Kaçırma hadiseleri ne anlama geliyor?

Gözaltı, hapis ve işkenceden sonra şimdi de insan kaçırma hadiseleri.. Ne anlama geliyor?
17 -25 aralık soruşturmalarının örtbas edilmesi amacıyla 2014 yılında polislere yönelik sahurda başlatılan operasyonlar, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tavan yaptı ve tüm ülkede yüz bini aşkın kişi suçlu suçsuz ayrımı yapılmadan devlet eliyle zulme maruz kaldı. Yaklaşık üç yıldır yapılan fişlemenin ve tüm zamanını bu işlere ayıran istihbarat kurumlarının vermiş olduğu listelerle 16 temmuz sabahı başlayan büyük operasyonlar halen hız kesmeden devam etmektedir. Hazırlanan listelerde ismi bulunan kişiler ilk olarak memuriyetten açığa alınıp daha sonra ihraç edildiler. Listelerin C. Başsavcılıklarına gönderilmesinin ardından ev ve işyerleri arandıktan sonra  gözaltına alınan insanlar 30 güne kadar nezarethanelerde sıkış tepiş tutulduktan sonra büyük kısmı tutuklanarak cezaevine konuldu. Bugün cezaevlerinde aynı suç iddiasıyla tutuklu yaklaşık 50 bin kişi bulunmaktadır. 

Yapılan operasyonların siyasi olması ve savcılıkların delil yada suç şüphesinden yola çıkmayıp kendilerine gönderilen listeler ve gelen talimatlar doğrultusunda soruşturmaya başlamaları nedeniyle süreç hukuka uygun olarak yürümemektedir. Darbe girişiminin ardından siyasi irade ve medyanın yönlendirmesi ile hain girişimi Gülen cemaatine mensup ve sempati duyan insanların yaptığı algısı halkta oluşturulduğundan ilk etapta yapılan hukuksuzluklara ne halk ne de aydın kesimlerden herhangi bir tepki gelmedi. Ancak gün geçtikçe hukuksuzluğun ve baskının şiddeti arttı ve halkın hemen her kesiminden insana sıçradı. O kadar ileri gitti ki CHP eski genel başkanı Deniz Baykal'ın kızı bile cemaat mensubu olduğu iddiasıyla gözaltına alınmaya çalışıldı, ancak babasının Adalet Bakanı'nı aramasının ardından yanlışlık olduğu söylenerek işlem yapılmadı. Belli bir süre sonra olayı kontrol altına almak yada alınamasa da en azından halka öyle göstermek için bazı kriterlere göre hareket edildiği iddia edildi. Ancak buna da yine en başta kriterleri koyanlar uymadı. Hiçbir şeyden habersiz, hayatı boyunca hep doğrunun ve adaletin tarafında olmuş, suçun ve yanlışın semtine bile uğramamış binlerce insan geçmişte cemaate ait okul, dershane ve kolejlere gittikleri için terörist ilan edilip zorbaca muamelelere maruz kaldılar. 

Ancak diğer yandan ömrünün 10-15 yılını cemaate ait kurumlarda geçiren, daha düne kadar bununla övünüp rant sağlayan, bürokrat, iş adamı, vekil hatta bakanlar hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Kamuoyunda cılız da olsa bunun nedeni sorulunca da "onlar yanıldılar, suçları yok" denildi. Bu yaşananları halk görmeye başlayınca OHAL gerekçesi ile yeni düzenlemeler yapıldı ve halkın tepki göstermesini engellemek için tüm ülkede baskı ortamı oluşturuldu. Sosyal medyadan bile eleştiri yapan insanlar gözaltına alınıp tutuklandılar.

Tüm bu yaşananların yanında halkın tepkisini ve gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için süreç hız kesmeden devam ettirilmeye çalışıldı. Hakkında adli ve idari işlem başlatılan insanların  süreçleri hukuka uygun olarak başlamadığı için hukuk zemininde ilerletilemedi. Fişleme veya yapılan ihbarlar ile listeye dahil edilen insanlar idari soruşturma neticesinde değil OHAL KHK'sı ile ihraç edilip, dava açma hakları ellerinden alındı. Adli işleme maruz kalanlar hakkındaki soruşturmalar suç şüphesi ve delile dayalı olarak değil de siyasi iradenin talimatı ile başlatıldığından soruşturmalar tıkanmaya başladı. Soyut iddia ve iftiraları insanlar kabul etmeyince insanların boş dosyayla delilsiz olarak fazla tutulamayacağı anlaşıldı ve itirafçılık diye bir şey çıktı. İnsanlara "bu iddiaları kabul edersen seni bırakırız yoksa buradan çıkamazsın hatta ailen de zarar görür" diye baskı yapılmaya ve delil bulunmaya çalışıldı. Bir kaç kişinin hakkındaki iddiaları kabul ederek birkaç isim vermesinin ardından bu olaylar medyada abartılarak günlerce haber yapılıp halk üzerinde algı oluşturuldu. Ancak oran çok azdı ve insanların çok büyük bir kısmı itirafçılık adı altında işlemediği bir suçu kabul etmedi ve masum insanlara iftira atmayı kabul etmedi. Dosyalara bu yolla delil üretilemeyeceği anlaşılınca OHAL'in verdiği yetkiler sonuna kadar kullanılarak gözaltına alınan insanlar 30 güne kadar nezaretlerde bekletilmeye ve itirafçı olmaya zorlandı. Sonuç alınamayınca nezaret koşulları kötüleştirildi, 5 kişilik yerlere 20 kişi konuldu, ailelerle ve avukatlarla görüş yasağı getirildi ve nihayetinde fiziksel ve psikolojik işkenceler başladı. Ancak insanlar yine de kabul etmedi. 30 günü dolduranlar tutuklandı ve ardından süre sınırı da ortadan kalkmış oldu. Yapılan işkenceler darbenin başarılı olduğu altmışlar ve seksenleri aratır hale geldi.

Çocukları özürlü olan anne ve babanın her ikisi de tutuklandı, kanser hastalarına adli tıp tarafından cezaevinde kalabilir raporları verildi, hamile kadınlar cezaevinde doğum yaptırıldı, henüz bir aylık çocuğu bulunan annelere çocuğunu emzirme hakkı verilmedi ve insanın midesini bulandıracak derecede fiziki işkenceler yapıldı. Ancak bu yapılanların birçoğu haber dahi yapılmadı ve dillendirmek isteyenlere de hayat hakkı tanınmadı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi daha önce memuriyetten ihraç edilen 7 kişi Ankara'da kaçırıldı. Kaçırılan kişilerin tamamı Gülen Cemaati ile irtibat gerekçesiyle mesleklerinden çıkarılan kişiler. Ankara'nın merkezinde benzer şekilde kaçırıldılar ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Yaşanan yedi hadisenin birbirine çok benzemesi, aynı türden siyah transit kullanılması olayın faillerinin tek merkezden yönlendirildiğini gösteriyor. Mağdur ailelerin emniyete, savcılığa ve diğer devlet kurumlarına defalarca başvurmalarına, olaya ilişkin delilleri ibraz etmelerine rağmen yetkili kurumlar birbirleri ile anlaşmış yada aynı yerden talimat almışçasına olaylara kayıtsız kalıyor ve herhangi bir işlem yapmıyor. O kadar ki kaçırılma anına ait görüntülerin mağdur ailelerce emniyete verilmiş olması ve faillerin yüzlerinin görünmesine rağmen herhangi bir soruşturma ya da araştırma yoluna gidilmemekte. Kaçırılan kişilerin ihraç olma nedenleri, olayların üzerine gidilmemesi ve sessiz kalınarak delillerin yok olmasının beklenilmesi gibi durumlar hadiselerin malum cemaat soruşturması ile ilgili olduğunu ortaya koymaktadır. 

İnsanları işten atmak, terörist olarak damgalamak, uzun gözaltılar, tutuklama ve işkencenin ardından son nokta olarak insanların kaçırılması. Aileler kaçırılan kişilerin hayatlarından endişe etmekteler. Ancak devletin  olaya sessiz kalması yetmezmiş gibi medyada tek haber dahi yapılmamakta. 31 Mart 2017 de kaçırılan Turgut Çapan'ın eşinin yayınladığı video sonrası diğer aileler de seslerini duyurmaya çalıştılar. Ancak hala halkın büyük kesiminin yaşanan olaylardan haberi bile yok, olanlar da haberleri yokmuş gibi davranıyor. Terörün en yoğun yaşandığı ve faili meçhullerin sayılarının arttığı doksanlara adeta rahmet okuduğumuz bu günlerde bir sonraki adım ne olacak? İstenilen şeyler insanlara zorla yaptırılamazsa bir sonraki zulüm çeşidi ne olacak? Sıra kimlere gelecek? 

Samanyoluhaber.com / ANALİZ
23 Nisan 2017 18:55
DİĞER HABERLER