Hukuksuz pasaport tahdidiyle 'yalnız bırakıp ses kısma' politikası uygulanıyor

Pasaportlara konan hukuksuz tahdit sebebiyle binlerce kişi mağdur oldu.
İçişleri Bakanlığı'nın bir bölümünü kaldırdık dediği pasaport yasaklarında aslında pratikte durumun böyle olmadığı anlaşılmıştı. BBC Türkçe'den Berza Şimşek, KHK mağduru akademisyenlerle konuştu.

İşte o haber...

"Cezalandırma", "Sivil ölüm", "Açık cezaevi."

Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) görevlerinden ihraç edilen akademisyenler karşı karşıya kaldıkları durumu bu sözlerle tanımlıyor.

İhraç edilmelerinin ardından sadece gelirlerinin kesilmediğini, sosyal anlamda da yalnızlığa itilmek istendiklerini söyleyen akademisyenlerin karşılaştıkları sorunlardan biri de pasaport tahdidi.

KHK'larda, "terör örgütlerine üyeliği, iltisakı yahut bunlarla irtibatı" olduğu gerekçesiyle ihraç edilen kamu personellerinin pasaport birimlerince pasaportlarının iptal edileceği kaydediliyor.

İhraç edilmelerinin ardından kimileri pasaportlarını teslim ediyor, kimilerinin pasaportlarına ise yurt dışına çıkacakları sırada el konuyor.

Kendisi de KHK ile doktorluktan ihraç edilen HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da verdiği soru önergeleriyle konuyu gündeme taşıyor.

Pasaportlarına tahdit konulanlar arasında yurt dışındaki ailelerini ziyaret edemeyenler oluyor, bazı aileler bölünüyor.

Pek çok akedemisyen ise gelirlerinin kesilmesinin ardından yurt dışında ders verebilmek ya da araştırma yapabilmek için kazandığı bursları değerlendiremiyor.

'Yalnız bırakmak, sesini kısmak politikası'

Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden ihraç edilen Prof. Dr. Ayşen Uysal, Barış için Akademisyenler insiyatifinin hazırladığı "Bu Suça Ortak Olmayacağız" metninin imzacısı olması sebebiyle üniversitede hakkında soruşturma açıldığını, 8 Temmuz 2018'de de ihraç edildiğini anlatıyor.

Sık sık Fransa'ya ve İsviçre'ye ders vermeye ve konferansa gittiğini söyleyen Uysal, Haziran 2017'de üniversitenin soruşturması sonucu açığa alınmasından birkaç gün sonra ise Fransa'da davetli olduğu bir kongreye gidememiş.

"Fransa'nın Montpellier kentinde bir kongreye gidecektim, orada iki konuşmam ve bir proje toplantım vardı. Biletleri alınmış, otel paraları ödenmiş, aylar önceden belirlenmiş bir programdı. İlk önce ona gidemedim" diyor Ayşen Uysal. Sonrasındaki süreci ise şöyle anlatıyor:

"Eylül ayında Oslo'da bir Siyaset Bilimi kongresinde konuşmam vardı, ona gidemedim. Kasım ayında Fransa'nın Lyon kentinde bir aylık misafir öğretim görevlisi olarak davet edilmiştim, ona gidemedim. 2018'in ilk aylarında Fransa'nın Aix-en-Provence kentinde Siyasal Bilimler Enstitüsü'ne davetliydim, oraya gidemedim. Ve İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde dönemlik öğrenciler için zorunlu bir dersim vardı, ona gidemedim."

Uysal, ihraç edildiği Dokuz Eylül Üniversitesi'nin Erasmus ve uluslararası konferanslar gibi yurt dışı bağlantılarını kurmada yardımcı olduğunu söylüyor. Oysa aynı üniversitenin kararıyla yurt dışına çıkamıyor.

Hükümetin ihraç edilenler hakkında "yalnız bırakmak, sesini kısmak" gibi bir politika izlediğini savunan Uysal'a göre pasaport tahdidinin nedenleri ile ilgili olarak, "Sadece ihraç ederek, yargılayarak cezalandırma değil. Bunun dışında da, sosyal alanda da görünmez kılmak gibi bir amacı var" diyor ve ekliyor:

"Diğer neden de büyük ölçüde içinde bulundukları kaygılar. Burada yaşananların dışarıya yansıtılamaması gibi bir düşünceyle yaklaştıklarını da düşünüyorum."

'Anayasa'nın çok açık bir hükmü var'

Dr. Cenk Yiğiter ise lisans, yüksek lisans, doktora, araştırma görevliliği, öğretim elemanlığı derken ömrünün 20 yılını Ankara Üniversitesi'ne vermiş bir hukukçu.

Üniversiteye sosyal bilimler puan dalında Türkiye 256'ıncısı olarak girmiş. O da "Bu Suça Ortak Olmayacağız" metninin imzacılarından.

Cenk Yiğiter, Hukuk Fakültesi'ndeki görevinden 6 Ocak 2017'de ihraç edildi.

Yiğiter, ihraç edilmelerinin ardından, kamu görevlisi olmalarından kaynaklı olan yeşil, gri ve kırmızı pasaportların haricindeki sıradan yurttaşların sahip olabildiği pasaportların da kendilerine verilmediğini hatırlatıyor. OHAL'in kalktığı durumda, hukuki olarak pasaport tahditlerinin de kalkması gerektiğini söylüyor:

"Anayasa'nın çok açık bir hükmü var. 'Hakim kararı olmadığı müddetçe yerleşme ve seyahat hürriyeti sınırlanamaz' diye. Bu yüzden OHAL'in kalkmasıyla İçişleri Bakanlığı'nın idari talimatını iptal etmesi ve bize pasaport verilmesi lazım" diyor.

Anayasa'nın yerleşme ve seyahat hürriyeti ile ilgili 23. Maddesi'nde, herkesin yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğu belirtiliyor.

Vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyetinin, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabileceği kaydediliyor.

Yiğiter ise çoğu vakada bir mahkeme kararı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamelerle pasaport tahdidi getirildiğini belirterek, "Hakkımızda hiçbir soruşturma olmamasına rağmen, adeta yurt dışına salınmaması gereken bir suçlu muamelesi görüyoruz" diyor.

'Ege'de, Meriç'te ölecekler kaygısı taşıyorum'

Pasaport tahdidinin kalkmasına dair önlerinde herhangi bir takvim olmamasından rahatsızlık duyan Yiğiter, meslektaşlarının yasa dışı yollarla ülkeden çıkmaya çalışırken hayatlarını kaybetmeleri ihtimalinden endişeli:

"Bu böyle giderse insanlar yurt dışına çıkmak için yasa dışı yolları denemek zorunda kalacaklar. Malumunuz Ege'de, Meriç'te birçok insan ölüyor. Bizim arkadaşlarımızdan birinin de başına böyle bir şey gelecek kaygısını ben yaşıyorum açıkçası."

15 Temmuz darbe girişiminin ardından 100 binden fazla kamu görevlisi ihraç edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) bu yıl hazırladığı OHAL raporuna göre, bu kişilerin arasında 5705 akademisyen de bulunuyor.

"Bu Suça Ortak Olmayacağız" metni Ocak 2016'da bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulduğundan beri, bu metnin imzacısı olan 2 bini aşkın akademisyenin yüzlercesi işten atıldı. Bu kişilerin pasaportlarına el konuldu, kendilerine yönelik bireysel davalar açıldı. Söz konusu akademisyenler, pek çok alanda iş bulmakta da zorlanıyorlar.

KHK ile ihraç edilenler başka bir kamu görevi yapamıyor. İhraç edilen akademisyenler, başka yerlerde iş bulmalarının da zorlaştığını anlatıyor.

Avukatlık yapamadığını belirten Yiğiter, ihraç edildikten sonra kazandığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okumasının ise bir yönetmelikle engellendiğini söylüyor:

"Avukat olamazsın. Başka bir üniversitede zaten çalışamazsın. Öğrenci olamazsın. 'E o zaman bırakın beni gideyim, yurt dışında bir şey yapayım.' Yurt dışına da çıkamazsın. Resmen açık cezaevindeyiz bu anlamda."

Yakın zamanda pasaport başvurusu yapan Yiğiter, bu konuyu yargıya taşıması durumunda hukuki sürecin 8-10 yıl sürebileceğini söylüyor.

Yiğiter, pasaportundaki tahdit nedeniyle akademik çalışmasını sürdürmek için yurt dışına başvuru yapmamış. Ancak yapanlar ve kabul alanların sayısı oldukça fazla sayıda.

'Araştırma konumu değiştirmek zorunda kaldım'

Tunceli Munzur Üniversitesi'nde Tarih Bölümü Başkanı iken 1 Eylül 2016 tarihinde ihraç edilen Doç. Dr. Candan Badem de akademik çalışmaları için her yaz yaptığı arşiv çalışmalarını artık yapamadığını anlatıyor.

İhraç edilmeden önce 19. ve 20. Yüzyılda Osmanlı-Rus ilişkileri çalışan ve her yaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Almanya, İngiltere gibi ülkelerin arşivlerini araştıran Badem, "Tarihçi olarak bilimsel faaliyetlerime devam edebilmem için buralara gitmem gerekiyor. Bunun dışında bilimsel konferanslar, sempozyumlar, paneller oluyor, onlara da gidemiyorum" diyor.

Bu araştırmalarını yürütemediği için çalışma konusunu da değitirmek zorunda kalmış.

Badem, ihraç sonrası çeşitli üniversitelerde misafir öğretim görevlisi olarak ders vermesi ya da araştırma yapması için burs da kazanmış.

Misafir öğretim görevlisi olarak 1 yıl boyunca ders vermek üzere burs kazandığı yerlerden biri, Belçika'daki Özgür Brüksel Üniversitesi. Gidemeyeceğini anladığı için, birçok burs başvurusuna da başvurmadığını anlatıyor.

Badem'e ihraçla getirilen pasaport yasağının dışında üniversitenin hakkında açtığı idari soruşturma nedeniyle de yurt dışına çıkış yasağı konmuş.

Soruşturma kapsamında Gülen cemaatiyle ilişkilendirildiğini ancak "Bu Suça Ortak Olmayacağız" metnine imza attığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın metne imza atan akademisyenlere yönelik "Ey aydın müsveddeleri siz karanlıksınız" sözlerine karşı hakaret davası açtığı, hükümetin politikalarına muhalif olduğu, bir tarihçi olarak 1915 Olaylarını "soykırım" olarak kabul ettiği, Alevilerle ilgili üniversitenin bazı açıklamalarını eleştirdiği ve ateist olduğu için ihraç edildiğini düşünüyor.

Pasaport tahdidinin nedeni konusunda o da diğer akademisyenlerle benzer düşüncelere sahip:

"Bunun nedeni bize işkence etmek. Bu şekilde ceza vermek. Başkalarını da korkutmak, yıldırmak için. 'Bakın işten atılırsınız, yurt dışına bile gidemezsiniz. Sizi yaşayan ölü haline getiririz'. Tehdit yani."

İçişleri Bakanlığı: Eş nedeniyle konulan şerhler kaldırıldı

İçişleri Bakanlığı, Pazar günü yaptığı açıklamada, devam eden davalar ve soruşturmalarda tedbir maksatlı şerhlerle konulduğunu bildirdi.

Açıklamada, "terör örgütlerine üyelikleri, iltisak veya irtibatları nedeniyle kamu görevlerinden çıkarılanlar" hakkındaki şerhlerin devam ettiğini duyuruldu.

Kendisi hakkında bir adli veya idari işlem olmadığı halde, eşleri hakkında yürütülen işlemlerden dolayı şerh konulduğu tespit edilen 155 bin 350 kişinin pasaportlarındaki şerhlerin ise 25 Temmuz'da kaldırıldığını hatırlatıldı.

BBC Türkçe'nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, kendisine yapılan başvurulardan anladığı kadarıyla bu duyurunun henüz fiiliyata geçmediğini söylüyor.

İçişleri Bakanlığı ile bakanlığa bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ise BBC Türkçe'nin pasaport tahdidiyle ilgili sorularını yanıtlamadı.
07 Ağustos 2018 10:28
DİĞER HABERLER