OHAL komisyonu, AB’yi ve mağdurları oyalama komisyonu

Halkların Demokratik Partisi(HDP) Kocaeli Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu OHAL Komisyonuyla ilgili Avrupa Komisyonuna bir mektup yazdı

Halkların Demokratik Partisi(HDP) Kocaeli Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, OHAL mağdurlarının yaşadığı sorunlarla ilgili Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.

HDP’li vekil mektubunda, OHAL Komisyonu’nun Avrupa Komisyonu ve AİHM tarafından hak ve özgürlükler açısından etkin bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceğini anlattı.  Gergerlioğlu, iki yıl süren OHAL’de, KHK’lerle en az 250 bin kişinin mağdur olduğunu aktardı.

İşte. Ömer Faruk Gergerlioğlu 'nın yazıdığı mektubun tam metni 

Sayın Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği,

 

OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nu kötü işletilmekte ve yetersizdir!

Bu mektubumuz, Türkiye’de 15 Temmuz’ da yaşanan ve hepimizin kınadığı başarısız bir darbe girişimi sonrası, 20 Temmuz 2016’da AKP hükümeti tarafından ilan edilen ve 2 yıl süren OHAL’de, KHK’larla en az 250.000 kişi olduğunu tahmin edebildiğimiz doğrudan mağdur; ikincil mağduriyet yaşayan aileleriyle birlikte hesaplandığında ise sayıları 1,5 milyona ulaşan kamu ve özel sektör çalışanını mahkemelere müracaat haklarını dahi ellerinden alacak şekilde tüm ekonomik ve sosyal haklarından mahrum edilmiş insanların mağduriyetlerini telafi etmek üzere kurulan "OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun, ülkede yaşanan hak ihlallerinin telafisi hususunda yetersiz kaldığı ve kötü işletildiği hakkında tarafınıza bilgi sunma amacı ile yazılmıştır.

 

AKP AİHM baskısını geçici olarak önlemek için OHAL Komisyonunu kurdu!

Binlerce mağdurun kısa bir sürede AİHM’e müracaatları sonucu ortaya çıkan dış baskılara dayanamayan, AKP hükümeti, OHAL/KHK mağdurları için bir hak arama yolu olarak “OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunu” kurmak zorunda kalmıştır. Ancak, komisyonun şu ana kadar gösterdiği çalışma usulü ve kriter göstergeleri hem Venedik Komisyonu tarafından öngörülen ölçütlerin hem de AİHM içtihatlarında belirlenen standartların çok uzağındadır. OHAL komisyonu, maalesef, kararlarında hukuki kriterleri esas almak yerine AKP hükümetinin politik kriterlerini temel almaktadır.

 

Komisyon etkili ve etkin bir iç hukuk yolu değildir! Komisyon temel hak ve özgürlükleri çiğnemektedir!

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kendisine başvurulmadan önce  ulusal idari ve yargısal mekanizmaların tüketilmesi koşulunu mutlak olarak anlamamakta ve bu mekanizmaların gerçekten etkin ve etkili olmasını aramaktadır. Diğer bir deyişle bu mekanizmaların etkin olup olmadığını kendi içinde bağımsız olarak değerlendirmekte ve bu yolların etkin ve etkili olmadığına karar verilmesi halinde bu yolların tüketilmesine gerek olmaksızın yapılan başvuruyu kabul edilebilir nitelikte bulabilmektedir.(  Autonom Concepts Doctrine)

AİHM OHAL Komisyonu’nun kurulmasının ardından bu komisyonu tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak görmüş olmasına karşın, bu durum anılan komisyonun temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddialarına karşı gerçekten adil bir süreç işletilip işletmediğinin denetlenmesini engellemektedir.

Yukarıda ifade edildiği üzere bir ulusal  mekanizma etkin ve etkili olması gerekirken, OHAL Komisyonu  etkin ve etkili bir mekanizma değildir. Kamudan ihraç halleri başta olmak üzere görev alanına giren bir çok hususta  temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını adil bir şekilde değerlendirmemiştir.

 

OHAL Komisyonu oyalama komisyonudur!

OHAL Komisyonu temel hak ve özgürlüklerin ihlalini inceleyecek idari bir mekanizma olarak değil aksine bu iddiaların yargı önüne götürülebilmesini engelleyici bir kuruluş ve organizasyon şemasına sahiptir. Devlet, Komisyona başvuran kişiler bakımından  başarı şansı olmayan bir yol ihdas etmiş ve  komisyona başvuruyu “kasıtlı zorluk çıkartma kuralı” haline getirmiştir. Komisyon ihlal iddialarının giderimini sağlayamayacaktır ve kamu gücü işlemlerinin temel hak ve özgürlüğün korunmasına ilişkin formaliteden ibaret bir hukuk yoludur.

Başvuru yolunda makul bir başarı şansının bulunması gerekir. Makul  düzeyde de olsa başarı şansı olmayan bir kanun yoluna başvurmanın  zorunlu olmaması gerekir. Başvurunun  etkililiği konusunda “olağan şüpheyi aşan bir kuşku” ve “başarı şansının olmadığı konusunda neredeyse oybirliğiyle mutabık kılınabilecek” olması halinde bu yolun etkili olduğu söylenemez. OHAL Komisyonu bakımından başarı şansının olmadığı yönünde tüm başvurucuların mutabık olduğu açıktır.

Başvuru yolunun yetersiz ve etkisiz olması halinde de bu yolun tüketilmesi gerekli değildir. Başvuru yolunun yeterli olması söz konusu başvuru yoluna gidildiğinde bu konuda ihlal iddiasına ilişkin her yönüyle bir inceleme yapılabilmesini ve ilgili yolda ihlalin giderilmesinin mümkün olmasını ifade eder. Bu açıdan bakıldığında, OHAL Komisyonu uyuşmazlığı tüm yönleriyle çözmeyeceği için yeterli bir yol olarak görülemez. Başvuru yolunun etkili olması ise bir yolun başvurucu lehine sonuç garantisi vermese de sistemin bütünü içerisinde ihlalin meydana gelmesini veya sürmesini engelleyebilmesini, eğer ihlal ortaya çıkmış ise başvurucuya uygun veya yeterli bir çarenin sunulabilmesini ve başvurucunun bunun devam etmesini engelleyebilmesini ifade eder.

 

125 Bin başvurudan sadece 42 Bini incelenebilmiş! Henüz başka bir adres gösterilen Ankara İdare Mahkemesinden bir karar çıkabilmiş değildir!

OHAL KHK’ları kapsamında temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri süren başvurucuların bu kararnamelere karşı etkin ve etkili bir başvuru imkanı bulunmamaktadır. OHAL Komisyonu’nun hayata geçirilmiş olması da bu gerçeği değiştirmektedir. Anılan Komisyonun yapısı ve kurulduğu günden beri verdiği kararların istatiksel  dökümü yanında değerlendirme yaptığı kriterlerin yetersizliği de bu komisyona yapılan başvurularda anılan Komisyonun kapasite sorununu haklı çıkarmaktadır. 23 Ocak 2017 de kurulmasına karar verilen komisyonun kurulmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen (iki yıl içerisinde komisyonun başvuruları karara bağlayacağı sözü verilmişti) şu ana kadar 125 Bin başvurunun 42 Bini incelenebilmiştir. Bu incelemeler sonucunda olumsuz karar alan yurttaşların başvuruları için adres gösterilen Ankara İdare Mahkemelerinden ise bir karar çıkabilmiş değildir. Görülmektedir ki insanların iç hukuk yollarını tüketmeleri gerektiği zorunluluğu daha ilk adımda defacto bir şekilde engellenmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin anılan komisyonu başlangıçta  etkili bir mekanizma olarak görmüş olması da bu gerçeği değiştirmemektedir. Çünkü uluslararası mahkeme otonom kavramlar doktrini ışığında Olağanüstü Hal  Komisyonunun verdiği kararların sözleşmede yer alan ilklere uygunluğunu sürekli olarak gözlemlemektedir. Devletin ulusal takdir marjı ve ulusal yetkisine müdahale etmeme ve  ikincillik ilkesine saygının bir sonucu olarak etkili olarak görülen bu yolun halihazırda Mahkemenin yerleşmiş standartlarına aykırı bir mecrada ilerlediği ise tüm açıklığıyla ortadadır.

 

OHAL uygulamaları başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırıdır!

T.C. Anayasa’nın 121. maddesinin göndermesiyle Olağanüstü Hâl Kanunu’nda öngörülen tedbirleri sınırlı sayıda anlamak ve dar yorumlamak yerinde olacaktır. OHAL Komisyon böylesi bir yorum sürecine bile gereksinim duymamakta ve OHAL döneminde alınan kararları tescil eden bir yapı görünümü çizmektedir.

Anayasa’nın 121. maddesi, olağanüstü hâllerde temel hak sınırlamalarının ve Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin “Olağanüstü Hal Kanunu” ile alınabileceğini açıkça belirtmiştir. Anayasanın bu açık hükmünü, olağanüstü hâl durumlarının ağır sonuçlarının öngörülebilir ve denetlenebilir olması; karmaşa içinde göz ardı edilmemesi amacı doğrultusunda yorumlamak akla yakın durmaktadır. Aksi durumda OHAL dönemlerinde tüm yasama faaliyetlerini OHAL ile ilişkilendirebilir, OHAL’in zorunlu kıldığı ile kılmadığı tedbirler arasında bir ayrım yapabilme imkânı ortadan kalkar. Bunun, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve hukuk devleti ilkesine riayet bakımından ciddi sorunlara yol açacağı söylenebilir.

 

Toplumun büyük bir kesimi hukuksuzca mağdurlaştırılmıştır!

Öncelikle farklı mesleklerden yüzbinlerce kamu çalışanı asker, polis, akademisyen, öğretmen, doktor, hemşire, basın mensubu, yargı mensubu, din adamı, işçi, STK çalışanı, öğrenci ve daha onlarca farklı meslekten insanların yanında yüzlerce dernek, vakıf, sendika, özel sağlık kurumu, özel öğretim kurumu, federasyon, konfederasyon, medya kuruluşu, resmî gazetelerde yayınlanan KHK’larla kapatılmış veya birçok özel kuruluş da atanan kayyumlar vasıtası ile hükümetin denetimine alınmıştır. Resmî Gazetelerde yayınlanan çarşaf listelerle bu kadar çok kişi ve kurumu tüm dünyaya darbeci/terörist ilan edilerek kapatıp/mağdur eden hükümet, AB’den gelen baskılarla kurmak zorunda kaldığı, OHAL komisyonu’nun “hak ihlali” kararlarını, muhataplarına özel, “gizli” duyuru yaparak, açık hak ihlaline uğrayan, kişilerin ve kurumların onurlarını sürekli olarak ayaklar altında tutmaya devam etmiştir. Ancak bunun komisyonun en az endişe verici uygulaması olduğu da söylenebilir.

 

OHAL Komisyonunun daha dosyalara bakmadan iade oranın kaça çıkacağını söylemek kararlar önceden belli algısı oluşturuyor!

OHAL Komisyonu, kendilerine, tarafınızdan görüşme daveti gelinceye kadar, kararlarında %3 oranında, mağdurların haklarının ihlal edildiği tespiti yapmakta ve mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde karar vermekte idi. Ancak, Komisyonundan gelen görüşme talepleri sonrası, bu oranın %7,5’a çıkarıldığı geçenlerde kamuoyuna duyurulmuştur. Ancak, komisyondan binlerce mağdura ulaşan “red” kararlarının gerekçelerinin incelenmesi ve de OHAL /KHK mağdurları arasında yapılan bilimsel araştırmalardan elde ettiğimiz veriler ışığında, komisyonun gerçekte “hukuki değil”, tamamen, AKP hükümetinin belirlediği “siyasi kriterlere” göre hareket ettiğini açıkça göstermiştir.

 

Reddetme gerekçeleri tam bir hukuk skandalı, yasal bankada hesap , sendikada ve dernekte üyelik, ilişkili olduğu iddia edilen hastanede tedavi vb

Tespitlerimize göre, Komisyonun, mağdurların haklarını iade taleplerini “reddetme” gerekçeleri aşağıda sıralandığı gibidir. Bu noktada hatırlatmak isteriz ki aşağıda sıralanan gerekçelerin birçoğu, hükümetin, sonradan darbe/terör örgütü ile ilişkilendirdiği; ancak faaliyet gösterdikleri dönemde tamamen yasal olarak kurulan, yasal olarak faaliyet yürüten ve de hükümet tarafından faaliyetleri gözetim ve denetim altında tutulan ticari veya gönüllü faaliyette bulunan kurumlarla üye /müşteri ilişkisi kuran şahıslarının eylemlerinin, sonradan “terör” veya “teröre maddi destek faaliyeti” olarak kategorize edilmesi ile alakalıdır. Yaygınlık sırasına göre Komisyonun red gerekçeleri; kapatılan Bank Asya'da hesabı bulunmak / bankadan kredi almış olmak; haberleşme içeriklerine bakılmaksızın WhatsApp benzeri, ByLock isimli, kriptolu iletişim programını kullanmak; hükümet izni ve onayı ile yasal olarak kurulmuş ve faaliyet yürütmüş sendikaların üyesi olmak( KESK, Aktif Sen) ; yasal yayın yapan gazete / dergilerin abonesi olmak; savcılıkta /mahkemede açık davası / soruşturması bulunmak; mağdurların çalıştıkları kurumda kim tarafından yazıldığı bilinmeyen kişilerce ilgili mağdur hakkında komisyona olumsuz kurum kanaati bildirilmesi; kapatılan sosyal yardım derneklerine/vakıflarına geçmişte bağışta bulunmuş olmak; yasal olarak kurulmuş derneklerde üye /yönetici olmak; yasal olarak kurulmuş ve faaliyet yürütmüş olan ticari /eğitim kurumlarda bir süre çalışmış olmak; sosyal çevrede “HDPli” olarak bilinmek; sosyal çevrede “Cemaatçi /FETÖ’cü” olarak bilinmek; istihbarat örgütünce ortaya konan bazı fişleme listelerinde adları bulunmak; yakınları Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticisi olmak/ çalıştığı kurumda HDP ye yakın olarak bilinmesi; HDP ve yasal diğer kurum kuruluşların legal etkinliklerine katılmak; Eğitim-Senlilerin bir günlük barışa destek eylemine katılmak; yasal olarak ticari faaliyet yürütmüş olan bazı sigorta şirketlerinden sigorta yaptırmak; delil yetersizliğinden" beraat etmiş olmak (CMK 223/2-e); sonradan Fetullahçı terör örgütü ile ilişkilendirilen birtakım internet sitelerini ziyaret etmek; sonradan, Cemaat / FETÖ ile ilişkilendirilen birtakım şirketlerden alış-veriş yapmış olmak; çocuğunu KHK ile kapatılan özel okullara geçmişte göndermiş olmak / o okulların taksitlerini ödemek; KHK ile kapatılmış olan okullarda geçmişte okumuş olmak /mezun olmak; çocuklarını kapatılan dershanelere göndermiş olmak / o dershanelere ücret ödemek; kapatılan dershanelerden eğitim almak; KHK ile kapatılmış hastanelerde muayene olmak; birtakım otellerde kalarak tatilini geçirmek; gizli tanık ifadesiyle hakkında ihbar bulunmak; ihraç olan kişilerle veya onlarla ilişkili kişilerle, avukatlarıyla dahil görüşmek /telefon etmek; işe giriş sınavlarını yapan heyetin örgüt üyeliğinden tutuklu olması; mahkeme dosyalarına yansıyan ve kişi hakkında olumsuz istihbarat olmasa da yakınları hakkında legal faaliyetler ve bazı kurumlarda SGK kaydı sebebiyle olumsuz gelen güvenlik soruşturması kurum raporları; herhangi bir görüşme olmasa bile ankesörlü telefonlardan aranmış olmak ve makul şüpheler gibi hedefteki şahıslar hakkında, gerçekten bir terör örgütü üyesi olarak, şüpheye mahal bırakmaksızın, hükme varılmasını olukça şaibeli kılacak garip gerekçeler kullanılmaktadır. Bütün bu ifadelerimizi delillendirmek belgeler, talep halinde, sunulmak üzere tarafımızda mevcuttur.

 

Mahkemelerden beraat ve takipsizlik alanlara bile komisyon red kararı veriyor!

Ayrıca komisyon tarafından daha vahim anayasa ihlali ve suçlar işlenmektedir. T.C. mahkemelerinden beraat ve takipsizlik alanlara ya da hakkında hiç soruşturma olmayan yurttaşlara yukarıda anılan sebepler gerekçe gösterilerek red cevabı verilmektedir. Daha öncesinde ihraç edilme tarihine göre başvuruların değerlendirileceğini belirtilmesine rağmen açıklanan sonuçlar sıralamaya kesinlikle uyulmadığını göstermektedir. Teknik olarak değerlendirdiğimizde de komisyon çalışma prensibi olarak ciddiyetten uzak, komisyon başkanının ‘değerlendirmelerimiz bittikten sonra iade sayısı %15leri bulacaktır’ dediği kadar değerlendirme sonuçları önceden belli ve objektiflikten uzak, başka kişilerin kararlarını başka başvuruculara gönderecek kadar özensiz, evrensel hukuk normlarından uzak olacak şekilde haktan ve hukuktan uzak bir yapısı vardır.

Kısaca OHAL komisyonu, AB’yi ve mağdurları oyalama komisyonu olmuştur. Mağdurların hukuka bir an önce erişimini engelleme ve “Sivil Ölümlerini” derinleştirme işlevi görmektedir.

Saygılarımızla.

 

Halkların Demokratik Partisi adına Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu

26 Kasım 2018 18:35
DİĞER HABERLER