İşkenceci Baro ve Feyzioğlu

''15 Temmuz’dan sonra devletin haber ajansı ve gazeteler işkence fotoğraflarını boy boy yayınlarken Feyzioğlu, başkentleri dolaşıp “Tutuklulara İşkence yapıldığına dair kanıt veya anlatım yok” şeklinde ‘yalancı tanıklık’ yaptı. Aynı günlerde avukatlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (Human Rights Watch) tanık oldukları işkenceleri anlatıyordu. ''
Bülent Korucu / Tr724

İşkence ve baro kelimelerinin yan yana çok sakil durduğunun ben de farkındayım. Ama meramımı anlatınca hak vereceğinize inanıyorum. Ne yazık ki herhangi bir barodan da değil Türkiye Barolar Birliğinden söz ediyorum. Başkan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun sabıkası bu nitelemeyi haklı çıkaracak örneklerle dolu. Doç. Dr. Kerem Altıparmak’ın istifası ve bazı yerel baroların tepkisi dışında bir kımıldanma göremiyoruz. O halde Başkan’ın günahlarını kuruma yüklemenin sakıncası yok.
 
SİYASİ KARİYER PLANI

Feyzioğlu, kendince siyasi kariyer planı olan biri. CHP veya Doğu Perinçek’in partisinden  Cumhurbaşkanı adayı olmayı hayal ediyor. İkisi de kolay görünmüyor. Olsun, 1150 odalı Saray’da başkan yardımcılığından birine de fit olur. Şahsi tercihidir der geçeriz ama şu anda oturduğu koltuğun ya hakkını vermesi ya da boşaltması gerekir. Kabzımallar Odası Başkanı olsa sadece meslektaşlarını ilgilendirir. Barolar Birliği Başkanlığı demokrasilerde neredeyse Yargıtay, Danıştay başkanlarına denktir. Zaten onun için Erdoğan’dan fırça yediği son toplantıya kadar başkanlarla aynı kürsüyü paylaşabiliyordu. Çocuğunuzu o şekilde toplum içinde azarlasanız, barışana kadar kırk kere özür dilersiniz. Feyzioğlu bulunduğu makamın onurunu bu kadarcık olsun korumadı. Sanki azarlandıkça sadakati ve bağlılığı artıyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında Barolar Birliği’nin başındaki ‘Türkiye’ ibaresini kaldırmakla tehdit etti. Feyzioğlu ne dese beğenirsiniz? “Sayın Cumhurbaşkanı’nın önüne kim bu projeyi getirdiyse kripto FETÖ’cüdür, PKK’nın sempatizanıdır, PKK’nın adına iş ve işlem yapmaktadır, yabancı istihbarat örgütlerinin kadrolu ajanıdır.” Fatih Tezcan ya da Ömer Turan gibi meczup AKP’li Twitter fenomenlerine ne kadar benziyor değil mi? Tepki koymak için ısrar eden barolara direnemeyerek Ankara’da ‘Söz savunmanın’ toplantısını yapmaya mecbur kaldı. 24 Şubattaki toplantı bir siyasi liderin gövde gösterisine dönüştü. Sınırlı sayıda icazetli konuşmacının ardından kürsüye çıkan Başkan Feyzioğlu, AKP’ye yönelen protestoları susturmak için epey çaba harcadı. Başbakan Binali Yıldırım ile diyalog içinde oldukları ‘müjdesini’ verdi.

TARAFSIZ GÖRÜNÜMLÜ PAYANDA

AKP ve Erdoğan’ın ne zaman tarafsız görünümlü bir payandaya ihtiyacı olsa Feyzioğlu koşa koşa gidiyor. Akademisyenler ülkede savaş yaşanmaması için bildiri hazırlıyor; Başkan ‘Sözde aydınlar’ diye hadlerini bildiriyor. İşlerini geri isteyen Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in açlık grevi toplumda karşılık bulmaya başlıyor; önce polisler sonra başkan damlıyor olay yerine. Gülmenler ve onları savunan avukatlar tutuklanıyor. Feyzioğlu konuşuyor: “Nuriye ile Semih’i evlat edinecek bir sempati içinde olmamı kimse benden beklemesin” Kimse ondan üvey ya da öz babalık beklemiyor zaten. Hukuk devletlerinde baro başkanı hukukçular ne yapması gerekiyorsa o bekleniyor. Onu yapamayacağını itiraf edemediği için ‘evlatlık’ demagojisiyle minder dışına kaçıyor. ABD’de Reza Zarrap’ın önce sanık sonra itirafçı olduğu dava gündeme geliyor; Başkan Gazman yetişiyor imdada: “Verin bu namussuzu biz yargılayalım.” O ‘namussuzu’ ülkenin en namuslusu ilan edip plaketler verildiğini, dosyanın yargı ve Meclis’ten kaçırıldığını bilmiyormuş gibi!

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi hakkında yakalama kararı çıkartılmasındaki tavrı da farklı değildi. Olaya sadece usul eleştirisi getirmiş ve şöyle demişti: “Sebebi de kararı Sayın Hakim okumadan imzalamış. çünkü Baro Başkanı Tahir Elçi için yurtiçinde saklanmakta olan kişi nitelemesini yapmış. Ama Aziz Nesin’lik olay. Makam odasından gidip polis alıyor. Bir kişinin yakalanması kararı bu kadar ucuz verilmemeli. Elçi’nin PKK’nın terör örgütü olmadığına ilişkin açıklamasına katılmamız ve desteklememiz hiçbir şekilde ve düşünce özgürlüğü içinde hoş görmemiz de mümkün değil. Tartışmanın gelişinde ifade edilmiş bir cümle olarak mütaala etmek istiyorum.” Elçi’nin katledilmesi ve katillerinin yakalanmaması konusundaki duyarsızlığı da meslektaşlarından yoğun tepki alıyor.

Feyzioğlu, 15 Temmuz’dan sonra yargının savunma ayağındaki çöküşe de sessiz kaldı. 1539 avukat hakkında soruşturma açıldı, 580’i tutuklandı, aralarında baro başkanlarının da olduğu 103’ü mahkum oldu. Ev ve işyerlerinin aranması, gözaltı ve tutuklama işlemlerinde kanunun avukatlara tanıdığı hiç bir hak kullandırılmadı. İddianame ve kararlarda belli kişi ve kurumları savunmanın suç olarak zikredilmesini görmezden geldi. Aynı şey kendine yapılsa Münevver Karabulut’u öldüren Cem Garipoğlu’nun suç ortağı olarak ceza alması gerekirdi. Kanun Hükmünde Kararnamelerle kuşa döndürülen savunma hakkına dair ağızını açmadı. Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticileri gözaltına alınınca, kafasını kumdan çıkarıp “Ne demek 5 gün avukatla görüşme yasağı! Savunma yoksa adalet yok!  Bu yaptığınız sadece terör örgütlerine yarıyor! #BasınÖzgürlüğü” diye tweet attı. ‘Başkan günaydın! Bu yasak beş aydır var’ şeklinde alay konusu oldu.

İŞKENCEYE YANCILIK YAPMAK

Yılbaşı gecesi Reina gece kulübüne saldırdığı iddiasıyla yakalanan Masharipov’un şiddette maruz kalmış yüzünü yansıtan fotoğrafı yayınlayıp üstüne “Emniyet Teşkilatımızı yürekten kutluyorum. İşte Türk polisi diye“ not düşmüştü. Bir avukat ve hukuk hocası olarak suçu ispat edilene kadar herkesin masum olduğu ilkesini unutmuş olmalıydı. Ancak aynı hafta iki ayrı kişinin daha ‘katil’ diye ilan edildiğini hatırlaması gerekmez miydi? Ya bu da yanlış kişiyse… Feyzioğlu, polisin yakaladığı ve ters kelepçe taktığı şüpheliyi (henüz sanık bile değil) yere yatırıp kafasına botla basmasında da bir sakınca görmüyordu.

15 Temmuz’dan sonra devletin haber ajansı ve gazeteler işkence fotoğraflarını boy boy yayınlarken Feyzioğlu, başkentleri dolaşıp “Tutuklulara İşkence yapıldığına dair kanıt veya anlatım yok” şeklinde ‘yalancı tanıklık’ yaptı. Aynı günlerde avukatlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (Human Rights Watch) tanık oldukları işkenceleri anlatıyordu. Ekim 2016’da ’Açık Çek; Türkiye’de Darbe Girişimi Sonrası İşkenceye Karşı Koruma Tedbirlerinin Askıya Alınması’ raporuna konuşan bir avukat şunları söylüyordu: “Bir aşamadan sonra artık sırtımı döndüm. Ona kaç kez vurduklarını bilmiyorum. Daha fazla bakamadım. Durdurmak için yapabileceğim bir şey olmadığını biliyordum. En sonunda ifade verdi…”

Feyzioğlu, bu avukat gibi çaresizlikten arkasını dönmüyor, tam tersine işkenceciye yancılık yapıyor. Son icraatları, hukuksuz biçimde kaçırılan öğretmenlerin görev yaptıkları ülkelerde pazarlıkçılık. Gürcistan ve Kosova’da istihbarat örgütlerinin hukuksuzluklarına çanak tutmak. Gürcistan Yüksek Mahkemesi iade talebini reddetti. Feyzioğlu ona fena içerledi. Kosova’da sonucu kestirdikleri için mahkemeyi beklemeden adam kaçırdılar. Başbakan, başsavcı hatta başpiskopos bile hukuksuzluk yapıldığını belirtip soruşturma ve özür için harekete geçiyor. Ama bizim baro başkanını ulusal ve uluslararası hukukun çiğnendiği konusunda ikna edemiyor.

Eskiden eleştiriyordum şimdi pişmanım: Feyzioğlu en iyisi ‘Hukuk penceresinden Türkiye’nin fındık sorunu ve çözümü’ gibi panellerde konuşsun. Düğün bayram tebriği paylaşmaya devam etsin. Eee, Erdoğan bu işe ne der bilemiyorum!

04 Nisan 2018 18:21
DİĞER HABERLER