"Sakın zalimlerin yaptığı zulümlerden Allah’ı habersiz sanma!..."

"Burada biraz ariye bir üslup takınarak insanın şöyle demek geçiyor içinden: Ey günahsız, bir o kadar da çaresiz bu insanlara zulmeden zalimler! Dindarlığı ölçüsünde gaddarlaşan yobazlar! Her gün namazlarında ya Rahman diye çağıran merhametsizler! Yaptığınız zulümler nasıl olsa karşılıksız kalıyor zannetmeyin.."
Sevgili dostlar, Kur’an’da rahmet kavramıyla başladığımız bu seriye, “Efendimizin evrensel rahmet” oluşuyla devam etmiştik. Bu yazımızda ise “merhamet çağrısında” bulunarak başladığımız bu seriye şimdilik bir noktalı virgül koymak istiyoruz.

12 Eyül 1980 tarihinde milletimize karşı, kendi ordusu tarafından sinsice planlanarak yapılan darbeden hemen sonra, Kasım ayında yayınlanan “Merhamet” başlıklı başyazıda muhterem hocamız kainattan çeşitli örnekler vererek bu konuda şu tespitte bulunuyor:

“Kâinata, bir merhamet senfonizması nazarıyla bakılabilir. Ayrı ayrı ses ve soluklar; tek ve çift bütün nağmeler, öyle bir ritim içinde akıp akıp gider ki, bunu görmemek ve anlamamak kabil değil. Ve sonra bütün şu parça parça acıma ve şefkat etmelerin arkasında, bu esrarlı koroya hükmeden, her şeyi çepeçevre sarmış geniş rahmetin sezilip hissedilmemesi...
Veyl olsun bunlardan bir şey anlamayan tâli’siz ruhlara...! 

Aslında her biri birer zavallı olan ve yeryüzünün her coğrafyasında mebzul şekilde bulunan ve yaşadıkları zamanları zulüm, işkence ve acılarla dolduran bütün o zalimlere buradan bir çağrıda bulunmaya çalışacağız. Zulmü bırakın, gelin siz de merhametli birer insan olun, sahibinin istediği gibi yeryüzünü rahmetle doldurun, özellikle zayıfları, muhtaçları gözeterek Rahman’dan merhamet görün.. 

“Yeryüzünde yaşayan başta insan olmak üzere, diğer bütün canlı-cansız varlıklara merhamet edin ki, semadan merhamet göresiniz.”

Bu çağrı çağlar boyu Peygamberler tarafından yapıldığı gibi bir kere de son Peygamber tarafından yapılmıştır. Bu çağrıya kulak verildiği zamanlar ve zeminler cennete benzer bir hayat yaşanmıştır..Uyulmadığı zamanlar ise cehenneme rahmet okutan zamanlar olmuştur..

Merhamet timsali insanlar..

Üç asır devam eden Afrika’dan siyahi insanın kaçırılarak köleleştirilmesi ve Amerika gibi ülkelere yapılan köle ticareti, bir avuç kalbleri merhamet duygusuyla ve insan sevgisiyle çarpan insanın verdiği mücadele sayesinde, kölelik kaldırılma sürecine giriyor..
Bu sahada Virjinya’lı John Brown’u 1859 yılında başlattığı mücadeleyi takdirle karşılamak gerekir.. Verilen bu haklı mücadele ABD'de 1861 ile 1865 yıllarını kapsayan iç savaş sona erdikten sonra ancak tüzel olarak kölelik kaldırılabildi. Ancak zamanımızda yaşanan olaylara bakınca mücadele bitmiş gözükmüyor.. 

Afrika’dan kaçırılan o siyahi insanlardan birinin soyundan gelen bir insan, geçtiğimiz günlerde polis şiddetine maruz kalarak vefat etmişti. Onun üzerine başlayan Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Değerlidir) protestoları bir anda Amerika, Avrupa ve daha başka coğrafyalarda pek çok olaylara sahne oldu.. 

Asırlar sonra ve sembolik de olsa bir zamanların köle tüccarı ingiliz Edward Colson’ın memleketi  Bristol'deki heykeli devrilip sokaklarda rezil bir şekilde sürüklendikten sonra o köleleri gemilerle taşıdığı nehire atıldı. Yaptığı zulümler asırlar sonra da olsa cezalandırılmaya çalışıldı.

26 Haziran 1945 tarihinde ABD’nin San Fransisco şehrinde imzalanan ve daha sonra dünya çapında kabul gören Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 55.maddesinde , “ırk, renk, dil ya da din ayrımı gözetilmeksizin herkesin insan haklarına ve ana özgürlüklerine, bütün dünyada etkin bir biçimde saygı gösterilmesini kolaylaştırmak” hükmüne yer verilmiştir.     
Bildirinin ilk resmi taslağı, Fransa temsilcisi, sonradan Nobel Barış Ödülünü de (1968) kazanacak olan Anayasa Hukukçusu Profesör Rene Cassin tarafından hazırlanmıştır. Raportör de Lübnan’lı Joseph Malik’tir. Malik’in insan onuru kavramının bildiride yer almasındaki katkısı büyüktür.

Bir giriş ve 30 maddeden oluşan İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, iki dünya savaşında, 60 milyondan fazla insanın telef olmasandan sonra oluşan nedamet atmosferinde, 10 Aralık 1948 günü Fransa’nın başkenti Paris’te toplanan BM Genel Kurulunda kabul ve ilan edilmiştir.

Bu gayretleri ortaya koyan insanlar birer merhamet kahramanı olarak kabul edilmelidir. O gün o güçlü çıkıştan sonra geçen 72 sene zarfında, insana layık olduğu insan  onuruna yakışır bir hayatı kendisine verip veremediğimiz konusunda, ne durumda olduğumuz konusunun sorgulanmaya ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Küresel ölçekte bu konuya böyle bir bakıştan sonra gelelim zulmün her türlüsünün her çeşidiyle yaşandığı mağdurlar, mazlumlar ülkesine dönen bizim ülkemize..

Çok değil daha on sene öncesinde merhametin, toplumun her kesiminde bir çağlayan halinde yaşandığı o güzelim memleketimizde, şimdilerde merhametin zerresine muhtaç olunan bir manzara yaşanıyor.. Hamile bacılar, bebekli anneler, yaşıyla kemale ermiş nineler, pirifani dedeler.. daha niceler bu günlerde, bu merhamet yoksunu zalimlerin hedefinde, haysiyetleri, şerefleri ve yaşlarına saygı duyulmadan linç ediliyorlar..

İşte yüzlerce örnekten biri:

87 yaşında Manisa Gördes’li Sıttıka teyzeyi, 65 yıldır oturduğu, kocasından miras kalan evinden zorbalıkla çıkarıyorlarmış. Kendisine evi boşalt diye tebligat gelince teyze kalb krizi geçirmiş. Doksan yaşına dayanmış bu teyzemize yapılan merhametsizlik içimizi dağladı. Teyze isyan ederek: “Bu ev bana kocamdan kaldı. 65 senedir burada oturuyorum. Ben bunu hayır olsun diye, ileride (ben öldükten sonra) talebeler dursun diye bu evi vakıflara bağışladım. Şimdi bana çık diyor devlet. Ben bu yaştan sonra nerede durayım. Sokakta mı durayım?” dedi. 

Burada biraz ariye bir üslup takınarak insanın şöyle demek geçiyor içinden: Ey günahsız, bir o kadar da çaresiz bu insanlara zulmeden zalimler! Dindarlığı ölçüsünde gaddarlaşan yobazlar! Her gün namazlarında ya Rahman diye çağıran merhametsizler! Yaptığınız zulümler nasıl olsa karşılıksız kalıyor zannetmeyin..

Zira O merhameti sonsuz Rabbimiz bütün mazlumların yüreğine su serpercesine: “Sakın zâlimlerin yaptığı zulümlerden Allah’ı gafil sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor” [İbrahim sûresi (14), 42].

O kendisine ümmet olduğunuzu söylediğiniz yüce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ne diyor bir de ona bakın:
 “Kocasız kadınlarla, yoksulların işlerine yardım eden kimse, Allah yolunda cihâd etmiş gibi sevap kazanır. O kimse tıpkı geceleri durmadan namaz kılan, gündüzleri hiç ara vermeden oruç tutan kimse gibidir” (Buhârî, Nafakât 1, Edeb 25, 26; Müslim, Zühd 41) 

Dünyanın her coğrafyasında, her anlayışında, her inancında yaşlılara hürmet gösterilip kendilerine yardım edilirken, siz bu zulüm motivasyonunuzu hangi inançtan ve hangi kültürden alıyorsunuz? 

“Allah size yardım edip rızık veriyorsa, bu, aranızdaki zayıflar sâyesinde değil midir?” (Buhârî, Cihâd 76) 

Mukaddes bir sözde: “Eğer içinizde beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen masum yavrular ve çayırlarda otlayan hayvanlar olmasaydı belalar üzerinize yağmur gibi yağardı” denilerek, güç ve kuvvetin geçici olarak kendilerine tevdi edildiği insanların, bu gücü kötüye kullanmamaları konusunda uyarılmışlardır.  

Aslında insan ne yaparsa kendine yapar denilmiş, eğer içinde yaşadığı topluma, insanlığa, hatta bütün canlılara, bir insanlık borcu olarak merhamet ederse o nispette yücelir; gadre, zulme, insafsızlığa düşerse o ölçüde de horlaşır, hakirleşir ve insanlığın yüz karası olur.

Bütün zamanlarda bütün mazlum ve mağdurların dillerinde virdi zeban olan şu dua ile yazımızı noktalayalım:

 “Zalimlere ve yaptıkları zulümlerine karşı Allah bize kâfîdir. O ne güzel vekildir! O ne güzel mevlâ ve ne güzel yardım edicidir!” 

16 Haziran 2020 11:13
DİĞER HABERLER