Konut krizinden kurtulmak için Hayrettin Karaman fetva verdi...

AKP iktidarının tartışmalı politikalarını verdiği fetvalarla meşrulaştıran Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı Hayrettin Karaman, son olarak krizde olan konut sektörünün imdadına "faizli kredi, zorunlu ise mübahtır" fetvasıyla yetişti.

Ekonomik büyümenin ve AKP iktidarının devamlılığının sağlanmasının en önemli kalemlerinden biri olan inşaat sektörü, siyasi istikrarsızlık, ekonomik göstergelerdeki bozulma ve yükselen konut kredisi faizleri nedeniyle zor bir dönemden geçiyor.

Konut satışları, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana devam eden düşüşünü 2018 Mart ayında da sürdürdü.

TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde konut satışları 2018 Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14 oranında azalarak 110 bin 905 oldu. Şubat ayında ise, satışlardaki düşüş oranı yüzde 5,4 olarak gerçekleşti.

Bu kötü tabloya bir de yükselen konut kredisi faiz oranları eklendi. Nisan ayı verilerine göre, konut kredisi faiz oranları, aylık yüzde 1,23 ile son 8,5 yılın zirvesini gördü.

Gayrımenkul almayı planlayanlar, bu tablo karşısında geri çekilince bazı inşaat firmaları 60 aya varan faizsiz senetli konut satışı gerçekleştirmeye başladı. 

Bu iç karartan tabloda, faizli kredi ile konut almak haram mı helal mi endişesi yaşayan ve büyük bölümünü AKP'li seçmenin oluşturduğu muhafazakar tüketici kitlesini 'vicdanen' rahatlatma misyonu üstelenen Karaman devreye girdi ve 'zorunluluk varsa mübahtır' yazısı kaleme aldı.

4 Mayıs tarihli yazısında Karaman, ihtiyaç sebebiyle faizli kredi tartışmasının yeni olmadığını hatırlatarak girizgah yaptığı yazısında, "...lüks sayılmayan bir finans ihtiyacı ortaya çıktığında, eğer ihtiyaç faizli kredi almadan giderilemiyorsa, başka bir kapı yoksa bu ihtiyacın zaruret sayılıp sayılmayacağı" satırlarıyla, faizi meşrulaştırma niyetinin ipuçlarını net bir biçimde veriyor.

1987 yılında bu konuda yazdığı bir yazıya atıfla, Karaman bir yandan, "faiz helaldir ve ev almak isteyenlere faizli kredinin caizdir" görüşünü benimsemediği halde, kimilerinin kendisini bununla itham ettiğini savunsa da, bu sitemin ardından gelen satırlarda, faizli kredinin neden mübah olduğunu açıklamaya girişiyor.

Karaman şöyle anlatıyor meramını:

    "Önce şu hususu açık ve kesin olarak ifade etmek isterim ki, benim inancıma göre reel faizin azı da çoğu da haramdır. Banka faizleri de İslâm’ın faiz yasağının kapsamı içindedir. Müslümanların vazifesi faizsiz banka, faizsiz kredi (karz-ı hasen), tekâfül sigortacılığı, faize bulaşmayan şirketler ve kooperatifler… oluşturarak, mevcut olanları destekleyerek ticareti, ekonomiyi ve karz ihtiyaçlarını faizden arındırmaktır.

    Bunların bulunmadığı, bulunduğu halde yeterli olmadığı veya ihtiyaç sahibine cevap vermediği durumlarda Müslümanlar ne yapacaklar?"

Tam bu noktada Karaman, faizli krediyi meşrulaştıran bakış açısını okuyucuyla paylaşıyor:

    "Şüphe yok ki, takva adına ruhsatlardan istifade etmemeyi (azimeti) tercih etmek bir güzel kulluk davranışıdır; ancak insanlar tek başına yaşamıyorlar, birinin katlanabileceği sıkıntılara onun eşi, çocukları ve hukuki ilişki içinde olduğu çevresi katlanamayabiliyor."

Yazacağı hususlar konusunda içtihat yapmadığını, alimlerin görüşlerini naklettiğini ifade ederek kendini güvence altına almaya çalışan Karaman, açık bir biçimde "zaruretin haramları mübah kıldığını" savunuyor ve böylece faizli kredi konusunda kafası karışık kitleleri iknaya soyunuyor.

Karaman dini yorumlardan alıntıladığı ve faizi onayladığı bölümde ise şu satırları kaleme alıyor:

    "...bu durumda haram maldan, ihtiyacın ötesinde -lüks ve refah seviyesinde- istifade edilemez, ama ihtiyaç kadar istifade edilebilir. Mesela istifade edilen haram malın başkalarına ait olduğu bilinse, fakat sahipleri henüz bilinemez olsa -ileride de bilinmesi mümkün değilse mal zaten ammeye intikal eder- bu maldan istifade etmek caizdir; çünkü amme menfaati, özel zarûret gibidir. Zarûret bir kimseyi, halkın malını gasp etmeye mecbur bıraksa onun için bu caiz olur; hatta açlık, soğuk, sıcak gibi bir sebeple öleceğinden korksa, bu ihtiyaçlarını karşılayacak malı gasp etmesi (caiz olmanın ötesinde) gerekli hale gelir. Bir kişiyi hayatta bırakmak için bu gerekli olursa, binlerce hayatı kurtarmak için gerekli olmaz mı? İçinde Allah’ın makbul kullarının da bulunması muhtemel olan toplumu ayakta tutmak, bir kişinin zarûretini gidermekten daha önemlidir ve ona tercih edilir."

04 Mayıs 2018 11:56
DİĞER HABERLER