Kültür Mirasımızın Münevverleri 4: İsmail Hami Danişmend

Yakın tarihin şüphesiz en önemli münevverlerinden birisidir İsmail Hami Danişmend.

M. ERTUĞRUL İNCEKUL 

Yakın tarihte yaşamış münevverlerimizi kültür mirasımıza katkıda bulunmak amacıyla yetişmekte olan genç kuşaklara bir nebze daha tanıtabilmek için yazmaya devam ediyorum. Yakın tarihin şüphesiz en önemli münevverlerinden birisidir İsmail Hami Danişmend.

Danişmend ismi bilgi ve ilim sahibi manasında, Fatih ve Süleymaniye Medreseleri olmak üzere icazet alma seviyesine gelen talebelere verilen isimdir. Bu hamiyetperver, çalışkan, gayretli vatan evladı her şeye rağmen tarihi misyonunu yerine getirmiş ve gelecek nesillere bir kültür mirası bırakmıştır. Türkçülük yönü ön plandadır. Danişmendoğulları Beyliği’nin kurucusu Danişmend Gazi soyundan gelen İsmail Hami Danişmend, Türk tarihi ve Türk dili sahasındaki araştırmalarıyla tanınmış seçkin bir tarihçimiz ve oldukça değerli bir fikir adamımız olarak kendisini bütün ilim çevrelerine kabul ettirmiş bir değerimizdir. Babası Cebel-i Garbî Mutasarrıfı Emir Mehmet Kâmil Bey, annesi Melek Hanım’dır. Merzifon’da 1 Ocak 1889 ‘da doğmuştur. 

Günümüzdeki Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin benzeri olan Mekteb-i Mülkiyye’de okuduktan sonra kısa bir dönem Dışişleri Bakanlığında çalıştı, fakat memurluğu sevmediği için kendisini gazetecilik ve yazarlığa adadı. Engin bilgi ve kültüründen dolayı bazı üniversitelerde Yakınçağ Tarihi, Dinler Tarihi, Siyasi ve Medenî Tarih gibi çeşitli dallarda hocalık yaptı, ayrıca İngiliz işgaline uğrayıncaya kadar da Bağdat Hukuk Fakültesi dekanlığını yürüttü. İstiklal Savaşı sırasında tam bağımsızlığı savunan ve milliyetçiliği teşvik eden ateşli gazete yazılarıyla Mütareke’nin karanlık günlerinde İstanbul’da bir ümit ışığı oldu. Sivas Kongresi’ne İstanbul delegesi olarak katıldı. Kongrenin divan kâtipliğine seçildi. Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra resmi görev almayan İsmail Hami Danişmend, tarih ve dil araştırmalarına yöneldi. Aynı zamanda çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Arapça, Farsça ve Fransızca’yı çok iyi bilen, ayrıca Almanca, Latince ve Sümerce’yi de okuyup anlayabilen İsmail Hami Danişmend 12 Nisan 1967’de vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.

İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi eseri bugünkü teknoloji ile bile benzeri yazılamayan bir eserdir. Türk İslam Tarihi'ni Türkçülük ana fikri ile incelemiştir. Türkler ve Müslümanlık eserinde Türklerin neden Müslüman olduğunu yazmıştır. Müslüman Türk halkının içine düştüğü Batı hayranlığı, Batı taklitçiliği ve aşağılık duygusundan kurtarmak için İslam Medeniyeti eserini kaleme almıştır. Ayrıca Garp İlminin Kur’an-ı Kerim Hayranlığı kitabı da önemli bir eseridir. Sözlük çalışmalarıyla da önemli hizmetler yapan Danişmend’in güçlü bir yönü de şairliğidir. Şiirlerini kimi zaman gerçek adıyla, kimi zaman da Muhtî ya da Râbia Hatun takma adlarıyla yayımladı. Önce eşine ait olduğu söylentisi yayılan bu şiirlerde kullanılan Râbia Hatun takma adının kendisine ait olduğunu daha sonra açıkladı. Bu açıklama ile birlikte “Rabia Hatun Şiirleri” (İstanbul 1961) adlı bir kitapçıkta toplandı. İsmail Hami Danişmend, bilimsel ve mede¬nî cesaretiyle her konunun üzerine giden bir karaktere sahipti. Kitapları ile makalelerinde sade ve akıcı bir üslûp kullanmış, bundan dolayı Türkiye’de en çok okunan yazarlardan biri olmuştur. Her cumartesi tanınmış edebiyatçı, şair ve yazarlar Danişmend’in evinde toplanarak çeşitli konularda tartışmalar yaparlardı.

Yakın tarihi doğru tahlil etmeden kendi aydınlarımızı anlayamayız. Aklı tarihsellik içinde ele almak için, tarihi yaşandığı dönemin gerçekleri ile bilmek gerekiyor. Son birkaç yüzyılımız itibarıyla fetret dönemlerimiz hiç bitmiyor. 30 Mart 1856 Paris Antlaşması ile Osmanlı Devleti birçok özgürlüğünü ipotek olarak Avrupa’ya vermiştir. Islahat Fermanı Batılı ülkelerin mutabakatı ve yönlendirmesi ile hazırlanmıştır. Tanzimat Fermanı ile benzer yönleri vardır. Bu kırılmalarla başlayan süreç 1876'da çıkarılan Kanun-i Esasi ile 1. Meşrutiyet ve 1908 2. Meşrutiyet ilanı ile geçici bir özgürlük ve demokrasi maceramız 1920 de sona ermiştir. Cumhuriyetin kuruluşu ama bir türlü çoğulcu bir demokrasiye geçemeyişimiz; (bknz:  Vehip Paşa - Kahramanlıktan Sürgüne ve https://www.tr724.com/m-kemal-ittihatcilari-nasil-tasfiye-etti/ (Dr. Yüksel Nizamoğlu).  Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek İstiklal Mahkemeleri ve tasfiyeler hiç hız kesmemiştir. Günümüzde olduğu gibi demokrasiden ve çoğulcu düşüncelerden rahatsız olanlar, yok etmek istediği grup veya grupları önce düşmanlaştırıyorlar sonrası da kökünü kazımaya çalışan Leviathan cephesinde değişen bir şey yok aslında.



Toplumsal buhranlarımız, savaşlarımızın devam ettiği yıllarda ortaya çıkan aydınlarımız, vatan sevdalısı münevverlerimiz ise şartların çetinliği, olumsuzluğu yönüyle normal zamanlarda fikri olarak öne çıkanlara göre çok daha kıymetlidirler. Yazdıkları, ürettikleri eserler, ortaya koydukları aksiyoner hayatları, mücadeleleri yeniden onları okuyup geleceğe yön vermek isteyenler açısından çok hayatidir. Ayrıca bir türlü ne Doğulu ne Batılı olamayan ve şizofrenik bir şekilde kimlik arayışı süren bizim gibi toplumlar için özellikle milli şuurumuza, irfan düşüncemize, ahlâk sistemimize, kültür mirasımıza değer vermiş, bu uğurda hayatını adamış aydınlarımıza sahip çıkmak, okumak, hayatlarını incelemek, geleceğimize yeni pencereler açacaktır. Şabloncu, muhakemesiz, kendi olmaktan uzak insanların bizim gelecek inşamıza katacağı bir şey olmasa gerek. Tekrar toplum ve birey olarak ayağa kalkacaksak, düştüğümüz yerden işe başlamak gerekmiyor mu? 

20 Aralık 2022 14:31
DİĞER HABERLER