan binlerce kusuru affettirir. Bu aynı zamanda İlahî ahlakla ahlaklanmanın da bir gereğidir. Haşirde insanların sevapları günahlarına ağır bastığında Allah’ın (CC) adaleti o şahsı affetmektedir: “Sizdeki ihlas ve sadakat ve metanet, şimdiki ağır sıkıntılarda birbirinizin kusuruna bakmamaya ve setretmeye kâfi bir sebeptir ve Risale-i Nur zinciriyle kuvvetli uhuvvet öyle bir hasenedir ki bin seyyieyi affettirir. Haşirde adalet-i İlahiye, hasenelerin seyyielere racih gelmesiyle affettiğine binaen, siz de hasenelerin rüçhanına göre muhabbet ve af muamelesini yapmak lâzımdır. Yoksa bir seyyie ile hiddet etmek, sıkıntıdan gelen bir titizlik, bir asabîlik ile zararlı bir hiddet, iki cihetle zulüm olur. İnşâallah, birbirinize sürurda ve tesellide yardım edip sıkıntıyı hiçe indirirsiniz.”

Bu süreçte pişmanlık göstermenin, din ve imana düşmanlık yapanlara teslim olmanın da bir faydası olmayacaktır. Onlar sizden tamamen din ve diyanetinizden vaz geçmedikçe, kalp ve vicdanınız tamamen kokuşup bozulmadıkça razı olmazlar: “Kardeşlerim! Madem bir kısmın mahiyetleri bu tarzdır; onlara, o kısma teslim olmak, manevî bir intihardır, İslâmiyet’ten pişman olmaktır belki dinden insilah etmektir. Çünkü o derece ilhadda taassup izhar etmiş ki bizim gibilerden yalnız teslimiyetle ve tasannu ile razı olmuyorlar. “Kalbini ve vicdanını bırak, yalnız dünyaya çalış.” derler.

İşte bu vaziyete karşı inayet-i Rabbaniyeye dayanıp metanet ve sabır ve tevekkül ederek dört sandık Risale-i Nur eczaları, o merkeze yetişip kuvvetli hakikatleriyle galebe çalmasına dua etmekten başka çare yoktur. Biz birbirimizden çekinmekle ve gücenmekle ve Risale-i Nur’dan çekilmekle ve onlara teslim ve hatta iltihak etmekle fayda vermediği şimdiye kadar tecrübe edildi.”

Bütün bunlar karşısında bize düşen, şimdiye kadar hizmetlerde ve hayatımızda her zaman varlığını hissettiğimiz Rabbani inayet ve yardıma sığınarak, kaza ve kadere rıza göstererek, telaşa düşmemek, birbirimizin manevi kuvvetini ve ümitlerimizi takviye ederek hadiseleri göğüslemektir: “Madem hakikat budur ve madem şimdiye kadar Risale-i Nur’un hizmetinde inayet-i Rabbaniyenin tecellisini inkâr edilmeyecek derecede gördük, her birimiz cüz’î ve küllî bunu hissetmişiz ve madem şimdi siyasetin ve dünyanın çok cereyanlarının birbirine karşı tahşidatı oluyor ve madem elimizden kazaya rıza ve kadere teslim ve hizmet-i imaniye ve Kur’aniye ve Nuriyenin verdikleri büyük ve kudsî teselliden başka bir şey gelmiyor. Elbette bize en elzem iş, telaş etmemek ve meyus olmamak ve birbirinin kuvve-i maneviyesini takviye etmek ve korkmamak ve tevekkülle bu musibeti karşılamak ve habbeyi kubbe yapan farfaralı gazetecilerin kubbelerini habbe görüp ehemmiyet vermemektir.”

Üstadımız, bu zamanda iman hizmetinde nefsinin sözlerini ve arzularını bırakıp da mahviyet ve tevazu içerisinde kardeşleriyle birlik ve dayanışmasını muhafaza eden samimi şakirtlerin bir veliden daha yüksek bir payeye ulaşacağını ifade etmektedirler. 

Böyle zamanlarda, Hizmet ve insanları aleyhine yapılan dehşetli oyunları bozabilmek ve Hizmetleri ve şahıslarını tehlikelerden kurtarabilmenin yolunun Hizmetlere dört elle sarılmak ve gevşekliğe düşmemek olduğu Hüsrev, Hâfız Ali ve Tahirî ağabeyler üzerinden nazara verilmektedir: “Çok tecrübelerle ve bilhassa bu sıkı ve sıkıntılı hapiste kat’î kanaatim gelmiş ki: Risale-i Nur ile kıraatten ve kitabetten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir. Meşgul olmadığım zaman o musibet tezauf edip lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder. Bazı esbaba binaen, ben en ziyade Hüsrev’i ve Hâfız Ali, Tahirî’yi sıkıntıda tahmin ettiğim halde, en ziyade temkin ve teslim ve rahat-ı kalp, onlarda ve beraberlerinde bulunanlarda görüyordum. “Acaba neden?” der idim. Şimdi anladım ki onlar hakiki vazifelerini yapıyorlar, malayani şeylerle iştigal etmediklerinden ve kaza ve kaderin vazifelerine karışmadıklarından ve enaniyetten gelen hodfüruşluk ve tenkit ve telaş etmediklerinden, temkinleriyle ve metanet ve itminan-ı kalpleriyle Risale-i Nur şakirtlerinin yüzlerini ak ettiler, zındıkaya karşı Risale-i Nur’un manevî kuvvetini gösterdiler. Cenab-ı Hak, onlardaki nihayet tevazu ve mahviyette tam izzet ve kahramanlık seciyesini umum kardeşlerimize teşmil ettirsin, âmin!”

Böyle zamanlarda, her şeye rağmen hizmetlerine devam edebilenler, mevcut imkânlar neye elveriyorsa onları rantabl değerlendirmeye çalışanlar, birbirlerine aşk, şevk ve ümit aşılayanlar ve kulaklarını bunlar dışındaki her türlü olumsuz ses ve sözlere kapatanlar yani yollarına devam edenler kurtulabileceklerdir. Münafıkların çok üzerindeki durdukları bir husus da kardeşleri birbirleri nazarında küçük düşürmektir: “Ve asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terk etmek değil belki daha ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslahına çalışmak, ehl-i sadakatin şe’nidir. Münafıklar, böyle vaziyetlerde kardeşlerin tesanüdünü ve birbirine karşı hüsn-ü zanlarını bozmak için derler: “İşte o kadar ehemmiyet verdiğin zatlar; âdi, âciz insanlardır.” Her ne ise…

Musibette gerçi çok zararımız var fakat umum âlem-i İslâm’ı alâkadar edecek bir keyfiyet, bir vaziyet olmasından pek çok ucuz olarak pek büyük kıymeti var.” Ayrıca, Hizmet insanları arasındaki birlik ve dayanışma başkalarının ve özellikle de tahkiki imana ulaşamamış zayıf insanların imanlarını koruyabilmeleri açısından da çok büyük bir öneme sahiptir. 

“Sizin tesanüdünüze benim ziyade ehemmiyet verdiğimin sebebi yalnız bize ve Risale-i Nur’a menfaati için değil belki tahkikî imanın dairesinde olmayan ve nokta-i istinada ve sarsılmayan bir cemaatin kat’î buldukları bir hakikate dayanmaya pek çok muhtaç bulunan avam-ı ehl-i iman için dalalet cereyanlarına karşı yılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldatmaz bir merci, bir mürşid, bir hüccet olmak cihetiyle sizin kuvvetli tesanüdünüzü gören kanaat eder ki bir hakikat var, hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalalete başını eğmez, mağlup olmaz diye kuvve-i maneviyesi ve imanı kuvvet bulur, ehl-i dünyaya ve sefahete iltihaktan kurtulur.”

Bu büyük hakikatlere binaen haklı da olsalar birlik ve beraberliğe zarar verecek davranışlar sergileyenler büyük bir haksızlık içerisindedirler. Çünkü, “haklı adam, insaflı olur; bir dirhem hakkını, istirahat-i umumînin yüz dirhem menfaatine feda eder. Haksız ise ekseriyetle enaniyetli olur, feda etmez, gürültü çoğalır”: “Sakın sakın münakaşa etmeyiniz, casus kulaklar istifade ederler. Haklı olsa haksız olsa bu halimizde münakaşa eden haksızdır. Bir dirhem hakkı varsa münakaşa ile bin dirhem bizlere zararı dokunabilir…

Kardeşlerim! Siz, küçük mektuplar risalesinde medar-ı teselli ve sabır ve tahammül için yazılan parçaları dikkatle ve tekrarla okuyunuz. Ben, en zayıfınız ve bu sıkıntılı musibetten en ziyade hissedarım. Çok şükür tahammül ediyorum ve bütün suçu bana yükleyenlerden hiç gücenmedim ve vahde-i mesele itibarıyla yalnız kendini müdafaa ederek zımnen cemiyet ve suçu bize tahmil edenlerden dahi sıkılmadım. Madem kardeşiz, beni bu sabırda taklit etmenizi sizden rica ederim.”

Hazret-i Üstad kardeşlerinden kardeşlik hukukuna dayanarak bu hususta ona tabi olmamızı ve onu taklit etmemizi istemektedirler. Hak davanın temsilcilerine de kendilerine Üstad ve imam olarak lütfedilen bu baş yüceye, zamanın sahibine ve peygamber varisine tabi olmak düşer.  

07 Kasım 2022 14:58
DİĞER HABERLER