Kim ayrılmak ister ki!

Samanyoluhaber.com yazarı Abdullah Aymaz'ın yazısı
ABDULLAH AYMAZ 

Biliyoruz ki, Medine’de Efendimizin (S.A.S.)  Mescidinde kılınan namaz başka mescidlerde kılınanlardan bin kat daha çok sevap kazandırır. Mekke’de Ka’be’de kılınanı ise yüz bin kat…  Durum böyle iken,  l-i Beyt  seyyidlerinin oraları terk edip başka yerlere hicret etmeleri çok zor olsa gerek…  Bunların yanında cedd-i emcedlerine dair yüzlerce hatıra da oralarda  bulunuyor. Nasıl terk edip gitsinler?
Halbuki Efendimiz (S.A.S.)  “Arz benim gözümün önünde dürüldü de bana meşrıkları ve mağribleri gösterildi…  Benim ümmetim  güneşin doğup battığı her yere gidecek. Benim ismim her eve girecek, kıldan bir çadır bile kalmayacak mutlaka benim ismim girecek”  meâlinde müjdeler veriyor. Bunlar sadece bir müjdeden ibaret değil; İstanbul’un fethi gibi hedef göstermektir…
Mescid-i Nebevî’de ve Kâbe’de kılınan namazların sevabından daha büyük sevaplar kazandırır. Bu hususta da Ehl-i Beytin seyyidlerinin herkesten çok buna uymaları gerekir. Onlar iç onarım yani kalbî tamiratla görevlidirler. Ama Emevîlerin bazı zâlimleri ile amca çocukları Abbasîlerin bazılarının saltanat hırsları yüzünden zulme ve mağduriyete uğramışlardır. Yezit gibi zâlim ve gaddarlar, bunlar Peygamber torunu oldukları için, halk tarafından desteklenir ve saltanat elimizden gider diye, şimdi ülkemizde cereyan eden süreç gibi bir tenkil, bir kökten kazıma harekâtına girişmişlerdir. Onun için mazlum ve mağdur seyyid ve şerifleri Medine ve Mekke’yi terkederek dünyaya dağılmak zorunda kalmışlardır. Dikkat edilirse M. Fethullah Gülen Hocaefendinin “Küçük Dünyam”da Ahlat’tan, Nurs’tan  anlatmaya başlamaktadır. Canlarını kurtarmak için ta oralara kadar gelmişler, sığınıp gizlenmişlerdir…
Peki kaderin izin verdiği bu kanlı olayların hikmeti nedir?  Evet Selçuklu ve Saltuklu gibi boylarda, imparatorluk kuracak güç, cesaret ve kabiliyet vardı ama, İslâmî şuuru gönüllerinde kim mayalayacak, İ’lâ-yı kelimetullah duygusunu vicdanlarına kim yerleştirecekti?  İşte buralara iltica eden pirler ve tasavvuf  büyükleri olan  l-i Beytin  uluları!..  Daha sonradan Osmanlı bu işi sistemleştirdi: “Bunlara askerlik yok, bunlar vergi vermeyecek sadece İslamiyeti yaşayacak ve yaşatacaklar. İşleri bu…”
Şecereler çıkardılar ve Osmanlı Padişahları bunları imzalayıp mühürlediler. Bu durum, Kur’an’ın “Bir kısmınız sefere giderken bir kısmınız kalıp dinde tefekkür edip derinleşin emrine uygundur:  “Müminlerin hepsinin top yekün sefere çıkmaları uygun değildir. Öyleyse, her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dini hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve sefere çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle onları uyarmalıdır.”  (Tövbe Suresi, 9/122. Ayet)  ifadelerine uygundur.
On Beşinci Mektup’ta Üstad Hazretleri diyor ki: “Amma KADER  nokta-i nazarında feci âkıbetin hikmeti ise Hasan ve Hüseyin ve onların hânedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın bir arada olması gayet müşküldür. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi. Tâ kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri muvakkat ve sûrî bir saltanattan çekildi..  fakat parlak ve dâimi bir saltanat-ı mâneviyeye tayin edildiler..  âdî (sıradan) vâliler yerine, evliya aktaplarına merci oldular.”
On Dokuzuncu Mektupta ise, Üstad Hazretleri şöyle diyor: “Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır.  l-i Beyt ise hakâik-i İslâmiye’yi ve ahkâm-ı  Kur’aniye’yi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya peygamber gibi masum olmalı, veyahut Hulefâ-yı Râşidin ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi hâriku’l-âde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.” 
Bir Tirmizî  hadisi, Mescid-i Nebevî’de, hatta Efendimizin (S.A.S.) arkasında kılınan Cuma namazından, sefere çıkmanın (İslamın yayılması için gayret etmenin)  daha hayırlı olduğunu gösteriyor.
İbn-i Abbas’tan rivayet edildiğine göre:
“Resulullah (S.A.S.), Abdullah  b. Revaha’yı bir müfreze başında komutan olarak göndermişti ve bu Cuma gününe rastlamıştı. Askerler sabah erkenden yola çıkar. Abdullah b. Revaha ise geri kalır ve Resulullah (S.A.S.)  ile beraber Cuma’yı kılar ve arkadan yetişirim, fazladan da sevap kazanırım, diye düşünür… Namazdan sonra Resulullah (S.A.S.) onu gördü ve ‘Sabah erkenden arkadaşlarınla beraber niçin çıkmadın?’ dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Revaha,  ‘Sizinle beraber namaz kılayım, sonra arkalarından yetişirim, diye düşündüm.’  dedi. Bunun üzerine Resulullah (S.A.S.)  şöyle buyurdular:  ‘Yeryüzü dolusu para harcasan bile onların erken çıkışlarının değer ve kıymetini elde edemezsin!” Yani, onlarla birlikte olmanın sevabı, hiçbir şeyle değiştirilemez. 

31 Ekim 2023 11:59
DİĞER HABERLER