Hidayet Karaca Silivri'den mektup kaleme aldı

Hidayet Karaca Silivri'den mektup kaleme aldı
Hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca Silivri'den mektup yazdı.

Uzun zamandır unutturulan parlamenter sistem, askıya alınan demokrasi ve tanınmayan anayasa seçim sonuçlarıyla yeniden gündeme geldi. Millet, demokrasiden geriye dönüş olamayacağını ve anayasal kurumların kanunlar çerçevesinde kalması gerektiğini verdiği veya vermediği oylarla hükümete hatırlattı.

Medya özgürlüğü, ifade hürriyeti, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü, demokrasinin en vazgeçilmez özellikleriydi. Özellikleriydi ama, yaşadığımız süreçte en temel özgürlükler yok hükmünde sayıldı. Tıpkı hakimin hakkımızda verdiği tahliye kararının yok hükmünde sayılması gibi..

Baskıcı, dayatmacı, aşağılayıcı siyaset, demokratik kazanımları götürdüğü gibi eski günleri bile mumla aratır oldu. Özgürlük, medya, hukuka ve siyasete güven gibi alanlarda Avrupa standartlarını yakalamış olmamız gerekirken dünya liginde son sıralarda yer alır olduk.

Türkiye bu seçim sonuçlarını fırsata çevirmek zorunda. Gerileyen demokratik hakların tekrar kazanılması, AB sürecinde yavaşlayan adımların tekrar hızlanması ile bölgemizde örnek olarak gösterilecek reformlar yapmalıyız.

Bunların gerçekleşmesi için hukuk kendi evrensel normlarına gelmeli. Yürütmeye angaje bir hukuk değil, anayasa ve kanunlarla yol alan bir sistemle dünyanın önde ve gözde ülkelerinden biri olabiliriz.

Hukuk üzerindeki baskılar demişken,  üzüntümü belirtmeden geçemeyeceğim. 7 aydır tutuklu durumdayım. Neredeyse tüm dünya Türkiye'deki medya baskısını, özelde de tutuklu gazetecilerin ve benim durumumu yakından takip etmekte. Yüzlerce makale, onlarca mektupla yaşanan hukuksuzluk kınandı. Buna rağmen ülkemde AYM'ye yaptığım bireysel başvurum aylardır bekletiliyor, karara bağlanmıyor.

Şahsi menfaatler uğruna hukuka olan güven zedeleniyor. Ülkenin kaos ortamına sürüklendiği şu günlerden çıkış yolu yine hukuka dönmektir. Anayasayı yok sayarak, tanımayarak bir yere varılamayacağını görmüş olduk. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin, var olan parlamenter sistemi bekleme odasına almak manasına gelmediğini anlamış olduk.  Ve yine aynı halk, başkanlığa kırmızı kart gösterdi; tek parti iktidarının tek parti zulmüne dönüşmeye başlamasına dur dedi. Seçmen, “Ülkeyi uzlaşıyla-koalisyonla, hukuk ve anayasa çerçevesinde yönetin” mesajı verdi.

Kontrol edilmeyen gücün nasıl baskıcı dayatmalara dönüştüğünü, her istediğini yapan anlayışın halkı nasıl birbirinden kopardığını, insanları ayrıştırdığını bizzat yaşayarak tecrübe ettik.

Sonuç olarak, birlikte yaşama kültürünün yerini çatışma zihniyeti aldı. Bu kadar anti-demokratik uygulama doğal olarak ülkedeki güven ortamını zedeledi ve piyasaları yatırım yapılamaz konumuna getirip ekonomik krizi beraberinde taşıdı. Kırmızı kitap kutsandı, halk da kırmızı kart gösterdi.

Bundan sonrası için, tek çıkış yolu özgür dünya normlarına geri dönmektir. Unutturulan Avrupa Birliği süreci tekrar işletilmeli. 14 Aralık'ta özgür medyaya yapılan darbenin ardından Avrupa Parlamentosu bir araya gelerek, basının susturulmaya çalışılmasını kınamış, benim ve Ekrem Dumanlı'nın gözaltına alınması ve benim tutuklanmamla sonuçlanan sürecin altını özellikle çizmişti. Yeni yayınlanan raporda ise maalesef ülkemizde yargı bağımsızlığı, temel hak ve hürriyetler ile basın ve düşünce özgürlüğünün yanı sıra yolsuzluklar konusunda da ciddi endişeler dile getirilmekte. Acil reform çağrıları yapılmakta...

Özgürlüklerin olmadığı yerde ne demokrasi ne de ekonomik gelişme olur. Bir an önce baskılara son verip “Hukukun üstünlüğü ve demokrasi” demeliyiz. Türkiye kazandı, demokrasi kaybetmesin...

14 Haziran 2015 08:38
DİĞER HABERLER