İsveç’li aydınlardan hükümete açık çağrı: Türkiye’ye sınır dışı etme kararlarına son verin

Aralarında Avrupa Konseyi eski İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, İsveç Sosyal Demokrat Partisi eski yöneticisi, BM Büyükelçisi Pierre Schori ve İsveçli Kürt yazar Kurdo Baksi’nin inisiyatifi İsveç Hükümeti’nden Türkiye’ye sınır dışı etme kararlarına son verilmesini istedi.
Türkiye’nin resmen talep ettiği gazeteci Bülent Keneş hakkında İsveç Yüksek Mahkemesi’nin verdiği ret kararını örnek gösteren imzacılar, bu kararın, sınır dışı etme kararları için içtihat olarak kabul edilmesi ve yol gösterici olmasını talep etti.

30 Aralık Cuma günü İsveç’in en büyük gazetesi Dagens Nyheter’de yayınlanan hükümete açık çağrıda şu ifadeler kullanıldı:

Çağrı!

İsveç’in Türkiye’ye verdiği tavizler suçsuz insanları mağdur ediyor!

İsveç’imizin temsilcileri daha şimdiden Nato üyeliğini garantiye almak için alabildiğine fazla tavizler vermişlerdir. 11 yayıncı ve kanaat önderi bu çağrılarında ”Şimdi Türkiye’ye sınır dışı etme işlemleri durdurulmalı ve Kürtler’in insan hakları savunulmalıdır” diyorlar.

Kısa bir süre önce Dagens Nyheter gazetesinde Türkiye’nin İsveç’ten elde ettiği talepleri konusunda bir liste yayınlandı. Bu listede iade edilmeler konusu da yer almaktaydı.

İsveç’in taviz vermeye dayalı diplomasisinden mağdur olanlardan birisi, Türkiye’den kaçmış olan 45 yaşlarındaki Mahmut Tat oldu. Altı yıl üç ay hapis cezası ile mahkum edilmiş olmasına rağmen, O Aralık ayı başında İsveç’ten sınır dışı edilerek Türkiye’ye gönderildi. Türk polisinin TV kameraları önünde O’nu hapishaneye götürürken gösteren yayınlar yürek kanatan görüntülerdi.

Mahmut Tat, İsveç’in hukuki bi değerlendirme yapmadan sınır dışı ettiği ikinci kişi oldu. İlk olarak sınır dışı edilen Resul Özdemir, avukatının verdiği bilgilere göre Türkiye’ye girişinde işkenceye maruz kalmıştır.

İsveç Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü’nün [Migrationsverket], Tat’ın sınır dışı edilmesi kararının gerekçesi, Dagens ETC Dagens ETC: gazetesinde şu şekilde yayınladı; ”Türkiye’de gözaltı merkezleri ve hapishanelerdeki şartlar, başvurucunun uluslararası korumaya muhtaç olabileceği bir durumda değildir.” Bir diğer davada Migrationsverket basın sözcüsü İsveç İstihbarat Teşkilatı SÄPO’nun değerlendirmesini sınırdışı etme kararına gerekçe olarak ifade etti. Her ne kadar Migrationsverket, SÄPO tarafından ileri sürülen gerekçelerin belgelerini edinmemiş olsa bile, ”istihbarat polisinin uzman bir resmi kurum olması nedeni ile” verilmiş kararın adil bir karar olduğunu kastetmektedir.
Şu anda olup bitenleri tarif eden bir atasözü var; Eğer adaleti eğersen, o kırılır! Mahmut Tat’ın ilk resmi vekili/avukatı, Dagens ETC gazetesine verdiği demecinde, Tat’ın sınırdışı edilmesi davasına bakacak bir meslekdaş bulma konusunda yaptığı ve sonuç alamadığı çabalara işaret ediyor. Bu tür davalara bakma ve ilişkilenme konusunda giderek artan bir korkunun avukat camiasında olduğu görülüyor. Bu durum, özellikle de içinde bulunulan siyasi atmosfer döneminde daha bir talihsizlik anlamına geliyor.

İsveç NATO’ya üye olmak için başvuru yaptığından beri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan veto hakkını kullanmak ile tehdit etmeyi sürdürmüş ve İsveç’in ”bir terör yuvası olduğunu” iddia etmiştir. Erdoğan’ın taleplerine karşılık verebilmek için, NATO’nun geçen yaz Madrid’de yapılan zirve toplantısında İsveç, Finlandiya ve Türkiye arasında bir memorandum imzalandı.

Bu durum, ya Billström’ün tamamıyla aldatıldığını veya aynı zamanda bizzat kendisinin NATO üyeliğini elde edebilmek amacı uğruna gerçeklere karşı gözlerini kapatmaya hazır olduğunu göstermektedir.

Memorandum’da yer alan bir cümle, ülkemizde özgür bi yaşam aramış olan Kürtleri özel olarak ağır bir biçimde etkilemektedir. ”Finlandiya ve İsveç, Türkiye’nin terör şüphelilerinin geri gönderilmesi ve teslim edilmesi hakkındaki taleplerini hızla ela alacak ve Türkiye’nin elinde bulunan bilgiler, kanıtlar ve istihbari bilgiler temelinde Memorandum’un kamuya açıklanmasından sonra, Erdoğan yakalanarak Türkiye’nin resmi kurumlarına teslim/iade edilmesi gereken Türkiye kökenli kişilerin listelerini açıkladı. İsveç Hükümeti bu taleplere karşı çıkmadı. Bu konuda en sıkıcı ve rahatsız edici konu, İsveç Hükümeti’nin kimlerin terörist ve kriminel olduğu konusunda Türk Hükümeti’nin versiyonunu/tarifini direk olarak kabullenmesi ve satın almasıdır. Yani, Erdoğan hakkında eleştirel bir makale yazmış olan bir kişi ”Türkiye tarafından sunulmuş olan bilgiler, kanıtlar ve istihbarat belgeleri’ nedeni ile sınır dışı edilebilir.

Muhafazakar Parti (M) üyesi olan Dışişleri Bakanı Tobias Billström, Erdoğan’ın taleplerinin makul olduğunu ve olumlu karşılanması gerektiği hakkında garanti vermek için, Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu tekrar ediyor. Bu durum, ya Billström’ün tamamıyla aldatıldığını veya aynı zamanda bizzat kendisinin NATO üyeliğini elde edebilmek amacı uğruna gerçeklere karşı gözlerini kapatmaya hazır olduğunu göstermektedir.

Günümüz Türkiye’sinde politik sistem demokrasi konusunda çok önemli eksikliklere sahiptir. Parlamento’da mevcut ikinci büyük muhalefet partisi kesin bir kapatma tehdidi ile yüzyüze durumdadır ve bir çok temsilcisi hapsedilmiştir. Eleştirici/muhalif gazeteciler sorgulanmakta ve birçoğu başka ülkelere kaçmak durumunda kalmıştır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (IHAM) Türkiye’ye karşı insan hakları ihlali konusunda birçok davayı ele almak zorunda kalmıştır.

Erdoğan’ın terörizm kavramının bizzat kendisini İsveç’ten çok daha farklı biçimde kullandığını anlamak da önem taşımaktadır. Kendisini normal olarak eleştirenler de dahil olmak üzere, büyük ölçüde bütün muhalefet terörist olarak damgalanmaktadır.

Eğer İsveç, Erdoğan’ın nefret içeren kötü niyetli seçim kampanyasına yardımcı olmaya devam ederse, bu durum utanç verici bir skandaldan başka bir şey olarak adlandırılamaz. Daha fazla sınır dışı edilme olmamalıdır.

Madrid’de imzalanan memorandumun etrafında dönenler ve sonuçları, en azından Tidö anlaşması (İsveç’te Eylül seçimlerinden sonra kurulan muhafazakar-faşist koalisyon sözleşmesi -ç.n-)sonrasında ortaya çıkmaya başlamıştır. İsveç istibarat teşkilatı (SÄPO), Migrationsverket’e raporlar vermekte ve önleyici tedbir olarak da suçsuz insanları ”güvenlik riski” olarak damgalayarak onların İsveç’ten sınır dışı edilmelerini sağlamaktadır.

Genellikle ebeveynlerden birisinin ve çocukları İsveç vatandaşı olduğu ve diğer ebeveynin İsveç vatandaşı olmadığı durumdaki ailelerde, ailenin parçalanması riski vardır. NATO üyeliği için başvuruya kadar sürede, ülkemizde bir kişinin ”şüphelenilen” bir kişiye aşık olmasının cezalandırıldığı alabildiğine normal olmayan bir durumdu. Mayıs ayından beri gittikçe artan bir biçimde İsveç vatandaşı olmayan İsveç Kürtleri’nin SÄPO tarafından ”güvenlik riski” olarak damgalandıklarını görmekteyiz. Bu, İsveç gelenklerine aykırı bir durumdur. İsveç ikinci Dünya savaşından beri mülteciler için özgür bir yer olmuştur.

Basın yayın organlarında haberler, Türkiye’nin özellikle iade edilmesini istediği 33 kişi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu isimlerden her birisininsınır dışı edilmesini, Erdoğan bir başarı olarak görmektedir. Sonuçta, savunmasız insanlar, Haziran ayında yapılacak seçimler için Erdoğan’ın bir propoganda aracına dönüştürülmektedir.

Erdoğan kötü kamuoyu araştırmaları sonuçları, iflas etmiş bir devlet kasası ve yüksek işsizlik düzeyi ile mücadele etmektedir. Eldeki bütün verilere göre Erdoğan İsveç’in verdiği tavizleri önümüzdeki seçim öncesinde uluslararası bir anlamı ve statüsü olan bir başar olarak kullanmaya odaklanmış durumda olduğunu göstermektedir.

İsveç’imizin temsilcileri şimdiye kadar alabildiğine fazla tavizler vermişler. Bu durum suçsuz insanları mağdur etmiş ve Türkiye ile bağlantılı dostlarımız arasında derin bir endişe yaratmıştır. Eğer İsveç, Erdoğan’ın nefret içeren kötü niyetli seçim kampanyasına yardımcı olmaya devam ederse, bu durum utanç verici bir skandaldan başka bir şey olarak adlandırılamaz. Daha fazla sınır dışı edilme olmamalıdır.

İsveç, Türkiye’ye sınır dışı etme kararlarına ara vermelidir ve onun yerine Kürtler’in insan haklarını savunmalıdır. Aralık 2022’de İsveç Yargıtay’ı (Högsta domstolen) Türk gazeteci Bülent Keneş’in Türkiye’ye iade edilmesi talebini, aralarında İade Edilme Hakkında Yasa’ya göre engellerin mevcudiyeti ve Türkiye’de hukuk güvencesi hakkındaki eksikliklerin olması gibi nedenlerin bulunmasından dolayı reddetti. Bu durum, sınır dışı etme kararlarında da Migrationsverket, İdare Mahkemeleri (Förvaltningsdomstolar) ve SÄPO açısından da bir içtihat olarak kabul edilmeli ve yol gösterici olmalıdır.


30 Aralık 2022 15:33
DİĞER HABERLER