Putları kırmak!

''Gerçek putunun ne olduğunu bilmeden kendisini bir puta tapıcı olarak dizayn edenlerin gösterdiği hedefe sallıyor dahrasını Mehmet kardeşimiz''

Bu ev öyle bir ev ki putçu Azer’in    
Saysan her nefesine bir put düşer.    
Kır bu evin putlarını İbrahim ne olursun    
Kur’an olsun adı, cami olsun, veli olsun    
Kır bu evin putlarını İbrahim    
İster hakka yaklaştıran olsun adı    
İster melek kılan olsun    
Kır bu evin putlarını İbrahim ne olursun.    
 
Deli gönlüm azmet putlar kırmaya
Putlar kıran arz-ı mev’ud’a geçer…     

(Sabah Kara- Doğu Ağıtları)

Herkes Siverek’te elinde Orak (Dahra deniyormuş yerel dilde) ile Atatürk heykeline saldıran yobazı konuşuyor. 

Yobaz dememiz, katı laikçilerin jargonlarına bayıldığımızdan değil elbette. 

Gerçekten de kelimenin tam anlamıyla yobazdır elindeki demirle heykele vuran zat. 

Büyük ihtimal akıl sağlığı da yerinde değil ama fark etmez. Çünkü bırakınız akıl sağlığı yerinde olmayanı, ciddi makamları işgal eden aynı zihniyette yüzlerce, binlerce insan tanıyorum ben. 

Put, tarihin en eski endüstrilerinden biridir. 

Her devirde vardır puta tapıcılık. Sadece şekli değişir. 

Her şeyden önce bir tüketim ve sömürü aracıdır. 

Ancak, bugünden geçmişe bakarak, meseleyi bağlamından koparıp “Vay be eskiden ne kadar da gerizekalılarmış, putlara tapıyorlarmış, hatta helvaya tapıyor, acıkınca yiyorlarmış, salak ya bunlar!” filan demek meseleyi anlamamak demektir. Hani A Haber’de konuk yorumcu iseniz bir şekilde anlayışla karşılarız da, hakikat öyle değil...

Bir kere, bugünkü en sağlam imanlı görünenlerden bile daha sağlam bir mantık platformu vardı puta tapanların. 

Hiç biri aptal ya da boş beleş adam değildi. 

Biri silah endüstrisini elinde tutuyordu, diğeri siyasi yönetimi, bir diğeri ekonomiyi...

Ebu Cehil, Ebu Süfyan ya da Velid Bin Muğire idi adları ama tarihin her döneminde, her coğrafyasında farklı isimlerle var oldular, olacaklar da emin olun.

Bugün de var hepsi.

İnanın yaşıyor Ebu Cehil de...

Ebu Süfyan da yaşıyor, hem de çok yakınımızda...

Velid Bin Muğire de keza… Sadece ismi ve resmi değişik belki…

Günümüz Süfyanları, Ebu Cehil’leri farklı putlar ve putlaştırmalarla yaklaşıyorlar günümüz insanına… 

Ortaya Mehmet Malbora (Soy isim orijinal kesinlikle!) olan sakallı cahil dinci gibi bir jenerasyon çıkıyor bu yüzden. 

Yalnız bir problem var. 

Gerçek putunun ne olduğunu bilmeden kendisini bir puta tapıcı olarak dizayn edenlerin gösterdiği hedefe sallıyor dahrasını Mehmet kardeşimiz. 

Neydi cahiliye döneminin en meşhur ve majör putları?
Lat… 
Otorite demekti…
Menat… 
Para demekti…
Uzza… 
Güç demekti…

Hangi putpereste sorsanız, “Biz salak değiliz, elbette bunlar taş, zaten biz içindeki ruha tapıyoruz, bunlar aracı” diyecekti. 

Bakalım bu üç putun günümüzdeki karşılıkları neler?

Zira bize hiç de yabancı olmayan kavramlar bunlar. 

Otorite mesela;  Devlet, saltanat, taht, lider, ecdat, egemenlik, sınır, millet demek değil mi?

Ya da Para?

Nedir karşılığı paranın?

Banka, sermaye, işletme, ekonomi, altın, gümüş, döviz, borsa, çek, senet, ev, apartman, bina, villa, yat, gemi vs vs..

Değil mi?

Peki Güç nedir?

Nedir günümüzde gücün karşılığı?

Asker olabilir mi mesela?

Ordu ya da…

Seçmen, oy sayısı, parti, sandık ya da..

Silah? 

Kesinlikle! Ekonomi, nüfus…

Binlerce alt şubeye de inebiliriz…

Demek Lat, Menat ve Uzza her dönemde olmuş. Sadece bir vakit taştan yontulmuşlardı. Ya da kerpiçten. 

Şimdi betonarme olanı da var, mermerden olanı da, sıcacık ve parlak ceylan derisinden olanı da…

Var ama putlar…

Putlarımız…

Siz kendinize sordunuz mu?

Acaba ben neye tapınıyorum diye? Benim putum ne olabilir? Yoksa ben de bir putperest miyim?

Tarikatınızın lideri olabilir mi sizin putunuz?

Ya da partinizin lideri?

Veyahut bizatihi ideolojinizi putlaştırıp ona tapınıyor olamaz mısınız?

Mesela din adamı ya da Meclis başkanı filan olmanız fark etmez. 

Bilim insanı olmanızın da çok anlamı yok. Profesör bile olsanız, bilmem kaç milyonluk makam arabanıza tapınıyor olamaz mısınız?

Siverekli Mehmet günümüzün putlarından rahatsız olmuyor nedense. Bunun yerine heykelden alıyor hırsını. Çünkü günümüzün gerçek put endüstrisinin sahiplerinin işine böyle geliyor!

Şimdi Mehmet Malbora kendine şu soruyu sormalı:
Benim gerçek putum ne?

Tarikatım olabilir mi?

Şeyhim?

Uğruna insan öldürmeyi göze alacağım partim ya da liderim…

Biz de soralım kendimize aynı soruyu. 

Biz bir putperest olabilir miyiz acaba?

Herhangi bir şeyi putlaştırıp ona tapınıyor olmayalım sakın?

Büyük putlarımız var mı?

Yoksa küçük küçük putlara tapınmakla mı geçiyor hayatımız?

Çocuklarımızı ya da ailemizi putlaştırmış olamaz mıyız yani?

İşimizi, makamımızı, çalıştığımız kurumu. Ya da binasını sadece yahu binayı, betondan çimentodan putumuz olmasın sakın bizim?

Arabasına tapınanlar var mı aramızda?

Allah ile aranıza ne koyuyorsanız putunuz odur!

Peygamber de olabilir bu put, şeyhiniz de, hocanız da, kitabınız da, ibadethaneniz de…

Kur’an-ı Kerim bu üç büyük puta karşı üç önemli put kırıcı veriyor elimize. Bizim orağımız bu olmalı.

Diyor ki Kur’an: 
Allah’tan başka hakiki otorite yoktur (La ilahe illallah)
Güç ve kuvvet yalnızca Allah’a aittir (La havle ve la kuvvete illa billah)
Mülk Allah’ındır (Lehu’l-Mülk)

Zavallı bir yobaz ya da softayı kınayan binlerce putpereste laf anlatmak zordur biliyorum. 

Ama durum vaziyet böyle…

Seyfi Mert

31 Temmuz 2017 13:29
DİĞER HABERLER