Kuran-ı Kerimi , Hukuku, Tarihi tahrif eden kim?

''Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları tartışır.” diyor
AHMET KURUCAN - TR724.COM

“Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları tartışır.” diyor Eleanor Roosevelt. Büyük beyin olduğum iddiasında değilim ama bu yazı ile fikir üzerinden bir tartışmaya katılacak ve karşıt düşüncelerimle katkıda bulunmaya çalışacağım. Fakat bu demek değildir ki söz konusu fikri gündeme getiren şahıstan hiç bahsetmeyeceğim. Bu eşyanın tabiatına aykırı. Zira tartışma konusunu dile getiren ismiyle-cismiyle, yazısıyla-konuşmasıyla bir insan var ortada. Sadece gerekli olduğu kadar ve yeri geldiğinde kendisi ve düşüncelerinden söz edip kaç gündür kamuoyunda belli çevreleri meşgul eden konuya odaklanacağım.


 
Bu şahıs Ahmet Akgündüz. İşin aslı dile getirdiği düşünceler iki satırla bile olsa cevap vermeyi ve muhatap almayı hak etmiyor ama sözüne itimat ettiğim bir arkadaşımın ısrarı ile yazmaya karar verdim ve yazma kararımı bir tweet ile kamuoyu ile paylaştım. Tam bu arada Yüksel Çayıroğlu sıralı tweetler attı. Attığı tweetlerde dile getirdiği düşünceler benim kaleme alacağımı söylediğim yazıda söyleyeceğim şeylerdi. Ben de mesele vuzuha kavuştu deyip vazgeçtim ve bu kararımı yine bir tweet ile kamuoyu ile paylaşacaktım ki mesele olduğu yerde durmadı, ilave başka izahlar, cevabî yazılar olunca yeniden yazmaya karar verdim.

Beni bu yazıyı yazmaya zorlayan bir diğer sebep ise Akgündüz’ün Facebook sayfasında yaptığı açıklamada “Allah’ın kelamını Akgündüz’ün sözü gibi göstererek Kur’an’ı tahrif ediyorlar.” ithamının ürperticiliği oldu. “Bir İslam Hukuku uzmanı olarak başka cevap mı vermemi bekliyorlardı acaba?” diyerek bitirdiği ve söylediği düşüncenin arkasında olduğunu belirten bu sözler aslında onun ilmi kifayetinin de bir göstergesi. Bir İslam hukuku uzmanı ve ayetin zahiri manasından hareketle kelimesi kelimesine şunları söyleyebiliyor katıldığı Akit TV’deki programda: “Kur’an-ı Kerim’deki Hucurat süresindeki açık ayet gereği, eğer devlete isyan ediyorsa İslamiyet ve Kur’an-ı Kerim onların katledilmelerini bile caiz görüyor.” İslam hukuku açısından bakınca neresini düzelteceğim bunun diyorum. Pozitif hukuk açısından bakınca karşımda duran cümlenin bir tek karşılığı var; nefret söylemi ve nefret suçu.

Bu girişten sonra Basri Doğan’ın Tr724’te yayınlanan yazısına atıfta bulunmak isterim. Bu rektör Hollanda’yı neden karıştırıyor?

Doğan “Bakalım bu sefer amacına ulaşabilecek mi? başlıklı yazısında Akgündüz’ün yakın tarihimizde benzeri çıkışlarını toplamış ve bu çıkışı ile nefret söylemi kapsamında geçireceği muhtemel bir soruşturma esnasında ifade hürriyetini gündeme getirerek ”Bakın bizi dışlıyorlar. Irkçılar” v.b açıklamalar bulunarak AKP rejiminin desteğini almaya çalışacaktır.” diyerek yorumluyor. İlk bakışta bir niyet okuması gibi gözüken bu tespit yazının ilerleyen satırlarında başka örneklerle desteklenince ayakları yere basan bir yorum nitelemesini hak ediyor. Bir de Akgündüz’ün cemaatin günah keçisi ilan edilmeye başladığı günden bu yana dile getirdiği söylemleri ilave ederseniz insan ister istemez neden olmasın diyor. Bekleyim göreceğiz. Bakalım zaman ömrü olanlara neler gösterecek?

Akgündüz mezkur konuşmasının tartışmaya medar olan kısmı şu: “İster veliyyullah olsunlar -bu kelime çok önemli, çünkü bana Anadolu’da soruluyor; “Hocam, F.. içinde öyle insanlar var ki bizden takva”, olabilir diyorum, ister takva sahibi olsun ister veliyyullah olsun, Kur’an-ı Kerim’deki Hucurat süresindeki açık ayet gereği eğer devlete isyan ediyorsa İslamiyet ve Kur’an-ı Kerim onların katledilmelerini bile caiz görüyor. Dolayısıyla F… ve ekibi hangi hizmeti yapmış olursa olsun geçmişte, ister Türk birliğine ister başka şeye, ama sadece o 15 Temmuz’daki o fitne hareketi ve devlete baş kaldırmasıyla bağıdırler, bu da İslam’a aykırıdır.”


Bu açıklamayı okuyan, konuşmayı dinleyen kim olursa olsun Kur’an onların katledilmelerini caiz görüyor” cümlesini de açıkça kullandıktan sonra elbette “ölüm fetvası” çıkarımını yapar. Akgündüz’ün açıklamasında dediği gibi  “Gülen grubunu öldürün” demiş sonucunu çıkartır. “Hayır onu demek istemedim, şunu dedim, kastım şuydu” gibi te’viller bu gerçeği değiştiremez. Onun için meselenin kamuya intikalinden sonra Hollanda makamlarının bunu incelemeye alacaklarını söylemesi gayet doğaldır. İşte tam da bu noktada İslam hukukçusu olduğunu söyleyen ilim adamına düşen ilmin namusunu da koruma adına çıkıp “irticali konuşmanın esnekliği içinde yanlış anlaşılmalara medar olacak bir cümle sarf ettim. Maksadımı aşan bir beyandır. Kastım şudur” diye açıklama yapmasıdır.

Ama Akgündüz tam tersini yaptı. Yapılan çıkarımların haklılığını ispat edercesine sözlerinin arkasında olduğunu söyledi, dile getirdiği Hucurat suresi ayetinin mealini verdi, verdiği hükmün gerekçesini açıklayarak ayetle irtibatını kurdu, sonra arkası arkasına gelen üçüncü cümlede kendini yalanlayarak ben böyle demedim dedi ve üstelik bu çıkarımı yapan cemaat mensuplarını Kur’an’ı tahrifle suçlayıp Allah’a havale ederken Hollanda adaletinin bunlara gerekli cezayı vereceklerini söyledi.

Kısaca özetlediğim açıklamasını bir daha okuyalım isterseniz: “Harp Uçakları, Tankalar-herhalde tanklar demek istiyor!AK) ve her türlü silahlara devlete isyan edenlerin ve 250 masum insanları öldürenlerin hükmü İslama göre nedir sorusuna verdiğim cevap şöyleydi: Bunlar, Devlete isyan etmişlerdir, bunlara bağı denir. Kur’an bunlar hakkında şöyle buyurmaktadır:”Kur’an, Hucurat, Ayet: 9 -Eğer mu’minlerden iki tâife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri (aralarında hüküm verdikten sonra yine de) ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah’ın emrine dönünceye kadar, o saldıran (taraf)la savaşın! Fakat dönerse, o hâlde aralarını adâletle düzeltin ve adâletli olun! Şubhesiz ki Allah, adâletli olanları sever.”Haşa “Allah’ın emrine dönünceye kadar, o saldıran (taraf)la savaşın!” ifadesini Akgündüz’ün sözü gibi tahrif ederek, “Gülen grubunu öldürün” demişim gibi Hollanda basınına lanse etmişlerdir. Bunları, Kur’an’ı tahrif ettikleri ioin Allah’a havale ederken, dünyada da hak ettikleri cezayı, Hollanda adaletine bırakıyorum.Bir İslam Hukuku uzmanı olarak başka cevap mı vermemi bekliyorlardı acaba.”

İmla hataları ile dolu, özensizce ale’l acele yazıldığı izlenimini veren bu metinde üzerinde durulması gereken 3 husus tespit ettim.

15 Temmuz mel’un darbe girişimi.
Devlete isyan, bağy.
Hucurat 9. ayeti ve Kur’an’ın tahrifi



1-15 Temmuz mel’un darbe girişimi

Aradan geçen 2,5 yıl içinde Adem Yavuz Aslan’ın tespitiyle “başarısız olması üzerine kurulu bir senaryo” olduğu anlaşılan 15 Temmuz mel’un darbe girişiminden cemaati birinci dereceden sorumlu olduğunu söylemek gördüğünü anlayan akl-ı selim sahibi hiçbir insanın kabul etmeyeceği bir gerçek. Bununla beraber Akgündüz’ün bu konu ile alakalı cümlesinde gerçek olan bir tek şey var; o da 250 masum insanımızın şehit olduğu. Ama asıl soru şu; kim bu insanları öldürdü? Neden şehitlere otopsi yapılmadı? Mermiler balistik incelemeye neden gönderilmedi? Neden darbe komisyonu darbeyi aydınlatmak için gerektiği gibi çalışmıyor? Neden sorumluların bulunması için meclise verilen soru önergeleri ret ediliyor? Neden dönemin Genel Kurmay Başkanı, MİT müsteşarı komisyona ifade vermeye gitmiyor? Yüzlerce, binlerce cevapsız bırakılan sorular. Burada bırakıyorum.

İslam hukukçusu olduğunu söyleyen insan şu ana kadar bu ve benzeri yüzlerce-binlerce cevapsız soru üzerinde düşünmediyse, kısıtlı imkanlarıyla yurt dışından veya içinden bu mevzuları aydınlatmak için yazılan yazıları okumadı, yayınlanan videoları izlemediyse hakikati araştırma, doğruyu öğrenme ve gerçekle yüzleşme gibi bir niyetinin olmadığını lisan-ı haliyle ilan ediyor demektir. 

Erdoğan rejiminin üretmiş olduğu ve devletin amansız gücünü arkasına alarak yaptığı ezici propagandaların altında kalmış bir insandır benim nazarımda böyle birisi. Halbuki ilim adamlığı kimliği ve hele hele Allah’ın makasıdı ekseninde dünya hayatında adaleti sağlamayı merkezine koyan bir ilim dalının mensubu olma tam aksi istikamette davranmayı gerektirir. Hâkim söylemin ezici baskısında kurtulup bir de suçlanan kişileri dinleme, onların bakış açısıyla hadiseleri bakmayı gerektirir. İslam Hukukçusu olduğunu söyleyen Akgündüz sanırım şu iki külli kaideyi biliyordur: “Beraat-i zimmet esastır.” Masumiyet karinesi de denen bu kaide bir insan suçlu olduğu ispat edilene kadar suçsuzdur anlamına gelir. Ve “Beyyine müddeiye, yemin ise münkire gerekir.” Yani delil iddia makamına, yemin ise hakkında yapılan suçlamayı inkar edene gerekir.” Zira yok ispat edilemez. Var diyen ispatla mükelleftir.

2-Devlete isyan

Arapça kelime ve İslam hukuk literatürdeki şekliyle bağy. İslam hukukunda “bağy” meşru devlet başkanına silahla karşı koyma ve isyan etme anlamını taşır. Bağy eylemini yapana bâğî denir. Bağy, İslam hukukunda siyasi bir suçtur ve bu eyleme girişenlerin ölüm cezası da dahil çeşitli cezalarla cezalandırılmaları için birçok şart ileri sürülmüştür. İhtimal Akgündüz’ün gözünden kaçmış ya da dillendirmek istemiyor, İslam hukukçuları isyancılara cezayı öngörmeden önce onları isyana sürükleyen vasıf ve hadiseler üzerinde durmuş, devlet başkanın meşru olup-olmadığı, üzerine düşen görevleri adil bir şekilde yapıp-yapmadığına bakmışlardır. Bu iki konu siyasi olarak değerlendirilen isyan suçunun gerekçesini tespit etmeye yöneliktir ve bu tespitin doğruluğu ve yanlışlığına bağlı olarak ceza verip-vermeme, ceza verilecekse cezada orantıyı belirleme adına kullanılır. Bir başka ifadeyle isyanın gerekçesine, mahiyetine, sınırına, kapsamına bakmadan “isyan var, isyancıları öldürün, ayet de zaten bunu emrediyor” diyen mantık, hukuku inkâr ve bahsini ettiğimiz gerekçeleri tespit ederek konuyu hükme bağlayan mezhep imamları başta olmak üzere bütün İslam hukukçularına hakaret ediyordur. Kaldı ki Ebu Hanife haricinde isyancıları ölüm cezası verilir diyen bir hukukçu da yoktur.

Devam eden şartlarda isyancıların kuvvet kullanması, devlet başkanının meşru emirlerini uygulamama kasıtlarının olması, karşıt kuvvet kullanımının isyanın sona ermekle sınırlandırılması, isyancıların Müslüman kimliğinden dolayı savaş hukukundaki düşmanlara yönelik hükümlerin katiyen uygulanmayacağı yani mallarının ganimet, aile fertlerini esir statüsüne sokulamayacağı da hukukçuların ittifak ettiği hükümlerdendir. Buradan ilerleyip birer cümle ile işaret ettiğimiz bu hususları mezhepler arasındaki görüş farklılıklarını ve dayanaklarını olan ayet ve hadislerle temellendirebiliriz. Nitekim Yüksel Çayıroğlu bahsini ettiğim o sıralı tweetlerinde bunu gayet güzel bir şekilde özetleyerek anlatmış. Bu konuda meraklı olanların o tweetleri yeniden okumalarını hararetle tavsiye ederim.

Fakat bir taraftan bunu yaparken şunu unutmamak lazım; devlete isyan suçu ile alakalı okuduğumuz bu bilgiler nedir?  Hiç lafı eğip bükmeden açıkça ifade edelim; hukuk tarihinin konusu olan bilgilerdir. Uygulama alanı yoktur. Bugün söz konusu hükümler uygulanacak denilse ben ilk itirazın İslam hukukçusu olduğunu söyleyen Akgündüz’den geleceğini düşünürüm. Çünkü adı üzerinde içtihadî hükümler ve bu hükümler üretilmiş olduğu dönemin sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel arka plan şartlarını üzerinde taşıyor.

Sözün geldiği bu aşamada Akgündüz’ün şu soruyu cevaplamasını beklerim; madem ki bağy/devlete isyan ile alakalı hükmü 15 Temmuz mel’un darbe girişimi ile alakalı gündeme getirdiniz ve uygulanabileceğine kanisiniz; o zaman Kur’an’ın mesela hırsızlıkla alakalı vermiş olduğu el kesme hükmünü neden uygulanmıyor? Daha net sorayım, 16 yıllık muktedir İslamcı AKP iktidarı bu cezayı neden uygulamıyor?  Sayın Akgündüz, tıpkı bağy konusunda olduğu gibi İslam hukukundaki içtihatları da bir kenara bırakarak Maide süresi 38. ayete göre hırsızlık yapanların elleri kesilmelidir neden demiyor ve iktidara bu hususta bir tweet ile olsun telkinde bulunmuyorsunuz?

Bir adım daha ileri atıp şunu da sorabilirim; sizin ömrünüz Osmanlı Kanunnameleri üzerinde yaptığınız çalışmalarla geçti. Pekala 6 asırlık Osmanlı tarihinde Osmanlı bu ayete göre kaç hırsızın elini kesti? Toplamının iki elin parmak sayısını geçmemesi ve ayetin açık emrine rağmen hapis, sürgün, para cezası gibi cezalar verilmesinin nedeni nedir? Sizin mantığınızı sizden ödünç alarak sorayım, Osmanlı padişahları, bürokrasisi ve hakimleri ayeti tahrif mi etti?

Son söz olarak söyleyecektim ama yeri gelmişken söyleyeyim; bugün itibariyle hukuk tarihinin konusu olan bilgileri gündeme getirip, ayeti de buna delil olarak göstererek “ister takva sahibi olsun ister veliyyullah olsun, Kur’an-ı Kerim’deki Hucurat süresindeki açık ayet gereği eğer devlete isyan ediyorsa İslamiyet ve Kur’an-ı Kerim onların katledilmelerini bile caiz görüyor.” demek nedir biliyor musunuz sayın İslam hukukçusu Akgündüz: hem ayeti, hem hukuku hem de tarihi tahriftir.

Savrulduğunuz yeri size göstermesi açısından bir ayna daha tutayım Sayın Akgündüz; siz Nurcu gelenekten geliyorsunuz. Bilebildiğim kadarıyla sizin mensup olduğunuz Nurcu gelenek devleti önemser ama kutsamaz. “En kötü devlet devletsizlikten iyidir, zira devletsizlik anarşi ve kaos doğurur” der. Bu görüşlerin isabetli olup olmadığının tartışması başka bir yazının konusu olabilir ama Nurcu geleneğin devlete bakış açısı budur. Bugün savunuculuğunu yaptığınız İslamcı zihniyet ise muhalefet yıllarında iken devlete “tağut” diye bakardı. İktidara geldikten sonra değişti ve 16 yıl sonra bugün geldikleri yer devleti mabud gibi gördü ve görüyor. Yani devlete tapıyorlar. Millete hizmet etmenin mekânı ve makamı olan koltukları bırakmamak için ellerinden gelen her türlü kanunsuzluğu ve ahlaksızlığı yapıyorlar. Spektrum’un iki ucu. Bir tarafta devlet tağuttur/puttur  diğer tarafta devlet mabuddur. Siyah ve beyaz. Ortası yok. Ne büyük ve ne yaman bir savrulmadır Allah’ım bu? Akgündüz sizin savrulmanız da İslamcıların savrulmasından aşağı değil. Şu an durduğunuz yer devlet mabuddur noktası. İsterseniz aynaya bu gözle bakın. Arzu ederseniz ayağınızı kaldırın ve durduğunuz yeri görün.

3-Hucurat 9. ayeti ve Kur’an’ın tahrifi

Akgündüz’ün de bildiği gibi Hucurat suresi adabı muaşeret dediğimiz kaideler ve bu kaidelere temel teşkil edecek ilke ve prensipleri ihtiva eder. Hatta Ali Bulaç’ın “Eğer bir İslam Medeniyet tasavvurundan söz edilecekse ana referans noktalarından biri olur” dediği sürenin adıdır Hucurat süresi.

9.ayete gelince ayetin meali şu: “Müminlerden iki grup birbiriyle kavga ederse aralarını düzeltip onları barıştırın. Şayet bu gruplardan biri söz dinlemez ve değerine saldırırsa, saldıran tarafa karşı Allah’ın emrine uygun hareket edinceye kadar savaşın. Saldırganlıktan vazgeçerse, iki tarafın arasını adilce düzeltip sulhu/barışı sağlayın ve sakin adaletten şaşmayın.  Şüphesiz Allah adil olanları sever.” Ayetin nüzul sebebi olarak birçok rivayet vardır. İki kişinin karşılıklı kavgası, karı koca arasında cereyan eden tartışmaya akraba ve kabilelerin dahil olarak işin büyümesi, Evs ve Hazreç kabilesi arasında çıkan münakaşa vb. hadiseler anlatılmaktadır. 10. ayet olan “Muhakkak ki müminler kardeştir. Şu halde birbirileriyle kavgalı, Dargın, kırgın, küs kardeşlerinizin arasını düzeltip sulhu/barışı sağlayın. Allah’ın bu emrine uyma hususunda duyarlı ve sorumlu davranın ki O’nun şefkat ve merhametine nail olasınız.” ilave edip iki ayete bir bütün olarak baktığımızda ayetlerin özgün manası ve nüzül toplumuna verdiği açık mesaj, Müslümanlar arasındaki kardeşliği, bütün farklılıklarına rağmen ümmet şemsiyesi altında toplanabilmeyi, farklılıklarını zenginlik vesile yapıp kavgaya, savaşa vesile kılmamaları şeklinde özetlenebilir.

Fakat şu da bir gerçektir ki Cemel, Sıffin, Kerbela vb. erken dönemlerde gerçekleşen ve iç savaş nitelemesini hak edecek ölçüde ölümlerin olduğu dönemde bu ayet savaşın taraftarları tarafından kendi konumlarına meşruiyet kazandırmak için kullanılmış ve ilerleyen dönemlerde de ulema kendilerinin vaz’ ettikleri hadiseleri izah ederken “iniş sebebi ne olursa olsun, hükmü geneldir” kaidesi üzerinden bu ayeti kullanmışlardır.

Şimdi ayetler ferdi, içtimai veya daha başka şekillerde Müslümanlar arasında cereyan eden münakaşa, mücadele, kavga ve savaşların gerektiğinde savaşmayı da içine alan ama son tahlilde barış ile neticelendirilmesini emrederken buradan ölüm fetvası çıkartmak evlere şenlik bir kıyas-ı içtihadidir. Zira ne asıl vardır ortada ne de fer’. Ne vech-i şebeh vardır burada ne de ortak illet ve vasf-ı münasib. Eğer kıyasen verilmiş feri hükmü asıl kabul ediyorsanız o başka. O zaman da size şu kaideyı hatırlatırım: “Alâ hilafi’l kiyas sabit olan şey saire makisun aleyh olamaz.” (Mecelle, mad, 15)



Usul kaideleri üzerinden istinbatı bir kenara bırakalım da şu hususa odaklanalım: yukarıda ifade ettiğimiz gibi cevaplanmamış ve cevaplanması için üzeri hassasiyetle ve özenle kapatılan binlerce soruyu ve binlerce şaibeyi içinde barındıran darbe teşebbüsünü hâkim propagandasının etkisinde kalarak cemaatin üzerine yıkma ve ardından da bunu meşru devlete ve başkanına isyan olarak görüp ölüm fetvası verme ayetleri konseptinden koparıp Allah namına konuşmak demektir. Kendisinin bildiğini tahmin ettiğim kavramları kullanarak ifade edeyim “context” den bağımsız olarak “text” i konuşturma denir bunun adına. Gerçek manada ayetleri tahrif işte budur. Daha yenilerde yayınlanan ayetlerin manası, metin-içi ve metinler arası münasebet, sebeb-i nüzul, bağlam ve mesaj yazı serisinde bunun nice örneklerini vermeye çalışmıştım. İsteyenler bu sayfalarda yayınlanan o yazı dizisine bakabilir.

Kaldı ki “Allah’ın emrine uygun hareket edinceye kadar savaşmanın” ana hedefi barışın sağlanmasıdır Bunun için de yapılacak şey haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan ayırt etme, bunun için kılı kırk yaran mekanizmaların kurulmasıdır. Hatta bu istikamette saldırgan tarafa karşı tavır almak, onu hukuk ve adalet ilkelerini gözetecek zemine çekmektir. Halbuki tam tersi bir manzara var şu an ülkemizde maalesef. Evet, bir taraftan devlet ve o devletin kullanmış olduğu orantısız güç, diğer tarafta Hitler’in Yahudilere yönelik uyguladığı soykırım yol haritası adeta adım be adım takip edilerek düşmanlaştırılmış, şeytanlaştırılmış bir sosyal grup. Daha da önemlisi iktidarı başkalarına devir etmek istemeyen bu azgın aygıtın kendisine muhalif olan herkesi içine doldurduğu hayali bir çuval. Burada Akgündüz gibi İslam hukukçusu olduğunu söyleyen insanlardan beklenen iktidarın terör örgütü söylemini kullanmak, kendini o çuvala girmekten koruması için aynı kelime ve kavramları kullanarak iktidarın ekmeğine yağ sürmek değil, o çuvalın ağzını kapatmak, böyle bir terör örgütü yok deyip zalime değil zalimin zulmüne maruz kalanları desteklemek, onlara arka çıkmaktır. Ama heyhat.

Yazımı bir hadis ve dua ile noktalayayım: Hz. Peygamber (sas) “Din kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et.” deyince biri “ Ey Allah’ın elçisi mazlumken ona yardım etmeyi anladım. Zalimken ona nasıl yardım edeceğim?” diye sordu. Peygamber Efendimiz cevaben: “Onu zulmünden alıkoyar, zulmüne engel olursan ona yardım etmiş olursun.” buyurur. (Buhari, Mezalim, 4)

Duam ise şu: “Allah’ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uyanlardan eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan kaçanlardan eyle.” Amin.



20 Aralık 2018 17:49
DİĞER HABERLER