'İnfaz koruma memuru elinde üç dal papatya ile geldi...'

Türkiye'de binlerce masum insan kadınlı erkekli tutuklanarak hapishanelere konuldu. Geride kalan çocukların hikayeleri ise yürek burkuyor. İşte o çocuklardan bazıları...
BABAMI ÖZLEDİKÇE KOKLARIM ÇİKOLATAYI

Eşim tutuklanalı sekiz ay oldu. “Babanızı kurum, şehir dışına göreve gönderdi!” diye belli bir süre avuttum çocuklarımı. Ama açık görüşe götürdüğümde kapıda ceza ve infaz kurumu yazısını okuyunca anladılar.

Açık görüşte eşim çocuklara çikolata ikram etti. Yedi yaşındaki kızım çikolatayı yedi, dokuz yaşındaki oğlum ise çikolatayı yemeyince “Oğlum neden yemiyorsun?” dediğimde aldığım cevap çok duygulandırdı beni :

”Anne yemeyeceğim, babamı özledikçe koklayacağım çikolatayı!” demişti.

ANNE BAK O DA SENİNLE OKUYOR

Akşamları dua saati yapıyoruz çocuklarla. Altı yaşındaki oğlum ve üç yaşındaki kızımla beraber eşim ve onun gibi tutuklu olanlara Sekine, Fetih suresi okuyorum, onlar dinliyor.

Kızım ayağımda tam uyuyacakken gözlerini bir açıyor bir kapıyor, benim sağ tarafıma dikiyor gözlerini. Bir türlü anlam veremedim. Dalmaya çalışıyor diye düşündüm. Sonra dedi ki “Anne bak o da seninle okuyor!” Kimse yoktu bizden başka ama varmış.

“Hoşgelmiş annem.. Kim geldiyse  sizin hatırınıza gelmiştir!” diyebildim. Oğlum babasının durumunu biliyor, saklamadım. Çocuklar öyle altından, kristalden değil ki! Bu onların da imtihanı… “Avukat olup bir gün babama bunları yapanlara hesap soracağım!” diyor, çok mutlu oluyorum.

Bu süreçte kızım babasız uyumayı, oğlum da kardeşini sahiplenme duygusunu öğrendi. Ben de iki çocuğumla dimdik ayakta durmaya çalışıyorum.

BEBEĞİMDEN AYIRMAYIN BENİ

Eşim dört gün gözaltında kalmıştı. On aylık bebeğimiz emzikte olmasına rağmen bebeğimizi annesinin yanına almadılar. Bebeği annesini emmek için emniyete götürdüm, her gün.

Gözaltı sürecinde eşim, su vermeme, üstü açık bir koridorda yağmur altında bekletme, battaniye vermeme, lavaboya götürmeme dahil, sayısız ağır küfürlere de maruz kaldı.

Tabi bunlar duymaya alışık olduğumuz zulümlerden, fakat bayan memurun bana ve eşime “On aylık çocuk, anne sütü almasa da olur!” demesi kalbimi paramparça etti.  Sanki kendisi hiç anne olmamış gibi…

BABAMIN OTURDUĞU YERE OTURMA

Başka bir tutuklu eşi de çocukların durumunu şöyle anlatıyor :

'Küçük kızım, babasının kıyafetlerini sevip öpüyor. Babasının kullandığı eşyaları kimseye kullandırmıyor, salonda ve odada babasının oturduğu yere başkasını oturtmuyor, çok alıngan oldu bu süreçte. Çocukların psikolojisi iyice bozuldu, evde hiç normal konuşan yok, bağıra çağıra konuşuyorlar birbirleriyle.'

ÇOCUĞUN ATEŞİ YÜKSELİYOR AMA HASTANEYE GİDEMİYORUZ

Geçenlerde gecenin bir yarısında ateşi çıkmış oğlanın, annesi ıslak bezlerle, ateş düşürücü şurupla ateşini düşürmeye çalışıyordu. Birkaç saat bu şekilde uğraştık, başında bekledik ama ateş tekrar yükseliyordu maalesef.

Eşim “Çocuğun ateşi hala yüksek hadi çocuğu hastaneye götürelim!” dedi ama sözünü de tam bitiremeden -aklına sosyal güvencemizin olmadığı gelmiş olacak ki- zaten uykusuzluktan asılan yüzü iyice düştü, gözlerinden yaşlar boşanıverdi birden !

O gece çocuğumuzu hastaneye götüremedik. Yavrucak da kendi halinde yana yana iyileşti çok şükür. Allah şifasını verdi.

BABA BANA 100 LİRA VERİR MİSİN

Eşim tutuklanalı iki ay olmuştu. Sekiz yaşındaki kızım babasına çok düşkündür. Babası da kızına bir o kadar düşkündür. Aralarında farklı bir bağ vardır. “Kızımı kapalı görüşe getirme, beni böyle görmesini istemiyorum.” dediği için de kızımı babasının yanına götürmüyordum.

Fakat babasıyla konuşamaması kızıma çok ağır gelmişti. Eski keyfi kalmamış, iyice içine kapanmıştı. Yine böyle günlerden bir gün rahatsızlanmış, ateşi yükselmişti. Kızıma hiçbir şey yediremiyordum. “Kızım, canın ne isterse söyle, onu yapayım.” dediğimde bana, “Babamı istiyorum!” dedi. O an ağlamamak için zor tuttum kendimi!

Ertesi gün görüş günüydü. “İstersen seni yarın babanın işyerine götüreyim.” dediğimde öyle bir çığlık attı ki kızımı tutabilene aşk olsun!

Ama “Babanı güvenlik gerekçesiyle camın arkasından görebileceğiz.” dediğimde önce bir durdu sonra “Olsun, sadece göreyim, bu bile bana yeter!” dedi.

Görüş için içeri girdiğimizde kızım heyecanla koşturarak eşimin geldiği bölmeyi buldu. Eşim kızını görünce şoke oldu çünkü kızının gelmesini beklemiyordu. Gözleri doldu, ağlamaklı oldu. Sonra “İyi ki de getirmişsin, benim için çok iyi oldu. Her namazdan sonra yavrum gözümün önüne geliyordu, onu çok özlemişim!” dedi.

Kızım da “Baba sen burada çok mu para kazanıyorsun?” diye sordu. Babası da “Evet kızım, ben burada çok para kazanıyorum.” dedi. “O zaman bana 100 lira verir misin?” dedi. O an eşimle göz göze geldik. “Tamam kızım, parayı ben annene göndereyim, o da sana versin, olur mu?” dedi.

Kızımın çok istediği bir oyuncak vardı. Parayı babasından onun için istemişti. Zaman çabucak geçti, ayrılık vakti de hemencecik gelmiş, bize verilen süre dolmuştu. Artık kızımın keyfi yerine gelmişti ve yüzü gülüyordu. Aylar sonra bir camın arkasından da olsa babasını görmüş oldu.

Birkaç gün sonra bir arkadaşımız, bizim kızı mutlu etmek için onu markete götürdü. Ona istediği çikolataları almış sonra da cebinden 100 lira çıkarmış, “Bunu sana baban gönderdi, şimdi parayı cebine koy. Eve gidince annene gösterirsin.” demiş. Kızım eve geldiğinde mutluluktan uçuyordu adeta!  “Anne, babam söz verdiği 100 lirayı amcayla göndermiş!” dedi.

ÜÇ DAL PAPATYA

Açık görüş günü ailemle görüşmek için salona girdiğimde morallerinin bozuk olduğunu ve küçük kızımın ağladığını fark ettim. “Hayırdır neler oldu?” dedim.

Bu arada beş dakika sonra bir infaz koruma memuru elinde üç dal papatya ile geldi ve kızıma verdi. “Güzel kız bak getirdim, ağlama tamam mı” dedi. Ailem de başladı moral bozucu olayı anlatmaya:
Cezaevi girişinde üç yaşındaki kızım, cezaevi duvarlarının yanında biten kır papatyasından üç dal koparmış ve 'babama götüreceğim bunları' demiş.

İçeriye de elindeki papatyalarla girmiş.

Bayan memur, kızımın papatya ile girmesine izin vermiyor. Eşim, babam itiraz ediyor. “Babasına götürecek ne zararı olabilir” diyorlar. Ancak bayan memur diretiyor, tartışma çıkıyor ve papatyaları kızımın elinden zorla alıp çöpe atıyor.

Üç yaşındaki kızım öyle bir feryat edip ağlamış ki hem oradaki ziyaretçi aileler hem de vicdan sahibi memurlar, askerler çok üzülmüşler bu yaşananlara.

Olaya şahit olan bir memur bu durumu içine sindirememiş ve cezaevi dışına çıkıp aynı papatyalardan toplayıp kızıma vermiş. Belki de riske girmiş ama vicdanının sesini dinlemiş ve kızımı sevindirmişti. Allah razı olsun ondan !

Ey çocuk !
Ey mazlum, mahzun ve masum çocuk !
Ey gülüşüne gölge düşürülen, zamanından önce olgunlaştırılmaya zorlanan, küçük kalamadan büyüyen çocuk !
Hızlandırılmış olmasaydı keşke büyümek için saatlerin …
Küçücük yaşında senden çalınmasaydı mutluluk dolu hayallerin …
Başkaları saklarken hafızasının en güzel köşesine çocukluk anılarını
Sen keşke siyaha boyadığın o köşeyi; gözyaşı ve ayrılıklarla döşemeseydin.
Mutlu günlerini de bırakarak geriye
Gitmek zorunda olmasaydın bilmediğin yerlere …
Ey mazlum çocuk !
Üzülme, Allah Bizimledir !

BABA SENİ YANIMDA GÖRÜRLERSE KORKMA “BABAM” DEMEM “ABİM” DERİM

Kamudan ihraç edildiği için SGK’sı iptal oldu ve beş yaşındaki engelli çocuğunun tedavisi yarıda kaldı. Aile yaşadığı mağduriyetlerden sonra evlerini Ankara‘dan başka ile taşımak zorunda kaldı. Beş yaşındaki dünyalar tatlısı kızları, dünyada ender rastlanan ve sadece yedi kişide görülen “kromozom kırığı” hastalığına yakalanmış ve tedavisi yarım kalmış.

Sekiz yaşındaki oğlu ise sürekli babasını görüyormuş rüyalarında. Annesine “Babam burada çalışsa da onu sık sık ziyaret etsem, olmaz mı?” diyormuş.

Çünkü ona baban çalışmaya gitti demişler. Oğlum, para biriktiriyormuş babama vereyim de yanımıza gelsin çalışmasına gerek kalmasın diye.

Babası bir defa oğluyla dışarda gezerken demiş ki “Baba korkma biri seni sorarsa senin için o babam demem, benim abim derim!” demiş.

BİZ DE SURİYELİ GÖÇMENLER GİBİ Mİ OLACAĞIZ ANNE !

Eşim hakkında yakalama kararı vardı. Aramaların sormaların ardı arkası kesilmedi. Sanki en azılı teröristi saklıyoruz edasıyla tekrar eve geldiler. Üç çocuğum ve bende tamiri zor yaralar bıraktılar, artık her zil çaldığında küçük çocuklarım endişe ile ürperiyorlar…

Bir defasında polis memurları evi aramaya geldiklerinde küçük kızımı konuşturmaya çalışmışlardı, babasının eve gelip gelmediğini sormuşlar ve çocuk haliyle sadece babasını özlediğini söylebilmişti.

Kalakalmıştık öylece üç çocukla ortada, oğlum sürekli “Bizde mi Suriyeli göçmenler gibi olacağız, babam da yok bize kim bakacak, ne olacağız?” diyerek ağladı.

Herkesin bir sahibi vardır, bizim de sahibimiz Allah diyerek telkin ettim çocukları ama her gün gözaltılar oluyor, “Ya seni de götürürlerse anne!” diyerek geçiyordu günlerimiz…

Eylül ayında okula giden çocuklarımın yeni okula adaptasyonu ile uğraştık, iki okul değiştirdik oğlumun yeni okuluna başlaması için ve çok zor oldu. Kapanan okullarındaki öğretmenlerini hatırladıkça kızım gözyaşlarına hakim olamıyordu.

Bir şairin dediği gibi “öz yurdumuz da garip” kalmayı anlamıştık ama bugünlerin geçeceğini biliyorduk.

ANNE BABASIZ KALAN ÇOCUK TEYZESİNE “ANNE” DİYOR

Bir öğretmen arkadaşımın kız kardeşinin evine şikayet üzerine aramaya geliniyor ve sözde Olimpiyat CD'si ve bir dolar bulunuyor evinde… Nihayetinde tutuklanıyor, sekiz aydır cezaevinde.

Bir buçuk yaşında bir oğlu var, bu süre içerisinde teyzesi baktı çocuğa. Çocuk daha sütten kesilmemişti, ziyarete her gittiğimde çocuğa baktıkça kendimi tutamıyorum. Nasıl can dayanırdı ki çocuk, teyzesine “anne” diye sarılıyordu.

Bayan, gözaltında kaldığı sürece hiç kendine gelememiş, sürekli sinir krizi geçiriyormuş. “Ben teröristim beni nasıl insanların yanına koyacaklar” deyip tekrar bayılıyormuş, ablasının anlattıklarına göre. Tutuklandığı halde hastaneden hücresine koyamamışlar bir hafta.

Çocuğa bakan teyzesi ise o sırada ihraç olmuş, eşi de ihraç olmuştu. İlk üç ay çok zor geçti onlar için. Hem ekonomik hem de psikolojik sorunlar hayli yıpratmış aileyi!

Teyzesi diyor ki “Ben bu çocuğa baktığım sürece hiç darlık yaşamadım, hiç bez almadım, hiç ummadığım kişiler bez parası diye çocuğun eline para verdiler.”

Bu arada masum bebeğin babası da tutuklu. Dört ay boyunca anne çocuğunu yanına almak istedi ama vermediler, gerekçe olarak da “annenin psikolojisi uygun değil çocuğa bakmaya” diye gösterdiler. Anneyi terörist veya katil olarak görüyorlardı neticede!

Ama bedeli ağır oldu bayanın yaşadıkları, ağlamaktan neredeyse gözlerini kaybedecek duruma geldi. Şimdi ise sadece yüzde on görebiliyor. Bu süre içinde ailesi çok dilekçe verdi “doktora götürülsün” diye ama cezaevi yönetimi tarafından götürülmedi.

Çocuğa bakan teyzesi, işine geri döndü bu da elbette Allah’ın lütfu, eşi ihraç oldu aynı gerekçelerle ama teyzeyi tekrar iade ettiler. Bu olanlar üzerine bayanın yorumu şöyle: “Bunlar bu bebeğin yüzü suyu hürmetine yoksa bu şartlarda işe dönmem imkansızdı!”

Magduriyetler.com
20 Mart 2017 16:04
DİĞER HABERLER